Vakıfbank Güneş Sigorta TT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Vakıfbank Güneş Sigorta TT etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mayıs 2011 Salı

Seride erken sona doğru: Fenerbahçe 3 Vakıfbank 0



Son 1.5 yıldaki 14. Fenerbahçe-Vakıfbank randevusu Ze Roberto’nun pek de beklenmeyen kadro açılımıyla daha başlamadan ilk sürprizini yaptı. Seda’nın yine nükseden sakatlık problemiyle birlikte Fürst’e tribün yolu gözükürken Kasia aylar sonra ilk defa önemli bir maçta kendini ilk altıda buluverdi. Sezon daha yarılanmadan ilk altıdan kesik yiyen Nihan da uzun bir aradan sonra libero olarak kadrodaydı. İpek de yanılmıyorsam bu sezon ilk defa ciddi bir maçta ilk altıda boy gösterdi.

İlk altının yarısını değiştiren Ze Roberto’nun aksine Guidetti yine her zamanki takımıyla maça başladı. Açıkçası serinin tam ortasında böylesine radikal bir değişiklik çok da tercih edilecek bir şey değil özellikle de iplerin sizin elinize geçtiği ve karşı tarafın hamle yapmasının beklendiği bir anda ancak Ze’nin maç sonu açıklamasından da anlaşıldığı kadarıyla en azından Songül-Nihan dışındaki değişiklikler tercihten çok bir zorunluluk olmuş.

Fenerbahçe maça yine gergin girer gibi gözüktü. Özellikle Naz’ın bu ilk bölümde Sokolova’yı oyundan düşüren kötü oyunu vardı. Ancak bu gergin girişe rağmen Fenerbahçe çok çabuk toparlanırken Vakıfbank hala Cuma gününde kalmış gibiydi. İlk maça oranla çok daha istikrarlı servisler atan sarı-lacivertlilere karşın Vakıfbank’ın manşetleri çok fazla bozulmadı belki fakat yüksek yüzdeli servis karşılamaya rağmen Vakıf’ın bugün hiç gününde olmayan pasörleri hücumda bir türlü ritm tutturamamalarının ana nedeniydi. Tam tersine berbat servis karşılayan Fenerbahçe’deyse Kasia’nın oynayacağı tutunca Vakıf’ın savunması da bir yere kadar dayanabildi. Fenerbahçe set sonunu minimum hatayla bitirerek 1-0 öne geçti.

İkinci set de Fenerbahçe’nin sıfır gerginlikle başlaması dışında ilk setin karbon kopyası gibiydi. Fener iyi servis atıyor, Vakıfbank da iyi servis karşılıyordu ama Vakıfbank bir türlü hücumda dengeyi kuramadı. Guidetti’nin pasör değişiklikleri de durumu kurtaramadı. Kötü manşete rağmen blok ve savunması iyice oturan Fenerbahçe karşısında git gide oyun karakterinin dışına çıkan Vakıfbank’ta Gözde’nin sakatlığıyla maç iyice çevirilemez noktaya kaymaya başladı.

Maçın son seti için de yine aynı şeyleri yazacağım. Fenerbahçe kötü manşetlerini servis, blok, savunma ve hücumdaki performansıyla tolere ederken, Vakıfbank setin hiçbir bölümünde geri dönebilecek bir izlenim veremedi. Bu sezon başındaki Süper Kupa maçı hariç hiçbir maçta bu takımı bu kadar tepkisiz görmedim diyebilirim. Guidetti bile bir yerden sonra artık maçı falan bıraktı. Fenerbahçe de savunma ve blok konsantrasyonunu hiç düşürmeden güle oynaya seride 2-0’ı yakaladı.

Maçın geneli itibariyle Vakıfbank belirttiğim gibi bu sezonun en tuhaf performanslarından birini gösterdi. Oyunun tamamı Fenerbahçe’nin kontrolünde geçerken Vakıfbank ancak Fenerbahçe izin verdiği kadar rakibine yaklaşabildi. Fenerbahçe de hiçbir zaman Vakıf’ın bir seri tutturmasına ve havaya girmesine izin vermeden maçın direksiyonunda kaldı.

Fenerbahçe’nin yine lise takımı seviyesinde servis karşıladığı bir günde oyuna kötü girmesine rağmen çabuk toparlanan Naz’ın performansı dikkat çekici. Sağdan soldan çevirmekle uğraştığı topları bir şekilde hücum opsiyonuna çevirmeyi başardığı gibi arka alandaki savunmasıyla da bugün çok kritik toplar çıkardı. Tabi burada Kasia’dan da bahsetmek gerekiyor. Ortası olmayan Polonyalı bugün zirve performanslarından birine imza attı ve aksi olsa hem Ze Roberto hem de kendisi açısından çok büyük eleştiriler alacağı bir maçı MVP lik bir performansla bitirdi. Diğer iki smaçörün hücumda pek ortada gözükmemesi bu performansı daha da değerli kılıyor haliyle. Maça iyi konsantre olmuş Eda ve İpek’in de aldıkları toplardaki yüksek yüzdeleri hücumda hayalet gibi gezen Nati ve Sokolova’ya pek ihtiyaç duyulmamasında en önemli etkenlerdi. Bu iki oyuncu manşet ve hücumda sırıtsalar bile savunma performansları takımın geneli gibi gayet iyiydi. Bir türlü çabuk setler kuramayan Vakıfbank’a karşı İpek ve Eda bu sezonun en efektif maçlarını çıkardılar. Artık liberoluğu unuttuğunu düşünmeye başladığım Nihan manşetlerde yine bildiğimiz Nihan’dı hatta belki de daha kötü ancak Songül’ün bir türlü beceremediği savunma aksiyonlarında her topa atlayarak alıştığımız performansını ve farkını ortaya koydu. İlk maçtaki gibi üçlü blokların yanına çok iyi bir arka alan savunması da eklenince Fenerbahçe için sezonun en rahat galibiyetlerinden biri geldi. 

Vakıfbank cephesi hala daha ilk maçın şokundan çıkamamış sanırım. Kaybedilmesi durumunda telafisi çok zor bir maçta bir türlü oyuna ortak olamadılar. Fenerbahçe’nin çok iyi servisleri karşısında manşet ve savunmada çökmediler belki ama oyunun diğer alanlarında hep bir iki adım geride kaldılar. Pasörler felaket bir günlerindeydiler. Hakemin çaldıklarının yanında bir o kadar da çalmadığı hatalı pas çıktı Nilay-Özge ikilisinden. Gayet iyi manşet getiren bir takımda temiz çıkardıkları toplarda da tercihleri iyi değildi. Önceki maçın tie break setinde çok iyi gelen manşetlere rağmen kaybettikleri senaryoya benzer şekilde bir maç çıkardılar. Sene başından beri her şartta hücum eden ikiz kuleler de maç ilerledikçe fişi çekmek zorunda kaldılar. Özellikle Nikoliç hemen her tur karşısına dikilen Eda-Naz bloğuna karşı bir yere kadar dayanabildi. Eczacı serisinde kritik işler yapan Bahar’ın final serisindeki tutukluğu da işleri gittikçe zorlaştırıyor. Takımın genelinin aksine final serisinde aynı standardıyla devam eden tek isimse Gizem. Bugün savunması bir yana manşet yüzdeleriyle oha dedirtti.

Vakıfbank’ın buradan seriyi çevirmesi için artık kendilerinden çok Fenerbahçe’nin anormal şeyler yapması gerekiyor. Maçlar arası süre de azaldıkça yorgunluk Fenerbahçe’ye göre çok daha vurucu bir etki yapacaktır Vakıfbank’a. Gözde’nin de muhtemelen sezonu kapattığını düşünürsek şampiyonluk onlar için Kaf Dağının ardında gibi bir hal aldı. Bundan önceki maçlara tam bir sinir stres topu gibi çıkan Fenerbahçeli oyuncular da çok daha rahatlamış durumdalar. Çarşamba günü moral ve motivasyonu maksimuma ulaşmış Fenerbahçe rakibinin ayağa kalkmasına izin vermeden son darbeyi vurmak isteyecektir. Vakıfbank için olmak ya da olmamak maçında işleri gerçekten zor. Bu sezon inatçılığıyla nam salan takımın bütün enerjisi ilk maçın kaybedilmesiyle bitmiş gibi. Guidetti’nin sürebileceği koz da kalmamış durumda. Yapabileceği tüm hamleleri yaptığı gibi önemli bir taşını da kaybetti. Şahsen tuhaf işler olmazsa bu seri Çarşamba günü noktalanacaktır diye tahmin ediyorum.

Bu arada maç raporunda Vakıfbank'ın ilk iki sete servis atarak girdiği görünüyor ancak maça servis atarak başlayan taraf Fenerbahçe'ydi. Bunu da belirterek yazıyı noktalayalım.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Rakamlarla Fenerbahçe Acıbadem vs. Vakıfbank Güneş Sigorta TT




Yarın başlayacak final serisi öncesi iki takımın bu sezon oynadığı 5 maçın istatistiklerine kabaca bir göz atalım istedim. Tabi öncelikle bu istatistiklerin tamamen Federasyon ve CEV'in sağladığı maç raporlarından alındığını ve özellikle Federasyon'un raporlarında çapraz eşleşme yapılmadığı için bazı rakamların (blok sayıları gibi) tutmadığını da belirtmem gerek. Bu da iki takımın istatistikçilerinin aynı pozisyonlardaki farklı yorumlarından kaynaklanıyor. Fenerbahçe'nin çok farklı kadro kombinasyonları denemesi nedeniyle kimin ne yaptığını anlamak Vakıfbank'a göre daha zor. Yine de genel bir profil çıkartması açısından faydası olur sanıyorum. Resimlerin büyük hali için üzerlerine tıklamanız yeterli.

İlk olarak iki takımın genel rakamlarına bakalım.


Bu tabloda ilk göze çarpan şey Vakıfbank'ın yaptığı hata sayısının fazlalığı. Aradaki farkı oluşturan en büyük iki etken servis ve hücum hataları olmuş. Bunun dışında iki takımın diğer istatistikleri birbirine yakın.

Fenerbahçe Acıbadem Toplam Bireysel İstastistikler:


Fenerbahçe Acıbadem Set Başına Bireysel İstatistikler:




Vakıfbank Güneş Sigorta TT Toplam Bireysel İstatistikler:


Vakıfbank Güneş Sigorta TT Set Başına İstatistikler:



İki takımın bireysel istatistiklerine baktığımızda ilk söylenmesi gereken şey kadro istikrarı. Fenerbahçe rakibiyle bu sezon oynadığı 5 maçta 3 farklı ilk altıyla (tabi aslında ilk altı yerine maça başlayan yedi kişi demeliyiz buna) sahaya çıkmış ve sadece Eda, Nati ve Sokolova bu ilk altıda yer bulabilmiş. Vakıfbank'sa 5 maça da aynı kadroyla çıkmış. Fenerbahçe'de 5 maçın tümünde şans bulan oyuncu sayısı 5 ken, Vakıfbank'ta 9 oyuncu 5 maçta da oynamış.

Bu kadro sirkülasyonunun doğal sonucu olarak Fenerbahçe'de sayı dağılımı biraz daha dengeli görünüyor. Ortaların hücumda daha fazla pay aldığını görsek de iki takımın genel hücum karakteristiğinde köşeler çok ağır basıyor. Ortalar kağıt üzerinde pek janjanlı dursa da iki takımın oyun sistemi içerisinde kaybolup gidiyorlar.

Takımların manşet yüzdeleri çok kötü olmamasına rağmen hücum yüzdeleri son derece düşük. Bu durum takımların iyi hücum edememesinden mi yoksa savunma ve blokta çok etkin olmalarından mı kaynaklanmış karar vermek zor. Her ikisi de aynı oranda etkin bana kalırsa.

İki takım da iyi servis atarken, servis karşılamada sorunlar yaşıyorlar. Fenerbahçe'de üzerine istikrarlı servis geldiği anlarda libero Songül, Vakıfbank'taysa Nikoliç genel olarak manşetteki zayıf halkalar. Vakıfbank kimi zaman arka alanı tamamen iki manşetçiyle kapatırken, Fenerbahçe sabit üç manşetçi kullanıyor. Vakıfbank'ın cepte bir de Güldeniz opsiyonu mevcut. Fenerbahçe'nin son dönemde servis için oyuna aldığı Nihan'ı setin geri kalan kısımlarında arkada sabit tutup liberoyla değiştirmeme gibi bir taktik anlayış benimsediğini görüyoruz. En azından benim izlediğim bölümlerde bunun takıma çok bir artısı olduğunu söyleyemem. Smaçör yedekleme konusunda büyük bir sorun yaşayan Fenerbahçe'de Nati-Sokolova ikilisinin aynı anda kötü gününde olması durumunda Fenerbahçe'yi maç kaybetmekten ancak bir mucize kurtarabilir. Tabi bu ikisi günündeyse Vakıfbank'ın nasıl cevap verebileceği ayrı bir soru işareti.

Fenerbahçe hücumda daha fazla alternatife sahip ve topa vurabilecek çok isim var ancak Vakıfbank'ın elindeki silahlar sayısal olarak az olsa da bitiricilik açısından Fenerbahçe'den daha iyi. Fenerbahçe'nin köşe oyuncuları ilk topları öldürmede ciddi sorunlar yaşıyor ve uzun rallilerde karşıdaki takım Vakıfbank gibi mobilitesi yüksek bir savunmaya ve nokta vuruş yapan smaçörlere sahipse genelde ralliyi kaybeden taraf Fenerbahçe oluyor. Vakıfbank'taysa ikinci baharını yaşayan Glinka normalde hücum edilmeyeceği varsayılan, hatta bloğun bile çıkmadığı toplardan sayı alıyor ki Eczacıbaşı serisinde dönem dönem %100 lere varan bir atak ortalaması tutturdu. Nikoliç'in son dönemde biraz dengesizleşen formuna karşın o da Fenerbahçe'nin durdurmakta zorlanacağı bir isim olacak. Fenerbahçe'de özellikle oynaması durumunda Seda'nın ne yapıp yapamayacağı çok önemli. Fenerbahçe'de diğer iki smaçörün genel anlamda üzerine binecek yükü düşünürsek Seda'nın alacağı sorumluluk Fenerbahçe'yi hücumda rahatlatacaktır. Eğer Pesaro maçındakine yakın bir çizgi tutturursa iki takım arasındaki dengeleri derinden etkileyebilir.

Orta oyuncular açısından ilginç eşleşmeler olacak. Fenerbahçe'nin son dönemde çok eleştirilen orta oyuncularının Vakıfbank'ınkilere oranla set başına biraz daha iyi blok rakamları tutturduğunu görüyoruz. Her iki takım da 3 farklı orta oyuncu denemiş ve Fenerbahçe'nin ortaları set başına ortalama 2,5/2 lik bir üstünlük yakalamış. Seride görev alması muhtemel 6 orta içerisinde Poljak şu anda form durumu ve genel kalite itibariyle hepsinin bir sınıf üzerinde. Fenerbahçe'de bu sezon tribüne gidip gelmekten bir türlü verim alınamayan Fürst'ün durumu da kocaman bir soru işareti. Yerli blokörlerse birbirini nörtlüyor diyebilirim. Maç içerisinde bile çok fazla git gel yaşayan Eda-Bahar ikilisinin ne zaman nasıl bir maç çıkaracağı belirsiz. Artık gününde olan takımı için daha faydalı olur herhalde.  

Vakıfbank oyun içinde sık sık pasör değiştirirken Fenerbahçe şu an için tek pasörle maçları götürüyor. Vakıfbank'ta Nilay'ın ön tarafta olduğu anlar blok gücünü düşürebilirken Fenerbahçe'de Naz'ın önde olduğu bölümler tam tersi bir etki oluşturuyor. Pasörlerin son maçlardaki durumuna bakarsak özellikle ortaları oyuna sokmakta ciddi sorunlar yaşadıklarını söyleyebiliriz.

İki takımın liberolarına bakıldığındaysa her anlamda Gizem'in bariz bir üstünlüğü mevcut. Çok fazla konuşmaya gerek olduğunu sanmıyorum.

İki takımın genel oyun karakteristiği en azından birbirleriyle oynadıkları maçlarda tutturdukları istatistikler birbirine çok yakın. Önümüzdeki final serisi de benzer seyirde oynanırsa özellikle bireysel hataları minimuma indiren taraf seriyi götürecektir. Şampiyonlar Ligi'ni rakibine kaybeden ve bunun getireceği ekstra bir motivasyonla oynaması beklenen Fenerbahçe'de son dönem itibariyle Sokolova-Naz ikilisi bu seride kendi takımları adına en belirleyici isimler olacaklardır. Rakibine oranla ciddi bir kadro istikrarına sahip olan Vakıfbank'ınsa sezonun ortasına göre düşen bir form grafiği var. Özellikle pasörler üzerinde çok fazla değişiklik yapılması (ki bazen ortada bir neden bile görmek mümkün olmuyor) ve Nikoliç'i saklamak için sıkça başvurdukları iki kişiyle tüm arka alanı kapatma tercihlerinin çok ciddi sorun çıkaracağını düşünüyorum. 

Fenerbahçe'nin bu sezon rakibine anormal şekilde kaybettiği iki maçta da özellikle tie-break setlerindeki kırılma anlarında rakibine ayak uyduramaması en büyük etken olmuştu. Son Eczacı serisinde de görüldüğü gibi Vakıfbank'ın oyundan hiç düşmemesini sağlayan sürekli bir arada oynama alışkanlığı Fenerbahçe (ve tabi Eczacıbaşı) için sezon boyunca tam tersi bir etken oldu. Katar sonrası peşpeşe oynanan iki maça top antrenmanı bile yapmadan çıkan takımın son dönemde en azından bir kadro istikrarı yakalaması onlar açısından önemli bir handikabı kapatacaktır diye düşünüyorum.  Bu nedenle seri öncesi favorim aynı hataları üçüncü bir kez daha yapmayacağını tahmin ettiğim Fenerbahçe Acıbadem olacak.

Şampiyonlar Ligi Final-Four'undan bile daha zor geçmesini beklediğim bu seride iki takıma da başarılar.



Benim seri tahminim: 3-0 Fenerbahçe Acıbadem :)   

19 Kasım 2010 Cuma

Fenerbahçe Acıbadem 3 Vakıfbank GSTT 1



Memlekette yatış moduyla geçirdiğim bayram tatilinin bitiyor oluşunun verdiği can sıkıntısının kendi adıma tek tesellisi bu maçtı herhalde. Federasyonun zaten ziplenmiş takvimi bir de rarlama teşebbüsüyle daha bir arada doğru düzgün antrenman yapmamış iki takımın üstelik birinin koçunun bile olmadığı bir maç izlemek ne kadar teselli oldu tartışılır tabi. Üstüne Dünya Kupası'ndan yeni dönmüş, bırakın yorgunluğu hala aradaki saat farkını  atlatıp atlatamadıkları bile belirsiz bir düzine oyuncu + koç faktörü de eklenince biraz gösteri maçı kıvamında bir final izledik.

Tüm bu faktörleri üst üste koyunca yüksek kaliteli bir maç beklersek haksızlık etmiş olurduk zaten. İki takımın 4 sette 33 hata yapmasını da mevcut koşullara bağlıyorum. Bu yüzden şu maça bakıp çok fazla teknik analiz yapmak da doğru değil. Fenerbahçe zaten kağıt üzerinde aşırı ağır bastığı maçı pek de kasmadan rahat bir şekilde kazanıp geçen sezon gibi açılışı kupayla yapmış oldu. Sarı Lacivertliler 2009 Nisan'ından bu yana Türkiye'de 1. lig seviyesinde düzenlenen 5. resmi kupayı da almış oldular böylece. Bunu yaparken de Fürst, Fafao, Seda, İpek gibi oyuncularını kullanma gereği bile duymadılar. Memlekette tatilde olan koçu saymıyorum daha :)

Kamil Söz'ün Ergül Avcı tercihi ilk başta biraz şaşırtıcı görünse de geçen sezon Nilüfer Belediyesi'nde sürekli şans bularak normal sezonun en çok blok tutan 10 oyuncusu arasına girdiğini unutmamak lazım. Bu maçta da 5 blokla maçın en çok blok yapan oyuncusu oldu. Blok demişken Fenerbahçe'nin bloklardaki ezici üstünlüğünü de söylemeden geçmek olmaz. Bu da kağıt üzerinde bakıldığında şaşırtıcı bir rakam değil. Fenerbahçe'de yan faktörler de ortalar kadar iyi blok kovalıyorlar. 

Genel olarak bakıldığında Fenerbahçe geçen yılki handikaplarını (manşet, defans, kadro derinliği vs.) aşmış görünüyor. Gamova sonrası yapılan eleştiriler de Kasia'nın varlığıyla bir nebze diner artık herhalde. Fenerbahçe'de asıl sorun çaprazda kimin oynayacağından çok servis karşılama ve defansı kimlerin yapacağındaydı. Nitekim topu havaya kaldırdığınızda vuracak adam çok Fener'de bu yüzden asıl öncelik manşet ve defans zaafıydı. Geçen sene 3-4 kişiyle savunma yapan takım görülen o ki bu yıl 5-6 aktif savunmacıyla oynayacak. Manşet olayı da iki sağlam kaleyle kontrol altına alınmış gibi. Yalnız Nihan'ın durumu biraz endişe verici göründü bana. Sakatlıktan çıkmış olması da bir handikap tabi ki fakat bu sene rakiplerin servislerdeki net hedefi Nihan olacak gibi. Fenerbahçe Sokolova-Osmokroviç ikilisiyle bu handikapı aşmakta pek zorlanmaz diye düşünüyorum. Bir de bugün Fenerbahçe yedek liberosunu kadroya alma gereği bile duymamış. Tüm sezon bunu yapmazlar sanırım. Nihan maç içerisinde sakatlansa kim liberoya geçecekti merak ettim :) Çiğdem geçerdi galiba.

Vakıfbank cephesindeyse değişen pek bir şey yok gibi. En azından artı yönde bir şey yok. Takımın en büyük sorunu servis karşılayamamaktı şu an bu sorun aynen sürüyor. Nikolic sürekli böyle kullanılacaksa rakipler oradan  bu sezon da çok ekmek yer. Kamil Söz'ün hadi çıkın oynayın rahatlığında yönettiği Fenerbahçe'ye karşı Giovanni yine bir dünya taktik ve oyuncu değişiklikleri denedi ama eldeki malzeme ortada. Onu manşetten sakla bunu manşete sokma derken oyun planı da iflas etti. Kasia'nın servise geldiği her tur Vakıfbank için adeta kabus oldu. Bir ara artık topu dışarı atsa diye beklemekten başka bir şey yapamadılar. Bu düzeyde bir takım bu kadar çaresiz kalmamalı ki geçen sene de benzer manzaraları izlediğimizi düşünürsek transfer konusunda hatalar yapıldığı ortada. Vakıfbank ciddi takviyeler yapmadığı sürece geçen seneyi arayacak gibi duruyor. Sezon başı, takım yeni toplandı falan bir çok bahane üretilebilir ama Vakıfbank konusunda çok da iyimser olamıyorum.

Yeni salon için de bir şeyler ekleyeyim. Bu yıl Eczacıbaşı mı Fenerbahçe mi aday olur bilmiyorum ama CEV bu yeni salona CL için F4 vizesini verir gibi bir his var içimde. Bu arada Federasyon da nihayet sitesini açıp bakılabilir bir hale getirmiş. Her ne kadar içerik olarak hala yetersiz kalsa da bu bile bir adımdır.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Finalden arda kalanlar



“Güneş’in Sultanları” ve “Sarı Melekler” 2009-2010 sezonunda yedinci defa karşı karşıya geldiklerinde, her iki takım da bu karşılaşmanın belki de en önemlisi olduğunun farkındaydılar. “Sultanlar” şampiyonluk adına son iddialarını ortaya koyarken, “Melekler” bu sezon için tüm hedeflerine ulaşmalarını sağlayacak bir performans gösterme amacındaydı. Final serisinin ikinci maçında sporseverlere görsel zevki ve kalitesi yüksek bir maç seyrettiren iki takımın bu maçta da kaliteli bir maç ortaya koyacakları umuluyordu. Maç beklentilerimizin aksine setlerde 3-0 gibi net bir skorlarla Fenerbahçe Acıbadem lehine sona erince, Sarı-Lacivertliler üst üste ikinci defa şampiyonluk kupasına uzandılar.

Kadınlar voleybol ligi final serisinin üçüncü maçı başlarken bir sporsever olarak en büyük dileğim, bu maçın serinin ikinci maçı kadar zevkli geçmesiydi. Bu açıdan Jan de Brandt’ın Seda yerine Alice Blom tercihini kullanmasını umuyordum. Belki tüm maçın gidişatını tek bir oyuncuya yüklemek doğru değil, ancak Seda’nın varlığının Fenerbahçe Acıbadem’in (FBA) oyununu daha dengesiz kıldığını düşünmeden edemiyorum. Alice Seda’ya göre daha vasat bir oyuncu olsa da manşette, özellikle de defansta verdiği katkıyla rallilerin uzamasına, sonuçta oyunun seyir zevkinin artmasına sebep oluyor. Jan de Brandt bizim seyir zevkimizden ziyade haklı olarak maçın sonucunu daha önemsediği ve muhtemelen galibiyet yolunda Seda’nın hücum ve özellikle blok üstünlüğüne ihtiyacı olduğunu düşündüğü için tercihini Seda’dan yana kullanmış olmalı.

Filenin öteki tarafında Guidetti, Nikoliç, Stam, Gözde üçlüsünden bu kez Stam ve Nikoliç’e yer vermiş, bu tercihe yabancı kontenjanı sorunu da eklenince ortada Maja’nın çaprazına Baharı kadroya almıştı. Antrenörlerin tercihlerine saygı gösterilmesi gerektiğine inandığımdan, bu seçim hakkında fazla yorum yapmak istemiyorum. Gene de bu seçimlerin oyunun kalitesine katkıda bulunmasının zor olduğunu düşündüğümü söylemeden de geçemeyeceğim. Kinga’nın eksikliği Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom’un (VGSTT) blok gücünü düşürdüğü gibi hücum varyasyonlarının da azalmasına yol açıyor. Debby’nin savunmaya pozitif katkısı olsa bile, Kinga’nın eksikliğinin yarattığı kalite zafiyetini kapatmaya yetmiyor. Elbette Guidetti’nin bu seçiminin benim göremediğim bir nedeni vardır.

Maç öncesi düşüncelerimizi bir yana bırakıp, maça dönelim. Maça VGSTT hızlı başladı ve iki haneli rakamlara ulaştığında FBA’ ya 6 sayılık bir üstünlük sağladı. Acaba geri dönebilecekler mi soruları akıllarda belirmeye başlarken, FBA servis serileriyle arayı kapatmaya başlamıştı bile. Bize de kadrolara bakarak öne sürdüğümüz düşük kalite kehanetinin gerçekleşmesini izlemek düştü. Daha iyi servis atanın seriler yakaladığı ya da daha kötü servis karşılayanın seriler kaybettiği bir sette takımlar 20li sayılara beraberlikle girdiler, ancak geriden gelen ve rüzgârı arkasına alan FBA seti bitirmekte zorlanmadı (22-25). Bu setin en çok dikkati çeken yönü manşet hatalarıydı, özellikle her iki takımın en güvendiği oyuncuları Nati ve Debby’nin manşette zorlandıklarını gördük. Manşetler kötü olunca, pasörler de zorlanmaya başladı, alınan olumlu manşetlerde bile hata yapmaya başladılar. Bu dönemde zor hücum eden iki takım adına sorumluluk üstlenen pasör çaprazlarından Gamova Neslihan’a göre daha az hata yapınca FBA seti kazanmasını bildi.

İkinci sette durum tam tersine dönmüş gibiydi, bu sefer kaçan FBA kovalayan VGSTT’ydi. İlk setin sonunda tartışmalı bir karara şiddetle itiraz eden ve ikinci setin başında Ümit Sokullu tarafından ciddi bir uyarı alan, bir de sarı kart gören Maja’nın konsantre olmakta güçlük çektiği görüldü. Böylece VGSTT’nin FBA’ya üstünlük sağladığı belki de tek pozisyon olan ortalar da aksamaya başladı. FBA tarafında ise oyunu Nati ve Gamova üzerinden oynamayı tercih eden Dirickx’in oyunda olması da eklenince bu sette ilk sette zaman zaman görülen hücum varyasyonlarını bile özler duruma geldik. Oyunun ikinci yarısında ilk iki maçın iyi oyuncusu Gözde’nin oyuna dâhil olması ile manşetini düzelten ve sonrasında Neslihan’ın performansıyla sayılar bulmaya başlayan VGSTT skorda dengeyi bulmayı başardı. İlk setin tam tersine bu sefer VGSTT geriden gelip seti alacak gibi duruyordu. Ancak önce Gamova, sonra Seda’nın ekstra katkısı FBA’nın krizi atlatmasına ve bu seti de kazanmasına yetti(24-26).

Maçın üçüncü seti başlarken FBA rakibinin ataklarını üst üste bloklarla durdurmanın da verdiği öz güvenle bir anda 8 sayı öne fırladı. Bu dakikadan sonra VGSTT için dönüş imkânı kalmadığını düşünüyorduk ki, sanırım aynı hisle rehavete kapılan FBA VGSTT’nin iyi bir takım olduğu gerçeğini unutma gafletinde bulundu. Bu sefer blokları yapan VGSST, manşet hatalarını yapan FBA idi. Çok geçmeden maçın skoru 13. sayıda eşitlendi. Ancak rehavetten sıyrılan FBA öncelikle iki sayı öne geçti ardından da VGSTT’nin arayı kapatmasına izin vermeden seti, maçı ve şampiyonluğu aldı (21-25).

Maçın geneline baktığımızda sık sık dile getirdiğim gibi düşük kaliteli bir maç seyrettiğimizi söyleyebilirim. VGSTT adına bu durumun sebeplerini Gizem’in muhtemelen sakatlığından ötürü tam performans gösterememesi, Nikoliç ve Debby’nin önceki maçlara nazaran savunma ve manşette daha kötü oynaması ve ortalardan gerekli verimin alınamaması olarak sayabiliriz. FBA adına ise her zamanki tekdüze oyunun ötesinde manşetlerde aksayan bir Nati vardı. Sonuç olarak daha az hata yapanın takımın kazandığını söyleyebiliriz. Oyuncular özelinde ise Gamova’nın yüksek performansı ve Seda’nın kritik anlarda sorumluluk alıp, başarılı olması maçın sonucunu belirleyen önemli faktörlerdi. Diğer tarafta ise Neslihan ve özellikle Nikoliç yeterli hücum performansını sergileyemediler.

Maçta içimizi ısıtan anlar da vardı elbette. Gamova’nın karakteri dışına çıkıp çocuklar gibi sevinmesi, Maja’nın rakip takımı rahatsız etmeyecek bir şekilde hırsını sahaya yansıtması ve maç sonu ödül seremonisinde gözleri dolan Gözde’nin Nihan ve Çiğdem tarafından teselli edilmesi bu anlardan sadece bir kaçıydı.

Ödül seremonisi deyince, bu konuya da değinmek gerekir diye düşünüyorum. Ödüllendirilen bazı oyuncuların ödülleri hak etmedikleri eleştirileri bu defa biraz yüksek sesle dile getirilince, Federasyon takdire şayan bir biçimde hemen ertesi gün ödül sahiplerinin nasıl belirlendiğine dair bir açıklama yapma zorunluluğu hissetti. Keşke bu uygulamayı erkekler finalinden sonra da yapsalardı da, aldığı sayılar toplamı en yüksek oyuncunun neden en iyi skorer seçilmediğini ya da en düşük servis verimliliğine sahip oyuncunun nasıl en iyi servis atan oyuncu seçildiğini öğrenebilseydik.

27 Nisan 2010 Salı

Yarı Finallerde İkinci Gün

Yarı finallerde ikinci günü de geride bıraktık. Aslında Fenerbahçe ve Vakıfbank'ın final öncesi hazırlık maçları desek daha doğru olur herhalde. Açıkçası ne izledim de ne yazmalıyım ben de bilmiyorum o yüzden biraz boş bir post olabilir. Neyse ki yarın muhtemelen son maçlar oynanacak her iki seride de. Bugün öğleden sonra kopardığım izinle maçları rahatça izleme fırsatı buldum ama keşke iznimi başka bir gün için kullansaymışım.

Vakıfbank-Eczacıbaşı maçı ilk maça göre biraz daha çekişmeli başlasa da Eczacıbaşı'nda oyuncular kafa olarak o kadar maçın dışındalar ki ilk setten sonra anlık periyotlar dışında yine tek taraflı bir maç izledik. Son 3 sette Eczacı'nın çift haneli rakamları görmesinde setlerin kopup gitmesiyle rakibin rahatlamasının da payı büyük. Eczacıbaşı'nın bu yıl Fenerbahçe ve Vakıfbank'a karşı oynadığı toplam 9 maçta 1 galibiyeti var. Alabildiği set sayısı da toplam 5. Geçen sene bu iki takımla oynadığı 14 maçtaysa toplam 9 galibiyet almıştı. Nereden nereye diyor insan. 

Vakıfbank maçı çok rahat almış olsa da takım içi sorunları yine ben buradayım dedi maç boyunca. Skorda Neslihan  bağımlılığı tam gaz devam ediyor. Eczacıbaşı o kadar ahım şahım servisler atmadığı halde manşet hatalarının yüksekliği dikkat çekici. Nikolic üzerinde de bu kadar ısrar etmenin artık bir anlamı yok. Şöyle bir ilk altıyla Nikolic bundan fazlasını veremez. 

Maç için söylenecek daha fazla bir not yok. Sadece iki takımın yaptığı hata sayısının çok yüksek olduğunu belirtmem gerek. Toplam 63 hata. Lise maçlarında olsa neyse de lig yarı finalinde böyle bir rakam söze gerek bırakmıyor.

Gelelim Galatasaray-Fenerbahçe maçına. Burada da yazacak, konuşacak pek bir şey bulamıyorum. Söylenecek tek bir şey var o da Fenerbahçe'nin servis antrenmanı yaptığı. Takımda servise hangi oyuncu geldiyse Galatasaray'ın ipini çekecek seriler yakaladı. Oyun bu kadar servis ağırlıklı olunca da doğal olarak doğru dürüst bir ralli bile göremedik. Galatasaray önceki maçın son setinde bir tane düzgün hücum varyasyonu kuramamıştı bugün de aynı duruma ilk sette düştüler. Skor çift haneli rakamlara geldiğinde Galatasaray'ın aldığı sayıların yanılmıyorsam tamamı rakip hatalardan gelmişti. Galatasaray'ın koca maçı tek bir net blok yapamadan bitirdiğini de belirtelim.

Fenerbahçe açısından bu sezonun genel tablosunu yansıtan bir maç izledik. Oyuncuların sık sık dile getirdiği antrenmanlarımız daha zor geçiyor serzenişine eklenecek örneklerden biri oldu bu da. Yine Vakıf-Eczacı maçında olduğu gibi bu maçta da takımların yaptığı hata sayısı bu seviye için çok yüksek. Set başına 18 hata düşüyor.

Ligimizdeki rekabetin ne kadar renksiz olduğuna bir örnek olsun diye şunu da ekleyeyim. Serie A'da çeyrek finaller bir seri hariç 3. maça uzarken bizde play-offlar başladığından bu yana uzayan tek bir seri yok. Toplam 12 maç oynandı ve bu maçların ikisi hariç hepsi 3-0 bitti. Şöyle bir ortamda ne kadar yatırım yaparsanız yapın İtalyanlarla rekabet etmek gerçekten çok zor olacak. Benim Fenerbahçe ve Vakıfbank için naçizane önerim seneye İtalyanlarla daha fazla hazırlık maçı ayarlamaları olabilir.

25 Nisan 2010 Pazar

Yarı Finallerde İlk Günün Ardından


Bugün play-off yarı finallerinde ilk maçlar tamamlandı. Beklendiği gibi iki favori de rakiplerini rahat geçtiler. Vakıfbank - Eczacıbaşı maçını çok az izleyebildiğim için fazla yorum yazamayacağım ama daha önce de dediğim gibi Eczacıbaşı'nda oyuncular kafa olarak bu sezonu bitirmişler dolayısıyla herhangi bir sürpriz yok sonuç ve skorda. Bugün izlediğim bölümlerde maçın acaip keyifsiz geçtiğini ve yarı final kalitesinin çok uzağında kaldığını da söylemeliyim. Vakıfbank son dönemdeki ortalama servisini attığı sürece Eczacıbaşı'nın bu seride hiçbir şansı yok.

Günün ikinci maçında da pek farklı bir görüntü yoktu. İkinci set dışında en ufak bir çekişmenin olmadığı kalitesiz bir maç izedik. Fenerbahçe 2. set dışında Galatasaray'a nefes bile aldırmadan seride 1-0 öne geçti. İki takım arasında kağıt üzerindeki farklar saymakla bitecek gibi değil. Fenerbahçe'nin her şeyden önce bariz bir servis üstünlüğü var. Gidişata etki edebilecek oyuncularda hem nitelik hem nicelik olarak rakibinin ilerisinde ve daha iyi servis karşılıyor. Galatasaray'ın kağıt üzerindeki bu rahatsızlıklarına bir de Elif'in anormal kötü oyunu eklenince 2. set dışında, Fenerbahçe bir antrenman seansı kadar bile yorulmadı desek yeridir.

Fenerbahçe'nin smaçör kalitesindeki üstünlüğüne rağmen top öldürmekte bazı sorunlar yaşaması ve ikinci üçüncü hücumlar kurmak zorunda kalmasıysa çok ilginç. Özellikle kötü gelen manşetlerde bu durum istatistiklere %25'lik bir hücum yüzdesi olarak yansıyor. Genel hücum yüzdelerinde de iki takım arasındaki fark maçın sonucuna göre çok az (%46-%43). Üstelik Elif'in vasata bile ulaşamadığı bu maçta Galatasaray'ın genel hücum yüzdesini bu kadar aşağılara çeken de neredeyse doğru düzgün hiçbir hücum kuramadıkları 3. setteki anormal düşük atak yüzdesi oldu. Bu sette %28'le hücum etmeseler belki de Fenerbahçe'den daha yüksek bir yüzde tutturacaklardı. Hücum yüzdelerinin bu kadar denk olduğu bir maçta Galatasaray'ı frenleyen iki şey vardı: direkt manşet ve servis hatalarıyla rakibe verilen 22 sayı. Buna net bloklardaki 13-3'lük farkı da ekleyince hücumdaki dengelere rağmen Galatasaray'ın maça ortak olabilmesi imkansız hale geldi.

Servis ve manşet hatalarını biraz daha ortalama rakamlarına çekebilen ve moral olarak oyunda kalabilen bir Galatasaray gelecek maçlardan birini galip bitirir veya tie-break'e taşırsa kimsenin şaşırmaması gerekiyor.

Fenerbahçe'de sezon başına göre hücumda değişen trendleri görmek için bu maç iyi bir gösterge olur mu bilmiyorum ama sezonun ilk haftasında oynanan maçta hücumların oyuncular arasındaki dağılımını bu maçla karşılaştırdığımızda ortaya şu yüzdeler çıkıyor:


Smaçörler
İlk Maç 
Son Maç 
 Gamova
 %22
%45
 Osmokroviç
 %29
%17
 Seda
 %10
%26
 Blom
 %17
-
 Ortalar
 Eda
 %16
%9
 Çiğdem
 %6
-
 İpek
 -
%3


Bu yüzdelerin hücumdaki başarı yüzdesi değil top dağılım oranları olduğunu tekrar belirteyim ki kafalar karışmasın. Sezon başındaki maçta Fenerbahçe'de orta oyuncular hücumda toplam %22'lik bir paya sahiptiler. Bugünse top kullanma oranları %12'ye gerilemiş ki bugün bu hücumların çoğunun maçın kopup gittiği 3. sette geldiğini ve ortaların oranını yükselttiğini de belirtelim. Ayrıca Fenerbahçe'nin ilk maçta 4 smaçörü değişmeli oynattığı için smaçörlerin hücumdaki top dağılımlarının da doğal olarak yükseldiğini göz önüne almak gerek. Yani ilk maçta 4 smaçör ve 2 orta varken, bugünkü maçta hücumlar 3 smaçör + 2 orta arasında dağıtıldı. Sezon başında hücumda 6 oyuncuya top dağıtılırken, bugün 5 oyuncuya dağıtılıyor ama ortaların hücumdaki payının yükselmesi gerekirken daha da düştüğünü görüyoruz. Yani ortaların hücum paylarındaki düşüş aslında burada gözükenden daha fazla.

Fenerbahçe açısından asıl dikkat edilmesi gereken noktaysa Gamova. Takımın Gamova'ya olan bağımlılığı neredeyse her 2 topun 1'ni kullandıracak noktaya gelmiş.  İlk maçta topların %22'sini kullanan Gamova, ilk yarının toplam istatistiklerine göre de hücumda sadece %29'luk bir paya sahipti. Takımda iyice değişen hücum alışkanlıklarıyla birlikte şu an itibariyle Gamova'nın hücumdaki kullanım oranı %45'lere çıkmış durumda. Yani Fenerbahçe'yle kıyaslanamayacak kadar zayıf atak opsiyonlarına sahip Galatasaray'da  alternatifsiz konumdaki Ivana'dan bile daha fazla top kullanıyor.

Sezon başında hücum ve skor yükünün son derece dengeli dağıldığı takımda bugün için böyle bir şeyden söz etmek mümkün değil kısacası. Fenerbahçe bugün hücumda %90'a yakın bir oranda köşelere bağımlı bir takım. Daha önceki maçlarda Çiğdem'den bile daha fazla atak yapıyor diye eleştirdiğimiz Dirickx bugün de İpek'ten daha fazla hücum yapmış. Fenerbahçe gibi elinde bu kadar bol hücum alternatifi olan bir takımda oyunun köşelere, köşelerde de büyük oranda Gamova'ya endekslenmesinin ne kadar sağlıklı bir tercih olduğu tartışılır. Üstelik sezon başında elindeki alternatifleri dengeli bir şekilde kullanabileceğini kanıtladığı halde şimdi böyle bir sisteme yönelmek bence sağlıklı bir yapı değil.

Serilerde bundan sonra ne olur sorusunun cevabı da aşağı yukarı belli zaten. Prosedür gereği oynanan bu yarı finallerin ardından asıl finali beklemeye başlayabiliriz. Eczacıbaşı ve Galatasaray bundan sonra çok anormal mücadele ederek belki bir maç alabilirler ama daha ötesine geçmeleri imkansız dersek abartmış olmayız.

12 Nisan 2010 Pazartesi

Vakıfbank Güneş Sigorta TT 3 Fenerbahçe Acıbadem 2


Türkiye Kupası Finalinin ilk ayağı pek de beklenmedik bir sonuçla bitti. Tam 30 maçtır hiçbir Türk takımına yenilmeyen Fenerbahçe yaklaşık 1 yıl sonra ilk mağlubiyetini aldı.

Maçın ilk iki setine bakıldığında bu yıl defalarca izlediğimiz klasik bir Fenerbahçe-Vakıfbank mücadelesi vardı. Yine etkili servislerle oyuna giren Fenerbahçe zaten her daim manşette sıkıntıları olan Nikolic'in yanına bir de standartlarının çok altında bir performans gösteren Gözde'yi de bulunca Vakıfbank'a nefes bile aldırmadı bu ilk iki sette. Fenerbahçe'nin etkili servisleri karşısında manşette düşen, üstüne Özge'nin takımı oynatmaktaki klasik sorunlarıyla birlikte Neslihan gibi bir silahı da oyuna hiç giremeyen Vakıfbank maçtan tamamen koptu. Zaten bu noktadan sonra Guidetti'ye maçın döneceğini söyleseniz o bile inanmayabilirdi herhalde.

Ancak 3. setten itibaren Guidetti belki de Türkiye'ye geldiğinden bu yana ilk defa bir maça bu kadar etki edecek hamleler yaptı. Özge bu bloğu açtığım günden beri söylüyorum ki Vakıfbank gibi bir takımı oynatabilecek çapta bir pasör değil. Bu yüzden Özge-Arzu değişikliği eldeki imkanlar açısından yapılabilecek en mantıklı seçim. Ancak Arzu'nun varlığı Vakıfbank için savunmada ciddi bir risk anlamına geliyordu zira  Özge kadar hareketli ve savunmada aktif bir pasör değil. Açık gelen manşetlerle Özge kadar rahat oynayamıyor. Nikolic ve Seda gibi düşük kalitede manşet getiren smaçörlerle iş yapması çok zor.  Yapısı nedeniyle daha çok belli bir alan içerisinde gelen topları dağıtabiliyor. Haliyle bu noktada hem Nikolic hem Arzu'nun aynı anda oyunda kalması Vakıfbank'ı savunmada da ciddi sıkıntılara sokuyor. Gözde ve Nikolic'in dışarı çıkıp Stam ve Güldeniz'in oyuna girmesi Vakıfbank'a üç noktada çok büyük avantaj getirdi. Bu iki oyuncu hem manşetleri toparladı, hem savunma yaptı, hem de servislerle Fenerbahçe'nin yumuşak bölgesini delip geçtiler. İstediği tarzda toplar alan Arzu ortaları da devreye sokmaya başladı. Vakıfbank'ın iki ortası zaten kullanılabildikleri sürece şu an ligin en iyi ikilisi konumundalar. Tüm bunlara Neslihan'ın da dönüşü eklenince ilk iki set güle oynaya gelen Fenerbahçe bir anda panik havasına girdi.

Fenerbahçe her şeye rağmen kaybettiği 3 seti de kurtaracak noktaya geldi fakat o kadar üstün olduğu ilk iki setin ardından rakibe gösterdiği zaaflar Vakıbank'ın 2-3 sayı geriye düştüğü anlarda dahi ekstra motivasyonla oyunda kalmasına sebep oldu.  Naz ve Blom hamleleri çok geç kalınmış hamlelerdi. Jan zaten Naz'la oynamak istemiyor ancak smaçör pozisyonunda Blom'dan başka seçenek olmadığı için mecbur ikili değişiklik yapmak ve Dricikx'i dışarı çıkarmak zorunda kaldı. Ligin başında ilk altı çıkan Naz-Blom ikilisi nedense hep farklı şekilde geriye düşülen bu tarz kriz anlarında kurtarıcı niyetine sahaya sürülüyor ki kendilerini gösterecek zaman bile bulamıyorlar çoğunlukla. Doğal olarak haftalardır gözüken yaraya yapılan bu geç müdahale maçı döndürmeye yetmedi. Vakıfbank ilk iki set dışında bu sezon belki de en iyi takım performansını sergilediği maçı 3-2 kazanarak bu yılın en büyük sürprizlerinden birine imza attı. Guidetti de ilk kez elindeki kadroyu doğru düzgün kullanmayı başarabildi.

Vakıfbank'ta bugün Stam'ı oldukça beğendim. Hücumda çok skorer görünmemiş olabilir fakat her topta vardı ve sayı alamasa bile bir şekilde olumlu işler yaptı. Attığı servisler de Fenerbahçe'yi çözen etkenlerden biriydi. Keza Güldeniz'in özellikle manşet ve savunmadaki katkısı da yadsınamaz. Neslihan'ın da özellikle oyunun kopma anlarında üst üste öldürdüğü 3-4 topla takımın geri dönüşünde ciddi bir etkisi oldu. Pasör farkını zaten daha önce yazdık.

Guidetti tüm bu hamleleri yaparken artık Fenerbahçe'de çok belirgin olan bir takım zaaflara da değinmek gerekiyor tabi ki. Manşetlerde yaşanan klasik sorunları hiç saymıyorum çünkü yazmaktan gına geldi ama manşetler dışında bakılması gereken  başka rahatsızlıklar da var. Birincisi takımın hücum sistemi çok tek düze. Sezon başında çok değişik kombinasyonlarla hücum eden, hiçbir oyuncusunun üzerine çok ekstra setler kurmayan Fenerbahçe sezonun bitimine haftalar kala tüm bu özelliklerini kaybetmiş durumda. Takım dönüp dolaşıp hep aynı oyuncular üzerine, bir iki ezber hücum setiyle oynuyor. Tüm ağırlık köşelere kayarken Nati veya Gamova arkadayken de durum fark etmiyor setler sürekli bu iki oyuncu üzerine kuruluyor. Ortalar blok yapmak dışında hemen hiç bir hücumda yoklar. Şu da bir gerçek ki artık rakipler Fenerbahçe'nin bu setlerini ezberlemiş durumda. Şahsen ben top Dirickx'in eline geldiği anda kime gideceğini çok rahat kestirebiliyorum. Sezon başında antrenmanlarda 19 farklı hücum seti üzerine çalışan bir takımın şu andaki görüntüsü topu ya Gamova'ya kaldır ya da Nati'ye yatık pas yolladan öteye gitmiyor. Arada bir de ortalara düzgün bir set kuruluyor o kadar. Bu takımın en büyük üstünlüğü olan hücum gücü kesinlikle bu kadar kısır setlerle heba edilmemeli.

Gelelim Gamova'ya. Defalarca yazdım herkes sorunun paslarda olduğunu düşünüyor fakat sorun sadece pas kalitesi değil. Rakipler Fenerbahçe'nin her maç defalarca yaptığı birbirinin kopyası olan, hiçbir sürpriz içermeyen bu ataklarına karşı artık daha sağlam ve bilinçli önlemler alıyor. Sezonun başında Fenerbahçe Gamova'yı ancak oyunun çok çok sıkıştığı anlarda sürekli kullanıyordu. Fakat son birkaç aydır bütün hücumlar Gamova'ya endekslendi ve haliyle özellikle arka hücumları artık çok rahat blok yiyor. Köşe ataklarında top bloğu aştığında gideceği noktalarda mutlaka bir savunma planı var rakibin. Gamova'nın yanında bir de Nati var tabi ki. Bunun dışında Fenerbahçe hiçbir şekilde ekstra bir oyuncu çıkaramıyor. Halbuki sezon başına bakarsak Eda Erdem'in, Seda'nın hatta Blom'un bile ciddi şekilde katkı yaptığı çok daha dengeli bir takım ve hücum yapısı vardı. Fenerbahçe şu son dönem itibariyle bu görüntüden çok çok uzaklarda.

Eda ve Çiğdem'in skora çok katkı yapmış gibi gözükmesi kimseyi yanıltmamalı. İki oyuncunun ürettiği sayıların 9'u takımın hücum setleriyle hiç alakası olmayan direkt servisten alınmış sayılar. Direkt atakla alınan sayılarsa toplam 11. 5 setlik bir oyun ve bu oyuncuların potansiyeli düşünüldüğünde çok kısır bir rakam. Eda'nın 3 setlik maçlarda bile bu rakamları rahat geçtiğini gördük daha önce.

Fenerbahçe'nin savunmadaki sıkıntıları da ayrı bir problem. Bu takımın savunma yükünü çeken 5 temel oyuncu var. Bunu daha önce de yazdım. Bunlar önem sırasına göre Nati, Nihan, Blom, Çiğdem ve Naz. Bu 5 oyuncunun aynı anda sahada olduğu kadro kombinasyonu bozulduğundan bu yana Fenerbahçe'de 3-0'la geçilen onlarca maçta dahi bir dengesizlik olduğunu görmüş ve bu blogda defalarca dile getirmiştim. Maç analizleriyle ilgili postlarda ufak bir araştırma yeterli. Seda'nın takıma girmesi, ardından Blom'un kenara çekilmesiyle yabancı kontenjanından dışarıda kalan Dirickx'in ilk altıya yerleşmesi Fenerbahçe'de bütün savunma dinamizmini bitirdi. Defanstaki tüm yük Nati ve Nihan'ın üzerine bindi. Bu oyuncular zaten takımın manşet yüküyle uğraşıyor, Nati üstüne hücumda da kullanılıyor. Haliyle hem Bergamo hem de bugünkü maçın son setlerinde Nati de fişi çekmek zorunda kaldı. 

Dirickx'in varlığının ön tarafta getirdiği bir blok zaafı var ki Blom'u bu noktada eleştirenlerin Dirickx'e neden yüklenmediğini anlayamıyorum. Bugün de her maçta olduğu gibi rakip Dirickx'in blok tuttuğu köşelerden çok rahat sayılar çıkardı. Bu zaaf artık iyice ayyuka çıktığından özellikle onun olduğu tarafa yığılan hücumlar izliyoruz. Fenerbahçe burada da kendi kendini vuruyor. Drickx'in blok tekniğinde bu saatten sonra giderilemeyecek eksikler var. Naz'la ikisi aynı boyda ancak Naz'ın blok tekniği olarak Dirickx'in bir kademe üstünde olduğunu belirtmek gerek. Bu boyla alakalı bir olay değil. Lo Bianco mesela çok kısa boylu bir pasör ancak blok zamanlaması ve tekniği sayesinde boy zaafını çok iyi kapatan bir oyuncu. Dirickx boy avantajını kullanamadığı için kendisinden kısa olan oyunculardan bile daha fazla gedik veriyor.

Fenerbahçe sezonun kalan kısmında hiç maceraya girmeden sezon başındaki ilk altısına dönmek zorunda. Karşıdaki rakipler serviste risk aldığında Fenerbahçe önce manşette dökülmeye ardından da her hattıyla aksamaya ve düzenden çıkmaya başlıyor. Üstüne artık ezberlenen hücum ritüelleri de sekteye uğradığında ciddi anlamda sahada kriz yaşayan bir takım izliyoruz. Mevcut kadro yapısıyla olması gereken ilk altı çok net: Gamova, Nati, Eda, Çiğdem, Blom, Naz ve liberoda Nihan. Seda'yı takıma monte etmek uğruna sezon başında makina düzeninde çalışan bu yapıyı bozmak sezon sonunda hiç umulmadık sonuçlar doğurabilir. 

Şu an ekstra bir transfer gelemeyeceğine göre artık mevcut fantastik kadrodan bir an önce olması gereken düzene geri döneceğini umuyorum Jan'ın. Bugün 4. setin ortalarında yaptığı hamlenin 3. setin sonlarında gelmesi gerekiyordu, Guidetti'ye cevap vermekte çok geç kaldı. Dirickx ve Seda bu kadar kötü oynarken neden artık geri dönülemez noktayı beklediğini gerçekten anlayamadım. İlk iki sette bütün direnci kırılan Vakıfbank'ın geri dönüş sinyalleri vermeye başladığı anda müdahale etmesi gerekirdi. Aynı sorunlar Cannes ve Bergamo'ya karşı da yaşandı ve Jan yine hamlelerinde geç kaldı. Blom belki servise karşı manşetlerde, hücum ve bloklarda çok süper istatistikler çıkarmıyor ancak Fenerbahçe'de Nati ve Nihan gibi iki temel taşı Seda'yla kıyaslanmayacak kadar rahatlattığı bir gerçek. Bu iki oyuncunun sorumlulukları azaldığında Fenerbahçe'nin oyun akışını sekteye uğratmak çok zor.

Tüm bu yazdıklarım Fenerbahçe'nin aslında sanıldığı kadar takım oyunu oynamadığını bireysel yetenekler üzerine kurulu olduğunun bir göstergesi. Nati veya Gamova'da yaşanan aksamayı takım hiçbir şekilde tolere edemiyor. Bergamo karşısında Gamova, bugün de Nati'nin durması Fenerbahçe'yi çok fazla etkiledi. Sezon başında da benzer kriz dönemleri oldu ama takım bu krizlere çok çabuk tepki verebiliyordu. Bugün bunu yapmakta çok zorlanıyorlar.

Fenerbahçe'de bir de oyuncuların rahatlığı mevzusu var. Takım her maça nasılsa alırız modunda çıkıyor. Bu kendine güven iyi bir şey yalnız birilerinin artık Türkiye'deki rakipleri bu kadar hafife almamaları gerektiği konusunda oyunculara ciddi bir uyarı yapması lazım.

Hakemlerle ilgili de iki satır yazmak gerek. Çizgi dışı-içi, blok-out, takdir hakkı falan bunlar bir yere kadar her maçta olan şeyler yalnız bugün iki takımın da en az 4 tane bariz top taşıma pozisyonu vardı ki hakemin bunları kendi olduğu tarafta bile gözden kaçırması çok eksi puan. Hakemler bugün basketbol maçı yönetir gibi yönettiler tüm maçı.

Vakıfbank bugün tüm Türkiye'ye Fenerbahçe'nin yenilebileceğini gösterdi ki bu çok önemli bir kırılma noktası olabilir. Bugüne dek rakipler belki set alırız umuduyla çıktığı Fenerbahçe'ye karşı neden ben de kazanamayayım gibi bir motivasyonla oynayacaktır. Kısacası Fenerbahçe kendi ayağına kurşunu sıkmış durumda. Vakıfbank bu performansı bir daha tekrarlayabilir mi ya da tekrarlasa bile Play-Off'ta devamlılık sağlayabilir mi bunlar biraz şüpheli fakat bu mağlubiyetin şu zamanda gelmesi telafisi çok zor kritik bir dönemde gelmesinden çok daha hayırlıdır Fenerbahçe için. 

23 Ocak 2010 Cumartesi

Galatasaray 0 Vakıfbank Güneş Sigorta TT 3

Maç tahmini yazımda söylediğim gibi Vakıfbank'ın normal şartlarda rahat kazanması gereken bir maçtı ve öyle de oldu. Neslihan'ın artan form grafiği hücum yönünden direkt ona bağlı olan takımını da gün geçtikçe rahatlatırken, Galatasaray takım olarak yerinde saymaya devam ediyor..

Galatasaray ilk devredeki maçlarda Ivana'nın yanına ara ara Krismanovic'i ekleyerek hücumda bir nebze rahatlama fırsatı buluyordu ancak Krismanovic ikinci devreyle birlikte müthiş bir düşüş içerisinde. Bugün de 4 sayıyla çok kısır bir maç çıkarmış. Smaçörler Deniz ve Valeska'nın kapasitesi belli. Hiçbir zaman bu tarz bir takımda istikrarlı skor opsiyonu olabilecek durumda değiller. Eldeki seçenekler bu kadar azalınca Elif de Ivana üzerine oynamış. Ivana %35'lik bir hücum yüzdesinde kalınca doğal olarak Galatasaray maça ortak olamamış. İkinci sette 8-0'lık bir Vakıfbank serisi var ki ikinci teknik molaya kadar skor 16-3'e kadar gelmiş. Oradan sonra muhtemelen rehavetle birlikte Galatasaray 20'yi bulmuş ancak haliyle bu kadar geriden gelip böyle bir rakibe karşı set almak biraz zor.

Galatasaray'da son birkaç maçtır dikkat çeken bir diğer baş ağrısı da manşet hataları. Geçen hafta 15, bu hafta da 12 manşet hatası yapmışlar. Yani set başına neredeyse 5 manşet hatasıyla oynuyorlar. Bu çok ciddi bir rakam. Üstelik Galatasaray'ın bu kadar yüksek savunma hatasını tolere edebilecek bir hücum gücü de yok. Bunlara servis ve hücum hatalarını da eklediğinizde rakiplerin sayı almak için çok bir çaba göstermesine gerek kalmıyor.

Sezon başından bu yana her takım kendisini bir adım ileri atarken Galatasaray'da oyun tarzı da dahil hiçbir değişiklik göremiyorum. Yapılan hatalarda herhangi bir düzelme olmadığı gibi aksine mesela manşet hataları sürekli bir yükseliş içerisinde. Galatasaray'ın bu yıl zirvedeki üçlüyle oynadığı maçlara bakarsak play-offlarda yarı finalden ötesi hayal bana göre. Bir tek ilk devredeki VGS maçı var ki onlar da toparlanınca Galatasaray'a set alma şansı bile vermediler. O maçı saymadığımızda toplam 5 maçta Galatasaray sadece 1 set alabilmiş bu üç rakibinden. Aylar önce de yazmıştım Galatasaray'ın mutlaka bir libero ve iyi bir smaçör transferine ihtiyacı var diye ancak o yönde bir girişim olmadı ve olacak gibi de durmuyor. Gerçi şöyle bir düşünüyorum. GSTV bu maçı yayınlamaya gerek görmemiş, maçın üzerinden saatler geçmesine ve maç İstanbul'da olmasına rağmen resmi web sitesi maçla ilgili tek bir fotoğraf bile koymamış. Yani bu yaklaşımlara bakarsak kulübün takıma olan ilgi düzeyi kendini az çok belli ediyor. Haliyle transfer yapılmasını beklemek de komik olurdu.

Vakıfbank'ın yükselişi aynı hızla devam ediyor. Fenerbahçe'ye kaybettikleri günden bu yana arada tek bir Pesaro mağlubiyeti var. Vakıfbank cephesinde en göze çarpan nokta Neslihan'daki yükseliş. Gerek Avrupa gerekse Ligde bu durum kendini net bir şekilde hissettiriyor. Vakıfbank'ı farklı kılan bir diğer nokta orta oyuncular. Kinga-Poljak ikilisi bir arada olduğunda ortadan bol bol sayı çıkarıyorlar. Bugün de ortadaki bu ikili Neslihan'la birlikte ikinci temel hücum silahı olmuş. Dolayısıyla smaçörlerde yaşanan sorunlar çok rahat bir şekilde tolere edilebiliyor.

Servis karşılamada Galatasaray'ın Nikolic ve Gözde üzerine attığı servisler istenen etkiyi vermemiş Nikolic'in yüksek manşet yüzdesi Galatasaray'ın planlarını epey bozmuş sanırım. Burada Galatasaray'ın stratejisini tahmin etmek zor değil. Nikolic'te yaşanacak manşet sorununda VGS'nin taktiği otomatikman Nikolic'i servisten saklamak ve Gizem'e daha geniş alanda manşet aldırmak oluyor fakat bugün böyle bir sıkıntı olmadığından servis karşılamada taktik bir değişikliğe gitmeden rahat bir maç çıkarmışlar.

Vakıfbank, haftaya Eczacıbaşı'yla çok önemli bir maça çıkacak. Bugünkü galibiyetle Vakıfbank'ın üçüncülüğü artık garanti gibi bir şey. Eczacı ve Vakıfbank büyük ihtimalle play-off yarı finalinde kapışacaklar. İkincilik veya üçüncülük arasında saha avantajı dışında pek bir fark yok. Dolayısıyla haftaya oynanacak maç  iki takım için de daha çok bir güç testi olacak.

Yaklaşık yarım saat sonra başlayacak Eczacıbaşı - Fenerbahçe maçından sonra ligde ilk 3 hemen hemen belli olacaktır. Dördüncü sırada Galatasaray hala avantajını koruyor ancak sarı-kırmızıları çok zor bir play-off yolu bekliyor olacak. Çeyrek finalde muhtemel rakip ligin  en dişli takımlarından biri olan İller Bankası olacak ki 3 maça uzamaya aday bir seri. Galatasaray bu seriden epey yıpranmış bir şekilde Fenerbahçe veya Eczacıbaşı'nın karşısına çıkabilir. Bu iki takımı da çeyrek finalde rahat maçlar beklediği için Galatasaray'ın işi çok zor.

28 Aralık 2009 Pazartesi

27 Kasım 2009 Cuma

Fenerbahçe Acıbadem 3 Vakıfbank Güneş Sigorta TT 1



Haftalardır beklenen maçta Fenerbahçe Acıbadem Vakıfbank Güneş Sigorta'yı 3-1'lik skorla geçti. Sarı-Lacivertliler ilk kez set kaybetti ama maçı puan kaybetmeyecekleri bir skorla kazanmayı başardılar. İlerleyen günlerde bu maçın istatistiksel olarak detaylı analizlerini yapacağız o yüzden şimdilik kısaca bazı notları geçelim.

Maçın ilk setinde Fenerbahçeli oyuncularda neredeyse elle tutulacak derecede belirgin bir stres vardı. Nedenini bilmiyorum ama bu takım sezon boyunca böyle çok  maçlar oynayacak ki zaten kadrodaki oyuncular bu tarz maçlara çok alışıklar. 3-3'e kadar dengede giden ilk sette bu andan sonra önce Nikolic'le başlayıp ardından Poljak'la devam eden uzun bir Vakıfbank serisi izledik. Fenerbahçe'nin manşet alamaması bir yana yapılan hücumlarda da müthiş yüksek bir hata oranı vardı. Üstüne Vakıfbank'ın yüksek blokları da eklenince Fenerbahçe sayı alamaz hale geldi. Poljak servis serisini bitirdiğinde skor 4-12 Vakıfbank lehineydi ve bu sayıların yarısından fazlası rakip hatalardan alınmıştı. Aslında bu seride Nikolic'in çok etkili servis attığını söyleyemem ancak Fenerbahçeli oyuncularda konsantrasyon sorunu had safhadaydı. Sonrasında gelen Poljak'ın etkili servisleriyse Fenerbahçe için ölümcül oldu. Bu andan sonra bu seviyede kolay kolay set çeviremezsiniz. Fenerbahçe'deki konsantrasyon sorunu teknik molanın sonrasına dek sürdü. Bu arada Vakıfbank servislerinin gevşemesiyle birlikte taraftarın da gazıyla Fenerbahçe oyuna ortak olmaya çalıştı ve fark bir ara 3 sayıya kadar indi ancak Vakıfbank seti 25-20 kazanmayı başardı. Fenerbahçe'yi bu sette oyundan koparan etkenin manşetlerin zayıflığından çok yapılan basit hatalar olduğunu belirtmek gerek zira set sona erdiğinde Vakıfbank'ın kazandığı 25 sayının 10'u rakip hatalardan gelmişti.

İkinci set Fenerbahçe'nin oyuna asılarak başlaması beklenirken Vakıfbank, Stam'ın servisleriyle 5-0'lık bir seri yakaladı. Tam bu anda Çiğdem'in servise geçmesiyle bu sefer Fenerbahçe'nin servislerini izlemeye başladık. 7-0'lık seriyle sette ilk kez öne geçtiler. Nikolic üzerine atılan servisler Vakıfbank'ın direncini çok çabuk kırdı ve ikinci teknik moladan sonra açılan fark bir daha kapanmayınca Fenerbahçe seti 25-19 kazandı.

Üçüncü set ilk setin kopyası gibiydi. Tek fark bu sefer takımların yer değiştirmiş olmasıydı. Fenerbahçe servisleri tamamen Vakıfbank'ın zayıf halkası olan Nikolic'e yığınca rakibini iyice oyundan düşürdü. Bu bölümde Naz'ın 10-0'lık serisi gördüğüm en uzun servis serilerinden biriydi ve seti kazandıran baş faktördü. Guidetti Nikolic'i servisten saklamak için çeşitli hamleler yaptı. Gizem'e daha geniş bir alanda manşet karşılattırdı, Gözde'yi oyuna aldı, Güldeniz'i denedi fakat tüm bu müdahaleler bu kez Gizem'in manşetlerde aksamasıyla büyük darbe aldı. İlk sette Fenerbahçe'nin oyuna girememesiyle iyi bir görüntü çizen Vakıfbank'ın servis karşılama yüzdeleri de ikinci sette önlenemez bir şekilde düşmeye başladı ve bu sette tek haneli rakamlara kadar gerileyerek dibe vurdu. Fenerbahçe de sadece servis atıp blok tutarak oldukça rahat bir şekilde 25-14'le setlerde skor üstünlüğünü yakaladı. İlk sette sadece tek manşet hatası yapan Vakıfbank diğer iki sette 11 direkt manşet hatasıyla oynadı. Manşetlerin hatalı olması bir yana Vakıfbank'ın bu sette karşıladığı 23 servisten sadece 8'inde top pasörlerin eline ulaşabildi. Dolayısıyla pasörleri değiştirmenin pek bir faydası olmadı. Bu hataların üstüne blok ve hücum hatalarından kaynaklanan 12 sayı da eklenince Vakıfbank rakibine neredeyse tam bir set almaya yetecek kadar sayı kazandırdı iki sette. Neslihan'ın hastalık nedeniyle bitkin halini de hesaba katınca Vakıfbank oyundan tamamen pasifize oldu. Öyle ki bu sette tek bir blok sayısı bile kazanamadılar.

Servislerin hakimiyetinde geçen ilk üç setin ardından son sette topun çok daha fazla oyunda kaldığını gördük. İki takımdan da oldukça sağlam defans aksiyonları izledik ve epey uzun ralliler dönünce set uzun süre başa baş gitti. İşte bu noktada Fenerbahçe'ye maçı getiren iki faktör oldu. Birincisi hücum üstünlüğüydü. Oyunun sıkıştığı, hücum yüzdelerinin düştüğü, savunmaların tam konsantre olmasıyla rallilerin uzadığı kritik anlardaki toplara son noktayı koymada Fenerbahçe daha başarılı olunca setin sonlarına doğru Vakıfbank'ın direnci düşmeye ve fark açılmaya başladı. Vakıfbank tarafında direkt manşet hataları minimuma inse de toplar yine pasörlerin eline değmiyordu. Fenerbahçe de sık sık aynı durumlara düştü bu maçta ancak maçı getiren ikinci faktör de tam buradaydı. Vakıfbank'ta ikinci top pasöre gelmediğinde takım hücum kuramazken, Fenerbahçe'de ikinci top kime gelirse gelsin iyi kötü hücum aksiyonları izledik. Paslar kötü dağıtılsa bile en azından bir şekilde hücuma dönüştürülerek rakibe rahat top çıkarma imkanı verilmedi. Osmokrovic gibi havadaki her topa korkmadan smaç vurabilecek güven ve cesarete sahip oyuncuların önemi böyle anlarda ortaya çıkıyor.  Vakıfbanklı oyuncularsa direkt üstlerine gelen ikinci topları bile oyuna sokmaya çalışmadan pasörü bekleyince maçın kaybedilmesi onlar için kaçınılmaz bir hal aldı. Fenerbahçe'nin dengesiz gelen ikinci ve üçüncü toplardaki bu üstünlüğü seti 25-18 maçı da 3-1'le Sarı-Lacivertliler'e getirdi.

Bu maç bize Vakıfbank'ın mevcut kadrosundan asla verim alamayacağını gösteren önemli ipuçları verdi. Mesela Fenerbahçe üçlü hücum turlarında +18 rakamını yakalarken Vakıfbank'ın bu turlardan -16'yla çıkması önemli bir ayrıntı. Vakıfbank'ta ciddi bir pasör sorunu var. Manşetler kötü gelebilir ancak iyi toplar geldiğinde de pasör ve smaçörler arasında (özellikle ortalarla) çok ciddi uyum problemleri var. Bu seviye takımlarda minimum düzeyde olması gereken pek çok direkt pasör hatası izledik Özge'den. Vakıfbank'ın ilk 6 maçta %46 olan hücum yüzdesi bugün %31'lere kadar indi. Bu sadece kötü servis karşılamayla açıklanacak bir düşüş değil. Tabi ki Guidetti'nin Neslihan'daki anlamsız ısrarı da burada önemli bir etken oldu. Neslihan ısrarla oynamak istedi de mi böyle oldu bilmiyorum ancak bugün hücumda takımı sırtlayan Nikolic 2'ye kaydırılıp Neslihan'ı dışarı almak çok daha mantıklı bir hamle olurdu. Bu şekilde hem servis karşılamada Gizem Nikolic'i tolere etmek zorunda kalmaz hem de hücumda daha etkili olabilirlerdi. Ayrıca ciddi bir düşüşte olan Bahar'ın yerine artık biraz da Duygu'nun tercih edilmesi için daha neyi bekliyor merak ediyorum. Bugün Guidetti'nin hem oyuna müdahale hem de oyuncu tercihlerinde ciddi coaching hataları yaptığını ve kadroyu potansiyelinin epey altında kullandığını düşünüyorum.

Fenerbahçe cephesi içinse özellikle ilk iki set güzel bir tecrübe oldu diyebilirim. Şu güne kadar ligde set kaybetmek bir yana set kaybedecek durumlara bile düşmeyen takım ilk defa maç içi kriz dönemlerine girdi. Bir takım için her şeyin yolunda olduğu bir maçta değil her şeyin tepe taklak gittiği bu tarz kriz anlarında ne yapabileceği önemlidir.  Set veya maç kaybetmemek değil bir takımın bu alışkanlığı kazanması çok daha büyük bir marifet. Fenerbahçe ilk sette girdiği krizden setin sonlarına doğru çıksa da seti döndüremedi belki o kritik blok-out kararı gelmese oradan seti de döndüreceklerdi. İkinci setteyse setin başında aynı sorunlar yaşandı ama bu kez bunalımdan çok çabuk çıkıp maçın direksiyonunu ele geçirmeyi bildiler. Olaya ters açıdan bakarsak Vakıfbank'ınsa böylesi kriz anlarında bu seviyedeki maçları döndürebilecek seviyeden epey uzakta olduğunu gördük. Fenerbahçe önemli sorunlar yaşadığı bu maçta tıpkı Vakıfbank gibi sezonun en kötü hücum yüzdelerini çıkararak ortalamasının epey altına indi. Ancak servis karşılama gibi çok hassas bir faktörde genel karakterini korumayı başardı. Osmokrovic, Nihan ve Alice Blom üçlüsü ilk setteki kötü performansa rağmen oyundan kopmadılar. Vakıfbank'ın etkili servisleri karşında en azından ortalamalarının altına düşmemelerini sağlayan büyük bir efor sarfettiler oyunun devamında. Özellikle Neslihan ve Poljak'ın  etkili servislerinde çok kritik manşetleri başarıyla çıkardığını gördük bu üçlünün. Bu direnç sayesinde Fenerbahçe maç içi kriz anlarına rağmen Vakıfbank kadar keskin bir düşüş yaşamayarak dengesini yeniden kurabildi.

Bu sonuçla birlikte Fenerbahçe devreyi lider kapatmayı büyük oranda garantiledi. Aralık ayından itibaren girilecek zorlu maç trafiği öncesi Sarı-Lacivertliler için büyük bir avantaj bu. Vakıfbank'taki sorunlarsa zamanla aşılacak şeyler değil ne yazık ki. Özellikle pasör sorunu bu sezon hem lig hem de Şampiyonlar Ligi'nde  başlarını daha çok ağrıtacak. İki takım için de Avrupa maçları öncesi gayet iyi bir antrenman oldu. Darısı o maçlara diyelim ve tüm ekiplerimize Avrupa'da başarılar dileyelim.

19 Kasım 2009 Perşembe

Despar Perugia 3 Vakıfbank Güneş Sigorta TT 1



Fenerbahçe'den sonra Vakıfbank da bir diğer İtalyan takımı Despar Perugia'yla karşılaşmış. İlk seti Vakıfban kazanmış ama sonraki setlerde pek varlık gösterememiş ve İtalyan takımı maçı 3-1 kazanmış. Maçın setleri ve kadrolar:

Despar Perugia 3 Vakıfbank GSTT 1 (21-25, 25-16, 25-20, 25-23)

Despar Perugia:  Pincerato 4, Zetova 9, Leggeri 13, Dushkyevich 8, Lehtonen 11, Vasileva 8, Arcangeli (L), Klug 1, Quaranta 16, Weiss.

Vakıfbank Güneş Sigorta: Özge, Neslihan 20, Poljak 12, Bahar 3, Stam 9, Nikolic 4, Gözde 6, Gizem (L) 1, Maculewicz 5, Polen 1, Arzu, Güldeniz.

Takım istatistikleri:

Despar Perugia: Hatalı servis: 5; Ace: 5; Blok: 12; Mükemmel karşılama: 42%; Olumlu karşılama: 66%; Hatalı hücum: 18, Atak yüzdesi: 42%.

Vakıfbank: Hatalı servis: 10; Ace: 5; Blok: 7; Mükemmel karşılama: 20%, Olumlu karşılama 56%; Hatalı hücum: 20, Atak yüzdesi: 41%.

İzlemediğimiz bir maçla ilgili yorum yapmak abes olur tabi ki ancak istatistiklerin net bir şekilde gösterdiği üzere Vakıfbank'ta servis karşılama sorunları kronikleşmeye doğru gidiyor. Hücumda da Neslihan ve biraz da Poljak dışında istikrar sağlayabilen bir opsiyon yok. Bugün Stam ortalamasının üzerine çıkmış ama yarın muhtemelen yine normal rakamlarına döner. Kısacası Vakıfbank'ın kat etmesi gereken yol baya engebeli ve uzun. Perugia'nın İtalya Ligi'nde 4 maçta tek galibiyeti olduğunu da hatırlatalım.

12 Kasım 2009 Perşembe

Beşiktaş 1 Vakıfbank Güneş Sigorta TT 3



Teledünya Türkiye Kupası'nda günün son maçında Vakıfbank, Beşiktaş'ı 3-1 yenerek çeyrek final biletini alan beşinci takım oldu. Beşiktaş'ın ilk seti kazanmasından sonra bir sürpriz olur mu acaba dedim kendi kendime ancak rakibinin kadrosundaki yetersizliklerden de yararlanan Vakıfbank buna izin vermedi.

2 Kasım 2009 Pazartesi

Eczacıbaşı Zentiva 3 Vakıfbank GSTT 2 (Maç Yazısı)



Maçı izlemeyip de sadece skora bakan biri çok çekişmeli bir maç oynandığını, Eczacı'nın destansı bir galibiyet aldığını falan sanabilir. Ne var ki 5 setlik bu maçın 3 seti tamamen bir tarafın oynayıp diğer tarafın sahanın en güzel yerinden izlediği, oyun kalitesinin gayet vasat olduğu setlerdi. Hatta ikinci yarısı hariç 4. set de bu kategoriye girebilir.

31 Ekim 2009 Cumartesi

Eczacıbaşı Zentiva - Vakıfbank GSTT Maç Öncesi...



Bu sezon fikstürün bize yaptığı bir güzellik varsa o da ligin ağır ablalarını henüz sezonun başında peşpeşe izleme şansını buluyor olmamız. İlk hafta Fenerbahçe Acıbadem - Galatasaray, geçtiğimiz hafta Fenerbahçe - Eczacıbaşı ve araya giren süper kupa finali derken bu hafta da Eczacıbaşı ve Vakıfbank'ı karşılıklı izleyeceğiz. Bu önemli maç öncesi sezon başı uyum sancıları çeken iki takım da karakteristik olarak çok farklı yönlerde olmalarına karşın benzer sorunlarla cebelleşiyorlar.