Aroma Bayanlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aroma Bayanlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Nisan 2012 Salı

Kaosa Davetiye Çıkarmak



Yaklaşık 5 aya sığdırılan bir takvim sonrası ligin şampiyonu belki birkaç saat sonra en geç de Perşembe günü belli olmuş olacak. Daha ilk açıklandığı anda şaşkınlık uyandıran Play-off sistemi beklendiği gibi takımlardan birini en olmadık yerde vurdu. Bu vurulan takımın da tüm sezonu namağlup götüren Fenerbahçe olması durumu daha da ironikleştirdi. Seda'nın sakatlığı, Ze Roberto'nun akıl tutulmaları eşliğinde Fenerbahçe en büyük favorisi olduğu ligi tek maçta aldığı mağlubiyetle bir anda kapatıverdi. Sistemin saçmalıklarına değineceğim ancak Fenerbahçe yönetiminde ilgili kişilerin koca sezon susup şimdi Federasyon'a veryansın etmeleri günah çıkarmalarına yetmiyor.

Geçen yaza dönelim. Bu sistem planlandığı sırada sponsoruyla yolları ayıran, üstüne futboldaki kaosla sarsılan bir Fenerbahçe vardı. Bunlar bir nebze anlaşılabilir şeyler fakat koca kulüpte herkes sponsorla, başkanın davasıyla mesai harcamıyordu herhalde? Bu takımın bağlı olduğu bir şube var. Şubeden bir tane Allah'ın kulunun şu statüye dönüp iki kelam etmemesi, Federasyona ne yapıyorsunuz siz dememesi akıl alır gibi değil. O sırada sponsor peşinde koşmaları, takımın durumunun belirsizliği birer mazeret değil. Sezon açıldığında oyuncuları toplayıp her şey yoluna girecek, siz normal şekilde devam edin diyebilen, yabancıları kalmaya ikna edebilen birileri vardıysa bununla da ilgilenecek adam bulunurdu. O yüzden Dinçay'ın şimdi Federasyon'u eleştirmesinin samimiyeti daha da ötesinde kıymet-i harbiyesi yok. Federasyon'dan kimsenin Dinçay'ın sözlerini okuduğunu bile sanmıyorum.

Fenerbahçe sponsorunu bulup şubede işleri yoluna koyduktan sonra da statü zaten arada kaynadı. Şubedekiler o sırada çok meşguldüler durumu idrak edemediler diyelim ama aradan aylar geçmiş kimse oturup ya bu play-off sistemi nereye götürüyor bizi, biz ne yapabiliriz diye düşünmemiş mi merak ediyorum. Şimdi tam tarihi hatırlamıyorum ama Fenerbasket'e bir post atmıştım Ocak ayıydı sanırım. Bu sistem lideri tuzağa götürüyor, ligi lider bitirmeye kasmaktansa iki veya üçe oynamak takım için çok daha mantıklı olacak minvalinde bir şeyler yazmıştım. Fenerbahçe madem statüyü değiştiremiyordu o zaman kendisi için en makul yolu belirlemek yine takımın elindeydi. Etik olarak yanlış görünebilir ancak sistemin kendisinin yanında gayet masum kalırdı.

İşin teknik taktik tarafı da ayrı bir komedi. Seda'nın sakatlık geçirmediği tek bir sezon bile yokken onun yedeği olarak Yağmur'a güvenmek baştan bir strateji hatasıydı. Hadi bu hatayı bir kere yaptınız ve iş işten geçene kadar da fark edemediniz. Peki final maçında Ze ve teknik heyetin takımın 4 set boyunca sahada 5 kişi oynamasını öylece izlemesine ne bahane bulmalı bilemiyorum. Fenerbahçe her şeye rağmen maçı oradan döndürebilecek bir formulasyonu mevcut kadro içinden bulabilirdi. Yağmur'un etkisizliğini görerek Duygu'yu çapraza çekebilirlerdi. En azından blokta yine yüksek kalırdı takım. Daha önce defalarca smaçör oynamış Eda'yı 4 e çekip manşet aldırmadan oynatabilir, ortayı da İpek-Duygu'yla kapatabilirdiniz. Seda sakatlandığı anda zaten çaprazı tamamen gözden çıkarmış bir takım için alınamayacak riskler değildi bunlar. Sokolova yerine Tom'u sırf servis için oyuna alıp en azından orada bir ivme yakalamayı deneyebilirdiniz. Hadi bunların hiçbirini yapmadınız kaybedileceği daha 10. sayıda belli olmuş 4. sette pasör ve smaçörleri kenara alıp dinlendirmemesine ne demeli Ze'nin bilemiyorum. Yani denenebilecek çok şey vardı fakat Fenerbahçe'nin kenar yönetimi maçı çevirmek için hiçbir şey yapmadı. Artık toplu akıl tutulması mı yaşandı biterse bitsin rahatlığı mı vardı bilemiyorum. Normal bir Ze'nin bu maçta olay falan çıkarması gerekirdi ama herkesten daha rahat izledi maçı. Bunu da nasılsa CL'yi kazandık ne gerek var lige rahatlığına bağlıyorum. Muhtemelen 3 gün 3 gündür deyip Brezilya'ya erkenden gitmek istedi bilemeyiz ve hiçbir zaman da bilemeyeceğiz.

Federasyon'un Play-Off saçmalığına gelirsek. Lafı çok uzatmaya gerek yok. Bizimle aynı seviyedeki İtalya'ya bakmak bile yeterli. Bu adamlar araya bir de Dünya Kupası sıkıştırıp kupaydı, ligdi, Play-Off'tu hiçbir şeyin statüsünü değiştirmeden sezonu planladılar ve şu an 5 maç üzerinden final oynatıyorlar. Onların da takımları CEV'de son ana kadar vardı. Birebir aynı yoğunluk ama yapmak istedikten sonra yapılıyor demek ki. İlla saçma sapan şeyleri denemeye gerek yokmuş.

Bizim Federasyon ne yaptı peki. Hafta hafta program açıkladı sonra kendi açıkladığı programı son dakikada değiştirdi. Ortada bir plan program olmadığı o kadar belli ki 3 gün sonra Şampiyonlar Ligi'nde F4 oynayacak takıma yarın Türkiye Kupası'nda finalleri oynatalım mı diye soruyorlar. Federasyonun zaman yetmedi o yüzden böyle akıllara zarar bir sistem geliştirdik bahanesiyse safsatadan ibaret. İtalyanlar bunu yapabiliyorsa sen de yapabilirsin. Yapamıyorsan demek ki yetersiz adamlar o koltukları işgal ediyor.

Sezon içerisinde Gençler Ligi yüzünden ligi 2 hafta tatil eden Zimbabwe Voleybol Federasyonu değildi herhalde. Allahaşkına hangi spor branşında genç takımlar A takımların önüne geçiriliyor? 12 ayda o turnuvayı düzenleyecek başka zaman dilimi mi yok da tutup ligin tek günü bile önemli takviminden 2 hafta çalınıyor? Dahası gençler ligi için A takımların maçları niye duruyor? Salon mu yok, hakem mi yetmiyor? Bizi kaale alıp cevap veren olmayacak tabi ki ama bunlar kafa kurcalayan şeyler.

Geçen sene Türkiye Kupası'nı yangından mal kaçırır gibi tek maç üzerinden oynatan Federasyon bu yıl çeyrek finalleri çift maça çıkardı. Takvimin sıkışacağı ayan beyan ortadayken bu garip değişikliğin de bir izahı yok. Mayıs ayı gibi ne hoca ne yabancı oyuncuların olacağı, tüm takımların ununu eleyip eleğini astığı bir zaman diliminde turnuva yapmaya kalkışmak sonra kulüpler rest çekince de tehditler savurmak şaka gibi.

Federasyon 4-5 sene önce 4 takımla çift devre usulü bir sistem uyguluyordu. O sistem de denenebilirdi pekala. Hatta bu yıl finalin 3 maça uzayacağını varsaysaydık o sistem bundan daha kısa sürecekti. Ondan sonra da sanmıyorum ki bir kulüp çıkıp hakkımız yendi desin veya insanlar şampiyon olan takımı sorgulasın.

Tüm her şeyi bir kenara koysak dahi mevcut Play-Off sisteminin takvimle, zamansızlıkla bahane edilebilecek, akılla izanla savunulacak en ufak bir noktasını bulmak zor. Federasyon bu kaosu kendi eliyle oluşturdu. Voleybolun ülkede popülaritesi yok denecek kadar az. Seyirci baskısı diye bir şey yok haliyle. Eleştiri yapacak muhalefet veya basın diye bir şeyin de var olmadığı böyle bir ortamda Federasyon saçmalama hakkını sınırsızca kullandı. Burada x in hakkı yenmiş ya da y ninki bunlar sadece detay. Federasyon açısından değişen bir şey yok. Zira lig, kupa kısacası kulüplerle ilgili her şey tamamiyle milli takıma odaklanmış Federasyon için yalnızca bir angaryadan ibaret. Karabıyık elinden gelse ligi hiç oynatmayıp oyuncuları 12 ay milli takım kampına alacak derecede umursamaz bir tavır içinde kulüplere karşı. Voleybolda tekeri döndüren, bütün hamallığını çeken kulüpler de kendi ufak hesaplarının peşinde koşmak yerine resmin tamamında nasıl sömürüldüklerinin farkına varıp ortak bir tavır gösterene dek de bu saltanat ve çiftlik düzeni devam eder. 

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Fenerbahçe Acıbadem 2010-11 Sezonu İstatistikleri



Fenerbahçe Acıbadem'in Aroma Bayanlar Voleybol Ligi 2010-11 sezonuna ait istatistikleri.

Toplam İstatistikler: 

Set Başına İstatistikler:  

10 Mayıs 2011 Salı

Seride erken sona doğru: Fenerbahçe 3 Vakıfbank 0



Son 1.5 yıldaki 14. Fenerbahçe-Vakıfbank randevusu Ze Roberto’nun pek de beklenmeyen kadro açılımıyla daha başlamadan ilk sürprizini yaptı. Seda’nın yine nükseden sakatlık problemiyle birlikte Fürst’e tribün yolu gözükürken Kasia aylar sonra ilk defa önemli bir maçta kendini ilk altıda buluverdi. Sezon daha yarılanmadan ilk altıdan kesik yiyen Nihan da uzun bir aradan sonra libero olarak kadrodaydı. İpek de yanılmıyorsam bu sezon ilk defa ciddi bir maçta ilk altıda boy gösterdi.

İlk altının yarısını değiştiren Ze Roberto’nun aksine Guidetti yine her zamanki takımıyla maça başladı. Açıkçası serinin tam ortasında böylesine radikal bir değişiklik çok da tercih edilecek bir şey değil özellikle de iplerin sizin elinize geçtiği ve karşı tarafın hamle yapmasının beklendiği bir anda ancak Ze’nin maç sonu açıklamasından da anlaşıldığı kadarıyla en azından Songül-Nihan dışındaki değişiklikler tercihten çok bir zorunluluk olmuş.

Fenerbahçe maça yine gergin girer gibi gözüktü. Özellikle Naz’ın bu ilk bölümde Sokolova’yı oyundan düşüren kötü oyunu vardı. Ancak bu gergin girişe rağmen Fenerbahçe çok çabuk toparlanırken Vakıfbank hala Cuma gününde kalmış gibiydi. İlk maça oranla çok daha istikrarlı servisler atan sarı-lacivertlilere karşın Vakıfbank’ın manşetleri çok fazla bozulmadı belki fakat yüksek yüzdeli servis karşılamaya rağmen Vakıf’ın bugün hiç gününde olmayan pasörleri hücumda bir türlü ritm tutturamamalarının ana nedeniydi. Tam tersine berbat servis karşılayan Fenerbahçe’deyse Kasia’nın oynayacağı tutunca Vakıf’ın savunması da bir yere kadar dayanabildi. Fenerbahçe set sonunu minimum hatayla bitirerek 1-0 öne geçti.

İkinci set de Fenerbahçe’nin sıfır gerginlikle başlaması dışında ilk setin karbon kopyası gibiydi. Fener iyi servis atıyor, Vakıfbank da iyi servis karşılıyordu ama Vakıfbank bir türlü hücumda dengeyi kuramadı. Guidetti’nin pasör değişiklikleri de durumu kurtaramadı. Kötü manşete rağmen blok ve savunması iyice oturan Fenerbahçe karşısında git gide oyun karakterinin dışına çıkan Vakıfbank’ta Gözde’nin sakatlığıyla maç iyice çevirilemez noktaya kaymaya başladı.

Maçın son seti için de yine aynı şeyleri yazacağım. Fenerbahçe kötü manşetlerini servis, blok, savunma ve hücumdaki performansıyla tolere ederken, Vakıfbank setin hiçbir bölümünde geri dönebilecek bir izlenim veremedi. Bu sezon başındaki Süper Kupa maçı hariç hiçbir maçta bu takımı bu kadar tepkisiz görmedim diyebilirim. Guidetti bile bir yerden sonra artık maçı falan bıraktı. Fenerbahçe de savunma ve blok konsantrasyonunu hiç düşürmeden güle oynaya seride 2-0’ı yakaladı.

Maçın geneli itibariyle Vakıfbank belirttiğim gibi bu sezonun en tuhaf performanslarından birini gösterdi. Oyunun tamamı Fenerbahçe’nin kontrolünde geçerken Vakıfbank ancak Fenerbahçe izin verdiği kadar rakibine yaklaşabildi. Fenerbahçe de hiçbir zaman Vakıf’ın bir seri tutturmasına ve havaya girmesine izin vermeden maçın direksiyonunda kaldı.

Fenerbahçe’nin yine lise takımı seviyesinde servis karşıladığı bir günde oyuna kötü girmesine rağmen çabuk toparlanan Naz’ın performansı dikkat çekici. Sağdan soldan çevirmekle uğraştığı topları bir şekilde hücum opsiyonuna çevirmeyi başardığı gibi arka alandaki savunmasıyla da bugün çok kritik toplar çıkardı. Tabi burada Kasia’dan da bahsetmek gerekiyor. Ortası olmayan Polonyalı bugün zirve performanslarından birine imza attı ve aksi olsa hem Ze Roberto hem de kendisi açısından çok büyük eleştiriler alacağı bir maçı MVP lik bir performansla bitirdi. Diğer iki smaçörün hücumda pek ortada gözükmemesi bu performansı daha da değerli kılıyor haliyle. Maça iyi konsantre olmuş Eda ve İpek’in de aldıkları toplardaki yüksek yüzdeleri hücumda hayalet gibi gezen Nati ve Sokolova’ya pek ihtiyaç duyulmamasında en önemli etkenlerdi. Bu iki oyuncu manşet ve hücumda sırıtsalar bile savunma performansları takımın geneli gibi gayet iyiydi. Bir türlü çabuk setler kuramayan Vakıfbank’a karşı İpek ve Eda bu sezonun en efektif maçlarını çıkardılar. Artık liberoluğu unuttuğunu düşünmeye başladığım Nihan manşetlerde yine bildiğimiz Nihan’dı hatta belki de daha kötü ancak Songül’ün bir türlü beceremediği savunma aksiyonlarında her topa atlayarak alıştığımız performansını ve farkını ortaya koydu. İlk maçtaki gibi üçlü blokların yanına çok iyi bir arka alan savunması da eklenince Fenerbahçe için sezonun en rahat galibiyetlerinden biri geldi. 

Vakıfbank cephesi hala daha ilk maçın şokundan çıkamamış sanırım. Kaybedilmesi durumunda telafisi çok zor bir maçta bir türlü oyuna ortak olamadılar. Fenerbahçe’nin çok iyi servisleri karşısında manşet ve savunmada çökmediler belki ama oyunun diğer alanlarında hep bir iki adım geride kaldılar. Pasörler felaket bir günlerindeydiler. Hakemin çaldıklarının yanında bir o kadar da çalmadığı hatalı pas çıktı Nilay-Özge ikilisinden. Gayet iyi manşet getiren bir takımda temiz çıkardıkları toplarda da tercihleri iyi değildi. Önceki maçın tie break setinde çok iyi gelen manşetlere rağmen kaybettikleri senaryoya benzer şekilde bir maç çıkardılar. Sene başından beri her şartta hücum eden ikiz kuleler de maç ilerledikçe fişi çekmek zorunda kaldılar. Özellikle Nikoliç hemen her tur karşısına dikilen Eda-Naz bloğuna karşı bir yere kadar dayanabildi. Eczacı serisinde kritik işler yapan Bahar’ın final serisindeki tutukluğu da işleri gittikçe zorlaştırıyor. Takımın genelinin aksine final serisinde aynı standardıyla devam eden tek isimse Gizem. Bugün savunması bir yana manşet yüzdeleriyle oha dedirtti.

Vakıfbank’ın buradan seriyi çevirmesi için artık kendilerinden çok Fenerbahçe’nin anormal şeyler yapması gerekiyor. Maçlar arası süre de azaldıkça yorgunluk Fenerbahçe’ye göre çok daha vurucu bir etki yapacaktır Vakıfbank’a. Gözde’nin de muhtemelen sezonu kapattığını düşünürsek şampiyonluk onlar için Kaf Dağının ardında gibi bir hal aldı. Bundan önceki maçlara tam bir sinir stres topu gibi çıkan Fenerbahçeli oyuncular da çok daha rahatlamış durumdalar. Çarşamba günü moral ve motivasyonu maksimuma ulaşmış Fenerbahçe rakibinin ayağa kalkmasına izin vermeden son darbeyi vurmak isteyecektir. Vakıfbank için olmak ya da olmamak maçında işleri gerçekten zor. Bu sezon inatçılığıyla nam salan takımın bütün enerjisi ilk maçın kaybedilmesiyle bitmiş gibi. Guidetti’nin sürebileceği koz da kalmamış durumda. Yapabileceği tüm hamleleri yaptığı gibi önemli bir taşını da kaybetti. Şahsen tuhaf işler olmazsa bu seri Çarşamba günü noktalanacaktır diye tahmin ediyorum.

Bu arada maç raporunda Vakıfbank'ın ilk iki sete servis atarak girdiği görünüyor ancak maça servis atarak başlayan taraf Fenerbahçe'ydi. Bunu da belirterek yazıyı noktalayalım.

5 Mayıs 2011 Perşembe

Rakamlarla Fenerbahçe Acıbadem vs. Vakıfbank Güneş Sigorta TT




Yarın başlayacak final serisi öncesi iki takımın bu sezon oynadığı 5 maçın istatistiklerine kabaca bir göz atalım istedim. Tabi öncelikle bu istatistiklerin tamamen Federasyon ve CEV'in sağladığı maç raporlarından alındığını ve özellikle Federasyon'un raporlarında çapraz eşleşme yapılmadığı için bazı rakamların (blok sayıları gibi) tutmadığını da belirtmem gerek. Bu da iki takımın istatistikçilerinin aynı pozisyonlardaki farklı yorumlarından kaynaklanıyor. Fenerbahçe'nin çok farklı kadro kombinasyonları denemesi nedeniyle kimin ne yaptığını anlamak Vakıfbank'a göre daha zor. Yine de genel bir profil çıkartması açısından faydası olur sanıyorum. Resimlerin büyük hali için üzerlerine tıklamanız yeterli.

İlk olarak iki takımın genel rakamlarına bakalım.


Bu tabloda ilk göze çarpan şey Vakıfbank'ın yaptığı hata sayısının fazlalığı. Aradaki farkı oluşturan en büyük iki etken servis ve hücum hataları olmuş. Bunun dışında iki takımın diğer istatistikleri birbirine yakın.

Fenerbahçe Acıbadem Toplam Bireysel İstastistikler:


Fenerbahçe Acıbadem Set Başına Bireysel İstatistikler:




Vakıfbank Güneş Sigorta TT Toplam Bireysel İstatistikler:


Vakıfbank Güneş Sigorta TT Set Başına İstatistikler:



İki takımın bireysel istatistiklerine baktığımızda ilk söylenmesi gereken şey kadro istikrarı. Fenerbahçe rakibiyle bu sezon oynadığı 5 maçta 3 farklı ilk altıyla (tabi aslında ilk altı yerine maça başlayan yedi kişi demeliyiz buna) sahaya çıkmış ve sadece Eda, Nati ve Sokolova bu ilk altıda yer bulabilmiş. Vakıfbank'sa 5 maça da aynı kadroyla çıkmış. Fenerbahçe'de 5 maçın tümünde şans bulan oyuncu sayısı 5 ken, Vakıfbank'ta 9 oyuncu 5 maçta da oynamış.

Bu kadro sirkülasyonunun doğal sonucu olarak Fenerbahçe'de sayı dağılımı biraz daha dengeli görünüyor. Ortaların hücumda daha fazla pay aldığını görsek de iki takımın genel hücum karakteristiğinde köşeler çok ağır basıyor. Ortalar kağıt üzerinde pek janjanlı dursa da iki takımın oyun sistemi içerisinde kaybolup gidiyorlar.

Takımların manşet yüzdeleri çok kötü olmamasına rağmen hücum yüzdeleri son derece düşük. Bu durum takımların iyi hücum edememesinden mi yoksa savunma ve blokta çok etkin olmalarından mı kaynaklanmış karar vermek zor. Her ikisi de aynı oranda etkin bana kalırsa.

İki takım da iyi servis atarken, servis karşılamada sorunlar yaşıyorlar. Fenerbahçe'de üzerine istikrarlı servis geldiği anlarda libero Songül, Vakıfbank'taysa Nikoliç genel olarak manşetteki zayıf halkalar. Vakıfbank kimi zaman arka alanı tamamen iki manşetçiyle kapatırken, Fenerbahçe sabit üç manşetçi kullanıyor. Vakıfbank'ın cepte bir de Güldeniz opsiyonu mevcut. Fenerbahçe'nin son dönemde servis için oyuna aldığı Nihan'ı setin geri kalan kısımlarında arkada sabit tutup liberoyla değiştirmeme gibi bir taktik anlayış benimsediğini görüyoruz. En azından benim izlediğim bölümlerde bunun takıma çok bir artısı olduğunu söyleyemem. Smaçör yedekleme konusunda büyük bir sorun yaşayan Fenerbahçe'de Nati-Sokolova ikilisinin aynı anda kötü gününde olması durumunda Fenerbahçe'yi maç kaybetmekten ancak bir mucize kurtarabilir. Tabi bu ikisi günündeyse Vakıfbank'ın nasıl cevap verebileceği ayrı bir soru işareti.

Fenerbahçe hücumda daha fazla alternatife sahip ve topa vurabilecek çok isim var ancak Vakıfbank'ın elindeki silahlar sayısal olarak az olsa da bitiricilik açısından Fenerbahçe'den daha iyi. Fenerbahçe'nin köşe oyuncuları ilk topları öldürmede ciddi sorunlar yaşıyor ve uzun rallilerde karşıdaki takım Vakıfbank gibi mobilitesi yüksek bir savunmaya ve nokta vuruş yapan smaçörlere sahipse genelde ralliyi kaybeden taraf Fenerbahçe oluyor. Vakıfbank'taysa ikinci baharını yaşayan Glinka normalde hücum edilmeyeceği varsayılan, hatta bloğun bile çıkmadığı toplardan sayı alıyor ki Eczacıbaşı serisinde dönem dönem %100 lere varan bir atak ortalaması tutturdu. Nikoliç'in son dönemde biraz dengesizleşen formuna karşın o da Fenerbahçe'nin durdurmakta zorlanacağı bir isim olacak. Fenerbahçe'de özellikle oynaması durumunda Seda'nın ne yapıp yapamayacağı çok önemli. Fenerbahçe'de diğer iki smaçörün genel anlamda üzerine binecek yükü düşünürsek Seda'nın alacağı sorumluluk Fenerbahçe'yi hücumda rahatlatacaktır. Eğer Pesaro maçındakine yakın bir çizgi tutturursa iki takım arasındaki dengeleri derinden etkileyebilir.

Orta oyuncular açısından ilginç eşleşmeler olacak. Fenerbahçe'nin son dönemde çok eleştirilen orta oyuncularının Vakıfbank'ınkilere oranla set başına biraz daha iyi blok rakamları tutturduğunu görüyoruz. Her iki takım da 3 farklı orta oyuncu denemiş ve Fenerbahçe'nin ortaları set başına ortalama 2,5/2 lik bir üstünlük yakalamış. Seride görev alması muhtemel 6 orta içerisinde Poljak şu anda form durumu ve genel kalite itibariyle hepsinin bir sınıf üzerinde. Fenerbahçe'de bu sezon tribüne gidip gelmekten bir türlü verim alınamayan Fürst'ün durumu da kocaman bir soru işareti. Yerli blokörlerse birbirini nörtlüyor diyebilirim. Maç içerisinde bile çok fazla git gel yaşayan Eda-Bahar ikilisinin ne zaman nasıl bir maç çıkaracağı belirsiz. Artık gününde olan takımı için daha faydalı olur herhalde.  

Vakıfbank oyun içinde sık sık pasör değiştirirken Fenerbahçe şu an için tek pasörle maçları götürüyor. Vakıfbank'ta Nilay'ın ön tarafta olduğu anlar blok gücünü düşürebilirken Fenerbahçe'de Naz'ın önde olduğu bölümler tam tersi bir etki oluşturuyor. Pasörlerin son maçlardaki durumuna bakarsak özellikle ortaları oyuna sokmakta ciddi sorunlar yaşadıklarını söyleyebiliriz.

İki takımın liberolarına bakıldığındaysa her anlamda Gizem'in bariz bir üstünlüğü mevcut. Çok fazla konuşmaya gerek olduğunu sanmıyorum.

İki takımın genel oyun karakteristiği en azından birbirleriyle oynadıkları maçlarda tutturdukları istatistikler birbirine çok yakın. Önümüzdeki final serisi de benzer seyirde oynanırsa özellikle bireysel hataları minimuma indiren taraf seriyi götürecektir. Şampiyonlar Ligi'ni rakibine kaybeden ve bunun getireceği ekstra bir motivasyonla oynaması beklenen Fenerbahçe'de son dönem itibariyle Sokolova-Naz ikilisi bu seride kendi takımları adına en belirleyici isimler olacaklardır. Rakibine oranla ciddi bir kadro istikrarına sahip olan Vakıfbank'ınsa sezonun ortasına göre düşen bir form grafiği var. Özellikle pasörler üzerinde çok fazla değişiklik yapılması (ki bazen ortada bir neden bile görmek mümkün olmuyor) ve Nikoliç'i saklamak için sıkça başvurdukları iki kişiyle tüm arka alanı kapatma tercihlerinin çok ciddi sorun çıkaracağını düşünüyorum. 

Fenerbahçe'nin bu sezon rakibine anormal şekilde kaybettiği iki maçta da özellikle tie-break setlerindeki kırılma anlarında rakibine ayak uyduramaması en büyük etken olmuştu. Son Eczacı serisinde de görüldüğü gibi Vakıfbank'ın oyundan hiç düşmemesini sağlayan sürekli bir arada oynama alışkanlığı Fenerbahçe (ve tabi Eczacıbaşı) için sezon boyunca tam tersi bir etken oldu. Katar sonrası peşpeşe oynanan iki maça top antrenmanı bile yapmadan çıkan takımın son dönemde en azından bir kadro istikrarı yakalaması onlar açısından önemli bir handikabı kapatacaktır diye düşünüyorum.  Bu nedenle seri öncesi favorim aynı hataları üçüncü bir kez daha yapmayacağını tahmin ettiğim Fenerbahçe Acıbadem olacak.

Şampiyonlar Ligi Final-Four'undan bile daha zor geçmesini beklediğim bu seride iki takıma da başarılar.



Benim seri tahminim: 3-0 Fenerbahçe Acıbadem :)   

4 Nisan 2011 Pazartesi

Eczacıbaşı Vitra 1 Fenerbahçe Acıbadem 3



İlk üç takım dışındakilerin neredeyse formalite icabı maçlar oynadığı Aroma Bayanlar Ligi’nde normal sezonun gidişatını belirleyecek 6 maçtan beşincisi dün oynandı. Haftalardır zirvede takılan Eczacıbaşı Vitra ilk yarıda 3-1 yenerek koltuğu devraldığı Fenerbahçe Acıbadem’e aynı skorla kaybedip zirveyi rakibine bıraktı.

Maç öncesi bakıldığında bu yıl en büyük hedefleri olan CL şampiyonluğunu sezon başında pek hesaba katılmayan Vakıfbank’a elenerek elden kaçıran iki takım açısından da epey stresli bir ortam olduğunu söyleyebiliriz. Eczacıbaşı’nda Gülden’in sakatlığıyla başlayan balans bozukluğu, Fenerbahçe’ninse yaşadığı F4 bozgunu iki takımı da artık annelerinin liginde baş başa bırakıverdi. Ligi lider bitirmek bu yıl oldukça önemli. Lig lideri son derece rahat bir fikstürle finale çıkacakken ikinci ve üçüncüyü kafa kafaya tokuşturacak bir yarı final söz konusu. Finale çıkıp en büyük iki rakibinin birbirini yıpratmasını beklemek varken tepedeki üçlüden hiçbirinin ikinci yolu isteyeceğini sanmıyorum. Kaldı ki bu maç lig liderliğinden öte mesaj verme açısından da önemlydi. Son 4-5 yıldır iki takımın arasında oluşan rekabeti de göz önüne alırsak gayet nefis bir maç olmaması için herhangi bir neden yoktu.

Micelli’nin Bown/Duskyevic tercihi sakatlık nedeniyle mi yoksa başka bir sebebi var mıydı bilmiyorum fakat böyle kritik bir maç için sürpriz bir tercih denebilir. Fenerbahçe’nin suni bir dalgayla iyi girdiği ilk sette Eczacıbaşı çok iyi servis atarak ve iyi blok tutarak karşılık verince Fenerbahçe bir anda dağılma sürecine girdi. Ne bloklar çalıştı ne de smaçörler oyuna girebildi. Pamuk helva kıvamında servisler de bunlara eklenince Eczacıbaşı sıfır hücum hatasıyla ilk seti rahat bir şekilde önde bitirdi. Fenerbahçe’nin bu bölümde üst üste iki üç hücumda bir türlü top öldüremediği birden fazla pozisyon izledik. Eczacıbaşı’nınsa ikinci toplardaki yüksek hücum yüzdesi dikkat çekiciydi.

İkinci sete iyi başlayan taraf Eczacıbaşı’ydı ilk sete benzer bir tempoda rahat bir şekilde seti götürüyorlardı ta ki teknik moladan sonraki bölümde Naz’ın servis serileri başlayana dek. Dün açık ara maçın en çok servis atan oyuncusu olan Naz’la birlikte devreye giren Sokolova bir anda rüzgârı tersine çevirdi.  Eczacıbaşı’nın ilk setteki en büyük avantajı olan ilk hücumda top öldürme ve rakibini defalarca hücum etmek zorunda bırakan blok ve arka alan savunması bu dönemde büyük arızaya uğradı. Set sonuna doğru bir hamle gelse de Fenerbahçe kendisini yakalatmadan skoru eşitledi.

Üçüncü sete çok iyi giren Fenerbahçe set boyunca rakibine hiç yakalanmadı. Eczacıbaşı bu sette tam anlamıyla oyundan koptu diyebiliriz. 2. sette bile istikrarlı giden hücumlar tamamen bozuldu. Fenerbahçe’nin sağlam bloklarına karşı bu kez Eczacıbaşı defalarca hücum etmek zorunda kaldı. Servislere yüklenmeye çalıştılarsa da çok fazla hata yaptılar. Takımı oyunda tutan arka alan savunması ve dublajlar da bir yere kadar dayanınca takım tamamen raydan çıkıverdi. Fenerbahçe’yse yerlerde sürünen manşet yüzdelerine (33/13) rağmen hücumda oldukça efektif bir görüntü (%50) verdi. Nati ve Seda’nın hücumda pek varlık gösterememesine karşın ortadan Eda, köşelerden de Sokolova’yla çok rahat top öldürdüler. Nihan ve Naz’la iyi servis serileri yakaladılar. Bloklar da iyi işleyince set net bir skorla Fenerbahçe’nin oldu.

Neslihan’ı nihayet hatırlayan Eczacıbaşı 4. sete sağlam bir giriş yaptı. İkinci teknik molaya kadar da rakibine öne geçme fırsatı vermedi fakat Fenerbahçe’nin bu sette hiç oyundan düşmediğini gördük. Oyunun kopmasına hiç izin vermeden ciddi bir direnç ortaya koydular ve set sonlarına doğru yine Sokolova’nın devreye girmesiyle Fenerbahçe bir anda öne fırladı ve maçı da alıp götürdü.

Kendi adıma gayet keyifli bir maç izlediğimi söyleyebilirim. İki takımın da ciddi problemleri olmasına rağmen tempo, mücadele ve seyir zevki olarak bu ligin çok üzerinde bir maçtı.


Eczacıbaşı’nda libero sorunu takım için büyük bir problem. Esra’nın orada kullanılması smaçör pozisyonundaki alternatifleri de kısıtlıyor haliyle. Mirka’yı manşetten kaçırmak için o bölgeyi Esra, Del Core, Büşra üçlüsüyle kapatma planının çok da işlemediğini gördük. Fenerbahçe dün oyunda kalan 83 servisten 55’ini Esra’nın üzerine kullanmış. Fenerbahçe’nin liberosunun sadece 13 servis karşıladığını düşünürsek Esra gibi asli pozisyonu bu olmayan bir oyuncu için ne kadar zor bir durum olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Esra hiçbir zaman bu seviyede bir maçta bu kadar geniş bir alanı kapatabilecek nitelikte bir oyuncu değil. Buna rağmen orada tek başına iyi direndiğini söyleyebilirim. Eczacıbaşı’ndaki bir diğer sorun da pasör konusunda. Elif’in istikrarsızlığı ve çoğu pozisyonda ağır kalmasına neden olan mobilite yetersizlikleri çok kötü servis karşılamadıkları bir günde bile Eczacıbaşı smaçörlerini blok ve hata manyağı yaptı. Bu iki ana sorun Eczacıbaşı’nı tepedeki üçlü arasında en zayıf halka konumuna sokuyor.

F4’ten büyük bir yıkımla çıkan Fenerbahçe’ninse günden güne daha bir takım havasına girdiğini gözlemliyorum. Oyuncular maç içerisinde çok daha istekliler ve sürekli diyalog halindeler. Nati’nin hem hücum hem defansta çok kötü bir maç çıkarmasına karşın CL’de faturanın kendisine kesildiği Sokolova ikinci setten itibaren müthiş bir karakter koydu ortaya. Oyunun her alanında vardı. Seda son birkaç haftaya oranla hücumda kötü olsa da bloklara verdiği destekle idare etti diyebiliriz. Songül dublaj konusunda çok eleştirilse de köşeleri iyi kapattığını ve iyi yer tuttuğunu düşünüyorum. Fenerbahçe’nin kötü manşet yüzdesine karşın Naz’ın topu iyi dağıttığını ve smaçörlerini iyi kullandığını gördük. Servise her geldiğinde de kritik işlere imza attı. Bir ara kenarda Ze’nin Fürst’ü fırçaladığını gördük hatta Fürst’ün gözleri bile yaşardı ancak şahsi fikrim Fenerbahçe’deki tek gerçek blokör olan Fürst’le devam edilmesi gerektiği. Kalitesi zaten tartışılmaz ama inanılmaz hırslı bir oyuncu ve takım için elinden geleni yapıyor ki Fenerbahçe’nin en büyük ihtiyacı da bu zaten. Takım oyundan düştüğünde birilerinin çıkıp direnç koyması, takımı toparlaması gerekiyor. Nati bu yıl başka bir alemde olduğundan bu işleri yapmak da genç oyunculara düşüyor.


Genel olarak Eczacıbaşı’nda sorunlar kısa vadede tolere edilemeyecek noktalara gelmiş gibi görünüyor. Fenerbahçe içinse Sokolova bu saatten sonra büyük bir düşüş yaşamazsa iyi yoldalar diyebilirim.

Puan durumunda da her ne kadar Fenerbahçe lider görünüyorsa da Gençler Ligi’nden gelecek olan puanlar zirvenin asıl sahibini belirleyecek. Burada Eczacıbaşı ve Vakıfbank’ın Fenerbahçe’ye oranla çok büyük bir avantajı var. Fenerbahçe’nin ligi lider bitirmesi için iki takıma da minimum 2 puan fark atması gerekiyor. Bu üç takımı ligde birbirlerinden başka yenebilecek bir rakibin çıkma ihtimali zor olduğundan kalan iki haftada Vakıfbank’ın Eczacıbaşı’nı 3-2 yenmesi dışında hiçbir skor Fenerbahçe’nin ligi lider bitirmesine yetmiyor. Kaldı ki o maç o skorla bitse bile Gençler Ligi’nden çıkacak sonuçlara göre Vakıf’ın liderlik şansı yine mevcut. Geçen yıl aradaki puan farkları çok uçuk noktalarda olduğundan Gençler’in puan durumuna fazla bir etkisi olmamıştı ancak bu sezonki durum en azından Fenerbahçe’nin gelecek yıllarda altyapısına biraz daha çeki düzen vermesi için ciddi bir uyarı olabilir.

27 Mayıs 2010 Perşembe

Transfer Harekâtı


Türkiye Kadınlar Voleybol Ligi 2009-2010 sezonunun bittiğini ilan eden düdükle taraftarları belki de sezonun genelinden daha çok ilgilendiren bir döneme, transfer sezonuna girdik. Taraftarlar forumlarda transfer dualarına çıka dursun, spora tuttuğu takımın renginden oluşan gözlüklerle bakmayanlar bu dönemde transfer stratejilerini anlamaya çalışarak takımların gelecekleri üzerine beyin fırtınaları estiriyorlar. Biz de, voleybol liginin konuşulmaya değer ‘diğerlerini’ üzülerek bir yana bırakarak, gözlerimizi öncelikle ağır ablalar kontenjanından imtiyazlı üç takıma çevirdik.


Aslında bu yazıyı takımlar iyice şekillendikten sonra yazmayı istemiştim. Ancak FBA’nın -ayyuka çıkan haberler ve resmi açıklamalar ışığında görünen- transfer stratejisi beni o kadar afallattı ki, içimden geçenleri paylaşmak için transfer sezonunun devamını beklemek zor geldi. Yazının şu anda yazılma sebebi olduğu için önceliği ve en uzun bölümü FBA’ya ayırdım. Bir voleybolsever olarak bu yıl FBA’dan beklentim geçen yıl belki mecburiyetten, belki de Gamova’nın cazibesine kapılarak yaptıkları transferlerin sonucunda kurulan çok kuvvetli ama dengesiz kadrosunu 2-3 nokta transferle gene kuvvetli ama biraz daha dengeli bir hale getirmesiydi. Gamova’nın ayrılışı ile bu yolda büyük de bir şans doğmuştu. Sokolova gibi bir oyuncunun gelmesi de bu yolda gidildiğine dair bir umut vermişti bana. Ancak sonrasında piyasaya düşen dedikodularla benim umutlarım gitgide azalmaya başladı.

Mehmet Ali Aydınlar Sokolova’nın imza töreninde FBA’nın bu yıl CEV CL’de kupayı kaldırmayı hedeflediğini ve bu hedef doğrultusunda kadrolarında 5-6 yabancı bulunduracaklarını açıkladı. Buraya kadar benim için çok büyük bir sorun yoktu, ancak M.Ali Aydınlar’ın zamanında gerekirse Türkiye için farklı, Avrupa için farklı takım kurarım dediği bana aktarılınca ve gelecek oyuncuların dünya yıldızları olacağı söylenince başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Belli ki M. A. Aydınlar Avrupa Şampiyonluğu konusunda çok hevesli, yalnız bunun tek yönteminin biri yıldızlarla dolu iki farklı takım kurmak olduğunu düşünüyorsa, birilerinin kendisini uyarması gerekir. Özellikle de kendisinin de sık sık dile getirdiği kalıcı başarıyı sağlamanın yolunun bu olmadığı çok aşikâr. Burada yabancı oyuncu mu, yerli oyuncu mu tartışmasına girmek istemiyorum. Sizlere sadece Dağhan Irak’ın bu konu hakkındaki yazısını okumanızı tavsiye edebilirim.* Benim için şu aşamada önemli olan FBA’nın stratejisi. Geçtiğimiz sezonun başarılı takımı FBA, daha da başarılı olmak yolunda 4-5 yıldız oyuncuyu kadrosuna katmayı seçmiş gibi duruyor. Bu tip yabancı transfere dayalı takımların uzun vadeli bir devamlılık sağlamadığını gerek tarihi gerek güncel örneklerden (Murcia, Tenerife, Novara, Volero, Telekom, Vakıfbank) görebilmek mümkün. Hele ki bunu iki ayrı altı kurar Avrupa'da biriyle, Türkiye'de diğeriyle oynarız noktasına taşımak o takımın kendi iç dengeleri açısından hatalı bir yaklaşım.

Voleybolda kontratlar genelde sezonluk hatta dönemlik yapılır. Özellikle yıldız lejyonerlerin iki sezonu aynı takımda geçirdiğini görmek çok sık rastlanır bir durum değildir. Bunun sonucunda da bir takımın kadrosunda değişmeyen takımların genç ve yetenekli oyuncularıdır. Türkiye özelinde yabancı kontenjanını da denkleme eklersek, kalıcı olanlar yerlilerdir. FBA zaten Eda, Seda, Naz gibi yakın dönem jenerasyonu içerisinde en yetenekli üç yerli oyuncuyu kadrosunda bulunduruyor. Bu durumda uygulanması gereken strateji bu üç oyuncu ile takımın iskeletini oluşturup, takımı gerekirse yabancı yıldızlarla tamamlamak olmalı. Bu üçlüyü bozmadığınız sürece, yerlilerle kapatamadığını açıklarınızı yabancılarla kapatmanız kimseyi rahatsız etmez. Ancak FBA bu oyuncuları Avrupa için yeterli görmemeye devam ederse, geçtiğimiz yılki yapılanma yüzünden her bakımdan geriye doğru bir gidiş sergiledikleri de düşünüldüğünde, korkarım bu oyuncular FBA’nın iskeletini oluşturmak bir yana, gitgide sıradanlaşacaklar. İşte o zaman FBA önümüzdeki 10 yılı kurtarma noktasından, sadece pahalı yabancı transferlere başarı kovaladığı bir noktaya gelecek. Bilmem voleybol mezarının bu tip kulüplerle dolu olduğunu bir daha hatırlatmama gerek var mı?

Rotasyon uygulanarak genç oyuncuların gelişiminin durmayacağı gibi naif bir düşünce ile bu stratejiyi savunmaya kalkmak da çok zor. Voleybol oyuncu değişimindeki kurallar sonucu maç içerisinde rotasyon uygulamaya açık bir spor dalı değil. Maçtan maça kadro değiştirmek de bir çözüm olamaz. Birçok spor dalında olduğu gibi takımı oluşturan bireyler de olsa, takımın başarısı ne kadar “takım” oldukları ile alakalı bir durum. Her maça farklı bir kadro ile çıkmakla, her maçı aynı kadro ile oynayan takımlar karşısında dezavantajlı bir duruma geleceğinizi görmek çok zor olmasa gerek. Eğer takım yöneticileri de bu düşüncedeyse, bir voleybol forumunda İtalyan bir arkadaşın belirttiği gibi, FBA (en azından Avrupa’da) başarısız olmanın en afili ve pahalı yöntemini bulmaya çalışıyor sanırım.

FBA’da işler böyleyken, Eczacıbaşı geçen yılı boşa geçirmenin verdiği hırsla transfere hızlı başladı. Eczacıbaşı için de FBA için söylediklerimizi bir yere kadar söylemek mümkün. Elindeki potansiyeli yüksek yerlilerle yıllardır sağlam bir iskelet oluşturamadılar. Ancak bu konuda onları mazur görmek daha mümkün. Öncelikle Naz’ı kaybetmeleri ardından da şans verilen yerlilerin bir türlü isteneni verememesi bir bakıma onların şansızlığı olarak görülebilir. Ellerinde güvenebilecekleri bir yerli iskeleti olmadığından, önceliği yerli transferine verdiler. Yerlilerin en iyisi Neslihan’ı ve en iyi pasörlerinden Elif’i kadrolarına kattılar. Belki de bu noktada eleştirilebilecek tek durum Mirka ile yollarını ayırmama kararları oldu. Mirka’nın smaçöre çekilmesi manşet / savunma problemine yol açabilir, mutlaka iyi bir manşetçi /savunmacı almalılar diye düşünürken, Del Core gibi defansı ve servis karşılamasıyla ünlü bir smaçörü ikna ederek, kadrolarını güçlendirdiler. Orta oyuncuları yetersiz derken de Barazza’yı aldılar. Bizim buradan gördüğümüz kadarıyla Eczacıbaşı genel de olduğu gibi bu yıl da düzgün bir strateji izlerken, bu sefer aldıkları oyuncuların kalitesiyle de başarılı bir transfer dönemi geçiriyor. Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen zayıf yönleri olmadığını söylemek mümkün değil, ancak şu ana kadar izledikleri strateji yapılacak yerli / yabancı 1-2 nokta transferle zayıf noktalarını minimuma indireceklerini düşündürüyor bana. Eczacıbaşı’nın şu an için en zayıf karnı pasör pozisyonu gibi duruyor. Bakalım bu konuda Eczacıbaşı’nın bir sonraki adımı ne olacak. Elif’e güvenip bu pozisyon için Asuman dışında bir alternatif düşünmezlerse, haddim olmadan Eczacıbaşı’nın yeni günah keçisinin kim olacağının şimdiden belli olduğu kehanetinde bulunabilirim.

VGSTT ise transferin suskun ismi olma konusunda ısrarını sürdürmekte. Neslihan’ı kaybettikten sonra yeni transferlerini açıklamalarını boş yere bekleyip durduk. VGSTT’nin idari sorunlarla boğuştuğu dedikoduları bu noktada daha fazla anlam kazanıyor. Genel olarak VGSTT’nin de aynı Eczacıbaşı gibi yerli iskeletinde sıkıntıları olduğunu söylemek mümkün. Neslihan’ı kaybetmeleri de bu sıkıntıyı ayyuka çıkarttı. Şu an için VGSTT’nin Özge, Gözde ve Bahar’a güvenmekten başka bir çaresi yok gibi duruyor. VGSTT belki de FBA için ilk bölümde bahsettiğimiz hataları geçtiğimiz yıllarda yapmanın acısını çekiyor. Duygu Bal’a, Polen’e ve diğer gençlerinin gelişimine yeterince önem vermedikleri için şimdi daha sıkıntılı bir durumdalar. Belki de bu yıl iki güçlü rakibinin karşısına bu gençlerden birini hazırlıksız bir biçimde sürüp, oyuncularının bu sorumluluğu kaldırmalarını beklemek zorunda kalacaklar. Belki bu konumda yapabilecekleri en iyi şey, kadrolarına savunması ve manşeti ortalamanın çok üzerinde ama aynı zamanda bir çapraz kadar hücum gücü olan bir oyuncuyu katmak. Bu açıdan Logan Tom dedikoduları onlar için önemli olabilir. VGSTT ve ligimizin kalitesi açısından bizim için umutla beklemekten başka bir çare de yok sanırım.

* Yabani Vaziyetler

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Bireysel Servis İstatistikleri

Aroma Bayanlar Ligi 2009-10 sezonunda ortaya çıkan bireysel servis istatistiklerini aşağıdaki tablolardan görebilirsiniz. 
Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız. 
En Çok Servis Kullanan Oyuncular
(Toplam)



En Çok Servis Kullanan Oyuncular
(Set Başına)

 
 
En İstikrarlı Servis Kullanan Oyuncular


Servisten En Çok Sayı Alan Oyuncular
(Toplam)


Servisten En Çok Sayı Alan Oyuncular
(Set Başına)


En Verimli Servis Kullanan Oyuncular
(Efektif Yüzdeye Göre)

Serviste En Çok Hata Yapan Oyuncular


En Verimsiz Servis Kullanan Oyuncular

Finalden arda kalanlar



“Güneş’in Sultanları” ve “Sarı Melekler” 2009-2010 sezonunda yedinci defa karşı karşıya geldiklerinde, her iki takım da bu karşılaşmanın belki de en önemlisi olduğunun farkındaydılar. “Sultanlar” şampiyonluk adına son iddialarını ortaya koyarken, “Melekler” bu sezon için tüm hedeflerine ulaşmalarını sağlayacak bir performans gösterme amacındaydı. Final serisinin ikinci maçında sporseverlere görsel zevki ve kalitesi yüksek bir maç seyrettiren iki takımın bu maçta da kaliteli bir maç ortaya koyacakları umuluyordu. Maç beklentilerimizin aksine setlerde 3-0 gibi net bir skorlarla Fenerbahçe Acıbadem lehine sona erince, Sarı-Lacivertliler üst üste ikinci defa şampiyonluk kupasına uzandılar.

Kadınlar voleybol ligi final serisinin üçüncü maçı başlarken bir sporsever olarak en büyük dileğim, bu maçın serinin ikinci maçı kadar zevkli geçmesiydi. Bu açıdan Jan de Brandt’ın Seda yerine Alice Blom tercihini kullanmasını umuyordum. Belki tüm maçın gidişatını tek bir oyuncuya yüklemek doğru değil, ancak Seda’nın varlığının Fenerbahçe Acıbadem’in (FBA) oyununu daha dengesiz kıldığını düşünmeden edemiyorum. Alice Seda’ya göre daha vasat bir oyuncu olsa da manşette, özellikle de defansta verdiği katkıyla rallilerin uzamasına, sonuçta oyunun seyir zevkinin artmasına sebep oluyor. Jan de Brandt bizim seyir zevkimizden ziyade haklı olarak maçın sonucunu daha önemsediği ve muhtemelen galibiyet yolunda Seda’nın hücum ve özellikle blok üstünlüğüne ihtiyacı olduğunu düşündüğü için tercihini Seda’dan yana kullanmış olmalı.

Filenin öteki tarafında Guidetti, Nikoliç, Stam, Gözde üçlüsünden bu kez Stam ve Nikoliç’e yer vermiş, bu tercihe yabancı kontenjanı sorunu da eklenince ortada Maja’nın çaprazına Baharı kadroya almıştı. Antrenörlerin tercihlerine saygı gösterilmesi gerektiğine inandığımdan, bu seçim hakkında fazla yorum yapmak istemiyorum. Gene de bu seçimlerin oyunun kalitesine katkıda bulunmasının zor olduğunu düşündüğümü söylemeden de geçemeyeceğim. Kinga’nın eksikliği Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom’un (VGSTT) blok gücünü düşürdüğü gibi hücum varyasyonlarının da azalmasına yol açıyor. Debby’nin savunmaya pozitif katkısı olsa bile, Kinga’nın eksikliğinin yarattığı kalite zafiyetini kapatmaya yetmiyor. Elbette Guidetti’nin bu seçiminin benim göremediğim bir nedeni vardır.

Maç öncesi düşüncelerimizi bir yana bırakıp, maça dönelim. Maça VGSTT hızlı başladı ve iki haneli rakamlara ulaştığında FBA’ ya 6 sayılık bir üstünlük sağladı. Acaba geri dönebilecekler mi soruları akıllarda belirmeye başlarken, FBA servis serileriyle arayı kapatmaya başlamıştı bile. Bize de kadrolara bakarak öne sürdüğümüz düşük kalite kehanetinin gerçekleşmesini izlemek düştü. Daha iyi servis atanın seriler yakaladığı ya da daha kötü servis karşılayanın seriler kaybettiği bir sette takımlar 20li sayılara beraberlikle girdiler, ancak geriden gelen ve rüzgârı arkasına alan FBA seti bitirmekte zorlanmadı (22-25). Bu setin en çok dikkati çeken yönü manşet hatalarıydı, özellikle her iki takımın en güvendiği oyuncuları Nati ve Debby’nin manşette zorlandıklarını gördük. Manşetler kötü olunca, pasörler de zorlanmaya başladı, alınan olumlu manşetlerde bile hata yapmaya başladılar. Bu dönemde zor hücum eden iki takım adına sorumluluk üstlenen pasör çaprazlarından Gamova Neslihan’a göre daha az hata yapınca FBA seti kazanmasını bildi.

İkinci sette durum tam tersine dönmüş gibiydi, bu sefer kaçan FBA kovalayan VGSTT’ydi. İlk setin sonunda tartışmalı bir karara şiddetle itiraz eden ve ikinci setin başında Ümit Sokullu tarafından ciddi bir uyarı alan, bir de sarı kart gören Maja’nın konsantre olmakta güçlük çektiği görüldü. Böylece VGSTT’nin FBA’ya üstünlük sağladığı belki de tek pozisyon olan ortalar da aksamaya başladı. FBA tarafında ise oyunu Nati ve Gamova üzerinden oynamayı tercih eden Dirickx’in oyunda olması da eklenince bu sette ilk sette zaman zaman görülen hücum varyasyonlarını bile özler duruma geldik. Oyunun ikinci yarısında ilk iki maçın iyi oyuncusu Gözde’nin oyuna dâhil olması ile manşetini düzelten ve sonrasında Neslihan’ın performansıyla sayılar bulmaya başlayan VGSTT skorda dengeyi bulmayı başardı. İlk setin tam tersine bu sefer VGSTT geriden gelip seti alacak gibi duruyordu. Ancak önce Gamova, sonra Seda’nın ekstra katkısı FBA’nın krizi atlatmasına ve bu seti de kazanmasına yetti(24-26).

Maçın üçüncü seti başlarken FBA rakibinin ataklarını üst üste bloklarla durdurmanın da verdiği öz güvenle bir anda 8 sayı öne fırladı. Bu dakikadan sonra VGSTT için dönüş imkânı kalmadığını düşünüyorduk ki, sanırım aynı hisle rehavete kapılan FBA VGSTT’nin iyi bir takım olduğu gerçeğini unutma gafletinde bulundu. Bu sefer blokları yapan VGSST, manşet hatalarını yapan FBA idi. Çok geçmeden maçın skoru 13. sayıda eşitlendi. Ancak rehavetten sıyrılan FBA öncelikle iki sayı öne geçti ardından da VGSTT’nin arayı kapatmasına izin vermeden seti, maçı ve şampiyonluğu aldı (21-25).

Maçın geneline baktığımızda sık sık dile getirdiğim gibi düşük kaliteli bir maç seyrettiğimizi söyleyebilirim. VGSTT adına bu durumun sebeplerini Gizem’in muhtemelen sakatlığından ötürü tam performans gösterememesi, Nikoliç ve Debby’nin önceki maçlara nazaran savunma ve manşette daha kötü oynaması ve ortalardan gerekli verimin alınamaması olarak sayabiliriz. FBA adına ise her zamanki tekdüze oyunun ötesinde manşetlerde aksayan bir Nati vardı. Sonuç olarak daha az hata yapanın takımın kazandığını söyleyebiliriz. Oyuncular özelinde ise Gamova’nın yüksek performansı ve Seda’nın kritik anlarda sorumluluk alıp, başarılı olması maçın sonucunu belirleyen önemli faktörlerdi. Diğer tarafta ise Neslihan ve özellikle Nikoliç yeterli hücum performansını sergileyemediler.

Maçta içimizi ısıtan anlar da vardı elbette. Gamova’nın karakteri dışına çıkıp çocuklar gibi sevinmesi, Maja’nın rakip takımı rahatsız etmeyecek bir şekilde hırsını sahaya yansıtması ve maç sonu ödül seremonisinde gözleri dolan Gözde’nin Nihan ve Çiğdem tarafından teselli edilmesi bu anlardan sadece bir kaçıydı.

Ödül seremonisi deyince, bu konuya da değinmek gerekir diye düşünüyorum. Ödüllendirilen bazı oyuncuların ödülleri hak etmedikleri eleştirileri bu defa biraz yüksek sesle dile getirilince, Federasyon takdire şayan bir biçimde hemen ertesi gün ödül sahiplerinin nasıl belirlendiğine dair bir açıklama yapma zorunluluğu hissetti. Keşke bu uygulamayı erkekler finalinden sonra da yapsalardı da, aldığı sayılar toplamı en yüksek oyuncunun neden en iyi skorer seçilmediğini ya da en düşük servis verimliliğine sahip oyuncunun nasıl en iyi servis atan oyuncu seçildiğini öğrenebilseydik.

9 Mayıs 2010 Pazar

Bireysel Hücum İstatistikleri

Aroma Bayanlar Ligi 2009-10 normal sezonu sonunda ortaya çıkan bireysel hücum istatistiklerini aşağıdaki tablolarda görebilirsiniz. 
Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız.

En Skorer Oyuncular 
  

En Skorer Oyuncular
(Set Başına) 


En İyi Smaçörler 
(Hücumdan Alınan Toplam Sayıya Göre) 


En İyi Smaçörler 
(Set Başına)


En İyi Smaçörler 
(Normal Hücum Yüzdesine Göre)


En İyi Smaçörler
(Efektif Hücum Yüzdesine Göre) 


En Verimsiz Hücum Oyuncuları
(Normal Hücum Yüzdesine Göre) 


En Verimsiz Hücum Oyuncuları
(Efektif Hücum Yüzdesine Göre)

7 Mayıs 2010 Cuma

2009-10 Sezonu Takım İstatistikleri

Aroma Bayanlar Ligi'nde normal sezon sonucunda ortaya çıkan toplam rakamları aşağıdaki tablolarda görebilirsiniz. Takımların ayrıntılı ve bireysel istatistiklerini de yavaş yavaş ekleyeceğiz. Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız.

Toplam İstatistikler

Maç Başına İstatistikler

Set Başına İstatistikler

Takımların Maç Başına Sayı Dağılımları

Takımların Set Başına Sayı Dağılımları

2 Mayıs 2010 Pazar

Fenerbahçe Acıbadem 3 Vakıfbank Güneş Sigorta TT 2

Yarı hazırlık yarı angarya niteliğindeki maçlarını bitiren ligin iki ağır ablası nihayet final serisinde açılışı yaptılar. Türkiye Kupası'nda olduğu gibi yine bir takımın kaçıp diğerinin kovaladığı bir maç izledik. Bu kez kaçan Vakıfbank, kovalayan Fenerbahçe'ydi.

Türkiye Kupası finalinden sonra Vakıfbank'ın Fenerbahçe'ye karşı finalde çok ciddi sorunlar yaşatacağını ve Fenerbahçe'nin normal oyun sistemiyle devam ettiği takdirde büyük sürprizler olabileceğini belirtmiştim. Fenerbahçe'de aylardır süregelen monoton bir oyun stili olduğundan bahsediyoruz sürekli. Artık herkesin ezberlediği birbirinin aynı setler, seyir açısından da oldukça sıkıcı ve rakipler için tahmin edilebilirliği kolay bir şablonla oynuyorlar. Fenerbahçe'de hücumun ağırlık noktası Gamova ve Osmokroviç ekseninde dönüyor. Takımın zaten süregelen bir manşet zaafı da var. Böyle olunca dersine iyi çalışan takımların Fenerbahçe'yi çözmesi pek zor değil ancak ligdeki takımların kadro çapları ne kadar rakibi çözseler de uygulamaya geçişte istenen sonuçları vermiyor.

Vakıfbank kupa finalinde belli ettiği gibi Fenerbahçe'ye karşı bu maç özelinde de çok iyi hazırlanmış. Manşetlerde çok büyük sıkıntıları olan, diğer noktalarda birbirlerini hemen hemen nötrleyen iki takımın maçında serviste seriyi tutturanın büyük avantaj yakalayacağı aşikardı. Başa baş başlayan ilk sette Vakıfbank'ın ilk teknik moladan sonra tutturduğu istikrarlı ve hedefini bulan servisler burada sürekli S.O.S. veren Fenerbahçe'yi tam anlamıyla dağıtıverdi. Çok kötü bir gününde olan Osmokroviç'in manşette bu kadar sırıttığı bir maç ben hatırlamıyorum bu sezon. Servis karşılamada dibe vuran ve doğru dürüst oyun kuramayan Fenerbahçe'de ayrıca standartların çok altında bir servis performansı gördük bu bölümde. Normal şartlarda Nikolic üzerine yoğunlaşmaları gerekirken bir türlü nokta atışı yapamadılar. Nikolic'i bulduklarında da servislerin çok etkisiz kaldığını belirtmek gerek. Manşet getiremeyen, haliyle oyun kuramayan, servislerden de randıman alamayan takım oyunun kontrolünü tamamen kaybederken, hücumda da işler şansa kaldı. 

Vakıfbank'ın ilk sette hücum anlamındaki ana planı da çok net bir şekilde görüldü. Dirickx üzerinden oynamak. Dirickx'in blok zaafiyeti o kadar net ki bunu aylardır yazıyoruz, o yüzden Guidetti'nin bu planı da çok şaşırtıcı değil. Öyle ki Nikolic servis karşılıyor  Neslihan'a top atılabilecekken pasör 4'te yine Nikolic'i buluyor. Bu şekilde ilk iki set sadece Nikolic yarım düzineden fazla karbon kopya gibi sayı çıkardı Dirickx madeninden. İşin ilginç yanı Vakıfbank ilk sette net bloklardan tek bir sayı bile almadı zira Fenerbahçe hücumda o kadar kendini bilmez bir haldeydi ki bloklara ihtiyaç bile kalmadı.

 İlk set sona erdiğinde Fenerbahçe 25-13'lük skorla bu sezonun en kötü setini çıkarmıştı. Oyun olarak da ortada ne yaptığı belli olmayan, herhangi bir düzenden söz edemeyeceğimiz bir takım vardı.

İkinci set de aşağı yukarı ilk setin kopyası gibiydi. Her ne kadar oyun dengede gözükse de istediği farkı yakalayan Vakıfbank rakibinin yaklaşmasına çok izin vermeden, aynı akıllı oyunuyla seti güle oynaya bitirdi. 

Fenerbahçe'de Osmokroviç üzerine kurulan setler o kadar kendini belli ediyor ki Vakıfbank'ın yüksek blokları ve savunmada önceden çalışıldığı her halinden belli bilinçli kademeleri karşısında Nati 20/5 gibi kendi standartlarının çok altında bir hücum performansı gösterdi o ana dek. Fenerbahçe'de bir diğer silah Gamova da bugünkü kaostan payını aldı. O da 3. setin ortalarındaki değişikliklere kadar 24/11 gibi alışık olmadığımız bir yüzdeyle hücum etti. Diğer oyuncular zaten doğru dürüst top almadığından Fenerbahçe açısından sahadaki mevcut kadroda maçı döndürecek hiçbir seçenek kalmadı. Hep söylediğimiz gibi Fenerbahçe takım oyunuyla değil o gün için öne çıkan bir veya iki oyuncunun bireysel performanslarıyla sonuca gidiyor tezimiz için bu ilk iki set çok net bir örnek teşkil ediyor. Nati veya Gamova üzerinden işleyen hücum bu iki oyuncunun aynı anda oyundan düşmesiyle tüm takımın fişini çekiverdi.

Üçüncü set başladığında herkes gibi ben de Fenerbahçe açısından bir geri dönüş beklerken takım tam tersine iyice oyundan düşüverdi. Jan çözümü bloğu yükseltmede bulmuş olacak ki ikinci sette oyuna aldığı İpek'le sete başladı ancak Fenerbahçe'de çözülmesi gereken tek sorun bloklar değildi. Servis karşılama, savunma, hücum kısacası her anlamda oyundan düşmüş takımda vasat denebilecek tek nokta belki nispeten iyi görünen bloklardı ancak net bloklar iyi gözükmesine karşın Fenerbahçe bloktan top yansıtmakta büyük sorunlar yaşadı. Bloksuz veya tekli blokta vurulan toplar savunmanın tüm direncini de kırdı.

Set 10-4 olduğu sırada Jan de Brandt aylar sonra antrenör olduğunu hatırladı ve oyunu izlemektense takıma müdahale etmeye karar verdi nihayet. Lakin bu müdahale maçı kurtarmak için miydi orası tartışılır. Bu değişiklikler olduğu sırada ne benchte ne de sahadaki Fenerli oyuncular içerisinde bu maçı hala kazanabiliriz ifadesini suratlarda görebilmek pek de mümkün değildi. 

Jan'ın bu anda yaptığı Dirickx-Naz, Seda-Blom değişiklikleri Fenerbahçe'yi bir anda sezon başındaki  şablonuna geri döndürdü. Blom'un girmesi manşet ve savunmada Nati ve Nihan'ı rahatlattığı için ekstra bir doping işlevi gördü. Manşetleri biraz düzelten, savunmasını toparlayan Fenerbahçe'de Naz'ın varlığı daha dengeli top dağılımı ve rakibi şaşırtacak kombinasyonlara müsait setler getirirken, maç başından beri Dirickx üzerinden bol bol sayı çıkaran Nikolic'in önünü de tıkamış oldu. Bu noktada 11-4 gibi bir skordan geri dönmek gerçekten kolay kolay gerçekleşecek bir durum değil fakat Fenerbahçe'nin sahadaki bu altısının oyun direncini kırmak çok zor. Zira bu altı hem savunma hem hücumda ülkedeki en optimal takım hali hazırda. Dolayısıyla her türlü skordan geri dönmeyi başarabiliyorlar.

Üçüncü setteki mucizevi dönüş sonrası Guidetti dördüncü seti vermemek için elinden gelen tüm hamleleri yaptı ancak Fenerbahçe'nin minimum arızayla oynayan mevcut altısını bozabilecek opsiyonlar  elinde olmadığı için rakibini sıkıştırsa da setin elden gitmesine engel olamadı.

Son setse tam anlamıyla rollerin değiştiği bir set oldu. Fenerbahçe'de özellikle Gamova'nın servis serileri Vakıfbank'ın zaten en ufak bir sallantıda yıkılmaya müsait manşetlerini tarumar ediverdi. Günün en iyilerinden Nikolic'in de oyundan düşmesiyle Vakıfbank bu sefer ilk iki setteki Fenerbahçe gibi oynamaya başladı. Saha değişiminden itibaren açılan fark bir daha kapanmadı ve Fenerbahçe son derece kritik bu maçtan 3-2'lik skorla galip ayrılmayı başardı.

Maçın kahramanları hiç şüphesiz Fenerbahçe adına sonradan oyuna giren Naz ve Blom ikilisiydi. Bu blogda defalarca yazdığım gibi bu iki oyuncu özellikle böyle yüksek seviye maçlarda Fenerbahçe'yi bir takım hüviyetine sokan en önemli parçalar arasındalar. Blom'un servis karşılama ve savunmada üstlendiği roller Nati ve Nihan gibi Blom olmadığında takımın tüm hamallığını üstlenen iki oyuncuyu da müthiş rahatlatıyor.

Naz'ın bugün 3. sette oyuna girdiği andan sonra oluşturduğu fark da çok net. O ana dek 20/5 le hücum eden Osmokroviç bu andan sonra 16/10'la hücum etmiş. Gamova  24/11 den 20/13 e çıkmış. Blom içinse hücumda söylenecek pek bir şey yok. %62'yle hücum ettiği maç sayısı kariyerinde nadirdir herhalde hem de böylesine güçlü bir rakibe karşı. Jan takımının eğer sezon başındaki gibi savunmada sert ve diri kalmasını, manşetlerde minimum ölçüde sırıtmasını ve hücumda da dengeli şekilde oynamasını istiyorsa bu altıyı bozmamalı. Bunun dışındaki her türlü kadro dizilişi Fenerbahçe açısından risktir.

Fenerbahçe Acıbadem sezon sonunda büyük bir şok yaşamak istemiyorsa bu seride işi çok ciddi tutmalı. Karşısında oyun ne kadar negatif yöne dönerse dönsün rahatlıkla tolere edebileceği klasik rakipler yok. Her türlü zaafına karşı çalışılmış taktiklerle saldıran bir Vakıfbank var. Oyuncu kalitesi Fenerbahçe'nin ligdeki diğer rakipleriyle karşılaştırılamayacak kadar yüksek. Böylesi bir ortamda Fenerbahçe'nin 3. setin ortalarına kadar klasik şablonunun dışına çıkmaması anlaşılır gibi değil. Eğer 3. setin ortasındaki o değişiklikler olmasaydı Fenerbahçe değil maçı çevirmek, setin sonunda çift haneli rakamları bile göremezdi büyük ihtimalle. Rakip sizin en ufak açığınızdan bile yararlanmaya çalışırken yapılabilecek en mantıklı iş kalkanları kaldırıp, kılıçları çekmektir. Fenerbahçe bugün çok erken yapması gereken bu hamleleri neredeyse silah zoruyla, uçurumun kenarına geldiğinde ancak yaptı. Jan bu değişikliklerle maçı kurtarsa da antrenörlük açısından bakıldığında bugün sınıfta kalmıştır. O hamlelerin çok daha erken gelmesi gerekiyordu.

Vakıfbank, bugün Fenerbahçe'yi yenebilmek için ne yapması gerekiyorsa yaptı. Guidetti bu sezon 4 kez karşılaştığı rakibini gerçekten net bir şekilde çözmüş ancak Fenerbahçe'nin B planları devreye girince Vakıfbank'ın bunlara verebileceği bir cevap yok mevcut kadrosunda. Neslihan'ın smaç servisi bırakıp taktik servislere yönelmesi onun servis etkinliğini çok daha yukarılara çekti. Bugün hücumda ortalamanın çok altında top alması biraz tartışılabilir fakat burada Guidetti'nin hücumda Nikolic'i Dirickx'in blok zaafları üzerine yönlendirmesinin de payı büyük.  Nikolic'i de bugün servisten iyi sakladılar diyebiliriz. Gerçi Fenerbahçe mi Nikolic'i bulamadı yoksa Vakıfbank mı iyi sakladı o kısmı da yoruma açık.

Maçla ilgili bir diğer ayrıntı da iki takım oyuncularının file önünde birbirlerine bol bol laf atmaları oldu. Ayrıca Gamova ve İpek arasında kısa süreli bir gerginlik olduğunu ve araya diğer oyuncuların girdiğini de belirtmeliyim. Açıkçası böyle tansiyonu yüksek maçlar (olaylar ciddi boyutlara ulaşmadığı sürece) bana keyif veriyor yalan yok :) 

Son bir not Seda için söylemek istiyorum. Galatasaray maçlarında hasta olduğu halde oynatıldığı söylenen Seda bugün belki de en şanssız oyuncuydu. Sakatlığının üstüne zaten pozisyon değişimi yüzünden performansında yaşadığı dalgalanmaların ardından sezonun en kötü maçlarından birini çıkardı. Umuyorum Seda kendisi için sezon sonunda en doğru kararı verir.

Final serisinin ilk maçı sezon geneline bakıldığında son derece çekişmeli ve heyecanlı bir başlangıç oldu diyebiliriz. Vakıfbank tüm kozlarını ilk maçta oynamış ve rakibinden de ilk tepkilerini almış görünüyor. Serinin bundan sonrasında kupanın kime gideceğini Fenerbahçe'nin yapacağı veya yapmayacağı hamleler belirleyecektir bana göre. 

27 Nisan 2010 Salı

Yarı Finallerde İkinci Gün

Yarı finallerde ikinci günü de geride bıraktık. Aslında Fenerbahçe ve Vakıfbank'ın final öncesi hazırlık maçları desek daha doğru olur herhalde. Açıkçası ne izledim de ne yazmalıyım ben de bilmiyorum o yüzden biraz boş bir post olabilir. Neyse ki yarın muhtemelen son maçlar oynanacak her iki seride de. Bugün öğleden sonra kopardığım izinle maçları rahatça izleme fırsatı buldum ama keşke iznimi başka bir gün için kullansaymışım.

Vakıfbank-Eczacıbaşı maçı ilk maça göre biraz daha çekişmeli başlasa da Eczacıbaşı'nda oyuncular kafa olarak o kadar maçın dışındalar ki ilk setten sonra anlık periyotlar dışında yine tek taraflı bir maç izledik. Son 3 sette Eczacı'nın çift haneli rakamları görmesinde setlerin kopup gitmesiyle rakibin rahatlamasının da payı büyük. Eczacıbaşı'nın bu yıl Fenerbahçe ve Vakıfbank'a karşı oynadığı toplam 9 maçta 1 galibiyeti var. Alabildiği set sayısı da toplam 5. Geçen sene bu iki takımla oynadığı 14 maçtaysa toplam 9 galibiyet almıştı. Nereden nereye diyor insan. 

Vakıfbank maçı çok rahat almış olsa da takım içi sorunları yine ben buradayım dedi maç boyunca. Skorda Neslihan  bağımlılığı tam gaz devam ediyor. Eczacıbaşı o kadar ahım şahım servisler atmadığı halde manşet hatalarının yüksekliği dikkat çekici. Nikolic üzerinde de bu kadar ısrar etmenin artık bir anlamı yok. Şöyle bir ilk altıyla Nikolic bundan fazlasını veremez. 

Maç için söylenecek daha fazla bir not yok. Sadece iki takımın yaptığı hata sayısının çok yüksek olduğunu belirtmem gerek. Toplam 63 hata. Lise maçlarında olsa neyse de lig yarı finalinde böyle bir rakam söze gerek bırakmıyor.

Gelelim Galatasaray-Fenerbahçe maçına. Burada da yazacak, konuşacak pek bir şey bulamıyorum. Söylenecek tek bir şey var o da Fenerbahçe'nin servis antrenmanı yaptığı. Takımda servise hangi oyuncu geldiyse Galatasaray'ın ipini çekecek seriler yakaladı. Oyun bu kadar servis ağırlıklı olunca da doğal olarak doğru dürüst bir ralli bile göremedik. Galatasaray önceki maçın son setinde bir tane düzgün hücum varyasyonu kuramamıştı bugün de aynı duruma ilk sette düştüler. Skor çift haneli rakamlara geldiğinde Galatasaray'ın aldığı sayıların yanılmıyorsam tamamı rakip hatalardan gelmişti. Galatasaray'ın koca maçı tek bir net blok yapamadan bitirdiğini de belirtelim.

Fenerbahçe açısından bu sezonun genel tablosunu yansıtan bir maç izledik. Oyuncuların sık sık dile getirdiği antrenmanlarımız daha zor geçiyor serzenişine eklenecek örneklerden biri oldu bu da. Yine Vakıf-Eczacı maçında olduğu gibi bu maçta da takımların yaptığı hata sayısı bu seviye için çok yüksek. Set başına 18 hata düşüyor.

Ligimizdeki rekabetin ne kadar renksiz olduğuna bir örnek olsun diye şunu da ekleyeyim. Serie A'da çeyrek finaller bir seri hariç 3. maça uzarken bizde play-offlar başladığından bu yana uzayan tek bir seri yok. Toplam 12 maç oynandı ve bu maçların ikisi hariç hepsi 3-0 bitti. Şöyle bir ortamda ne kadar yatırım yaparsanız yapın İtalyanlarla rekabet etmek gerçekten çok zor olacak. Benim Fenerbahçe ve Vakıfbank için naçizane önerim seneye İtalyanlarla daha fazla hazırlık maçı ayarlamaları olabilir.

25 Nisan 2010 Pazar

Yarı Finallerde İlk Günün Ardından


Bugün play-off yarı finallerinde ilk maçlar tamamlandı. Beklendiği gibi iki favori de rakiplerini rahat geçtiler. Vakıfbank - Eczacıbaşı maçını çok az izleyebildiğim için fazla yorum yazamayacağım ama daha önce de dediğim gibi Eczacıbaşı'nda oyuncular kafa olarak bu sezonu bitirmişler dolayısıyla herhangi bir sürpriz yok sonuç ve skorda. Bugün izlediğim bölümlerde maçın acaip keyifsiz geçtiğini ve yarı final kalitesinin çok uzağında kaldığını da söylemeliyim. Vakıfbank son dönemdeki ortalama servisini attığı sürece Eczacıbaşı'nın bu seride hiçbir şansı yok.

Günün ikinci maçında da pek farklı bir görüntü yoktu. İkinci set dışında en ufak bir çekişmenin olmadığı kalitesiz bir maç izedik. Fenerbahçe 2. set dışında Galatasaray'a nefes bile aldırmadan seride 1-0 öne geçti. İki takım arasında kağıt üzerindeki farklar saymakla bitecek gibi değil. Fenerbahçe'nin her şeyden önce bariz bir servis üstünlüğü var. Gidişata etki edebilecek oyuncularda hem nitelik hem nicelik olarak rakibinin ilerisinde ve daha iyi servis karşılıyor. Galatasaray'ın kağıt üzerindeki bu rahatsızlıklarına bir de Elif'in anormal kötü oyunu eklenince 2. set dışında, Fenerbahçe bir antrenman seansı kadar bile yorulmadı desek yeridir.

Fenerbahçe'nin smaçör kalitesindeki üstünlüğüne rağmen top öldürmekte bazı sorunlar yaşaması ve ikinci üçüncü hücumlar kurmak zorunda kalmasıysa çok ilginç. Özellikle kötü gelen manşetlerde bu durum istatistiklere %25'lik bir hücum yüzdesi olarak yansıyor. Genel hücum yüzdelerinde de iki takım arasındaki fark maçın sonucuna göre çok az (%46-%43). Üstelik Elif'in vasata bile ulaşamadığı bu maçta Galatasaray'ın genel hücum yüzdesini bu kadar aşağılara çeken de neredeyse doğru düzgün hiçbir hücum kuramadıkları 3. setteki anormal düşük atak yüzdesi oldu. Bu sette %28'le hücum etmeseler belki de Fenerbahçe'den daha yüksek bir yüzde tutturacaklardı. Hücum yüzdelerinin bu kadar denk olduğu bir maçta Galatasaray'ı frenleyen iki şey vardı: direkt manşet ve servis hatalarıyla rakibe verilen 22 sayı. Buna net bloklardaki 13-3'lük farkı da ekleyince hücumdaki dengelere rağmen Galatasaray'ın maça ortak olabilmesi imkansız hale geldi.

Servis ve manşet hatalarını biraz daha ortalama rakamlarına çekebilen ve moral olarak oyunda kalabilen bir Galatasaray gelecek maçlardan birini galip bitirir veya tie-break'e taşırsa kimsenin şaşırmaması gerekiyor.

Fenerbahçe'de sezon başına göre hücumda değişen trendleri görmek için bu maç iyi bir gösterge olur mu bilmiyorum ama sezonun ilk haftasında oynanan maçta hücumların oyuncular arasındaki dağılımını bu maçla karşılaştırdığımızda ortaya şu yüzdeler çıkıyor:


Smaçörler
İlk Maç 
Son Maç 
 Gamova
 %22
%45
 Osmokroviç
 %29
%17
 Seda
 %10
%26
 Blom
 %17
-
 Ortalar
 Eda
 %16
%9
 Çiğdem
 %6
-
 İpek
 -
%3


Bu yüzdelerin hücumdaki başarı yüzdesi değil top dağılım oranları olduğunu tekrar belirteyim ki kafalar karışmasın. Sezon başındaki maçta Fenerbahçe'de orta oyuncular hücumda toplam %22'lik bir paya sahiptiler. Bugünse top kullanma oranları %12'ye gerilemiş ki bugün bu hücumların çoğunun maçın kopup gittiği 3. sette geldiğini ve ortaların oranını yükselttiğini de belirtelim. Ayrıca Fenerbahçe'nin ilk maçta 4 smaçörü değişmeli oynattığı için smaçörlerin hücumdaki top dağılımlarının da doğal olarak yükseldiğini göz önüne almak gerek. Yani ilk maçta 4 smaçör ve 2 orta varken, bugünkü maçta hücumlar 3 smaçör + 2 orta arasında dağıtıldı. Sezon başında hücumda 6 oyuncuya top dağıtılırken, bugün 5 oyuncuya dağıtılıyor ama ortaların hücumdaki payının yükselmesi gerekirken daha da düştüğünü görüyoruz. Yani ortaların hücum paylarındaki düşüş aslında burada gözükenden daha fazla.

Fenerbahçe açısından asıl dikkat edilmesi gereken noktaysa Gamova. Takımın Gamova'ya olan bağımlılığı neredeyse her 2 topun 1'ni kullandıracak noktaya gelmiş.  İlk maçta topların %22'sini kullanan Gamova, ilk yarının toplam istatistiklerine göre de hücumda sadece %29'luk bir paya sahipti. Takımda iyice değişen hücum alışkanlıklarıyla birlikte şu an itibariyle Gamova'nın hücumdaki kullanım oranı %45'lere çıkmış durumda. Yani Fenerbahçe'yle kıyaslanamayacak kadar zayıf atak opsiyonlarına sahip Galatasaray'da  alternatifsiz konumdaki Ivana'dan bile daha fazla top kullanıyor.

Sezon başında hücum ve skor yükünün son derece dengeli dağıldığı takımda bugün için böyle bir şeyden söz etmek mümkün değil kısacası. Fenerbahçe bugün hücumda %90'a yakın bir oranda köşelere bağımlı bir takım. Daha önceki maçlarda Çiğdem'den bile daha fazla atak yapıyor diye eleştirdiğimiz Dirickx bugün de İpek'ten daha fazla hücum yapmış. Fenerbahçe gibi elinde bu kadar bol hücum alternatifi olan bir takımda oyunun köşelere, köşelerde de büyük oranda Gamova'ya endekslenmesinin ne kadar sağlıklı bir tercih olduğu tartışılır. Üstelik sezon başında elindeki alternatifleri dengeli bir şekilde kullanabileceğini kanıtladığı halde şimdi böyle bir sisteme yönelmek bence sağlıklı bir yapı değil.

Serilerde bundan sonra ne olur sorusunun cevabı da aşağı yukarı belli zaten. Prosedür gereği oynanan bu yarı finallerin ardından asıl finali beklemeye başlayabiliriz. Eczacıbaşı ve Galatasaray bundan sonra çok anormal mücadele ederek belki bir maç alabilirler ama daha ötesine geçmeleri imkansız dersek abartmış olmayız.