Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Galatasaray etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2010 Salı

Yarı Finallerde İkinci Gün

Yarı finallerde ikinci günü de geride bıraktık. Aslında Fenerbahçe ve Vakıfbank'ın final öncesi hazırlık maçları desek daha doğru olur herhalde. Açıkçası ne izledim de ne yazmalıyım ben de bilmiyorum o yüzden biraz boş bir post olabilir. Neyse ki yarın muhtemelen son maçlar oynanacak her iki seride de. Bugün öğleden sonra kopardığım izinle maçları rahatça izleme fırsatı buldum ama keşke iznimi başka bir gün için kullansaymışım.

Vakıfbank-Eczacıbaşı maçı ilk maça göre biraz daha çekişmeli başlasa da Eczacıbaşı'nda oyuncular kafa olarak o kadar maçın dışındalar ki ilk setten sonra anlık periyotlar dışında yine tek taraflı bir maç izledik. Son 3 sette Eczacı'nın çift haneli rakamları görmesinde setlerin kopup gitmesiyle rakibin rahatlamasının da payı büyük. Eczacıbaşı'nın bu yıl Fenerbahçe ve Vakıfbank'a karşı oynadığı toplam 9 maçta 1 galibiyeti var. Alabildiği set sayısı da toplam 5. Geçen sene bu iki takımla oynadığı 14 maçtaysa toplam 9 galibiyet almıştı. Nereden nereye diyor insan. 

Vakıfbank maçı çok rahat almış olsa da takım içi sorunları yine ben buradayım dedi maç boyunca. Skorda Neslihan  bağımlılığı tam gaz devam ediyor. Eczacıbaşı o kadar ahım şahım servisler atmadığı halde manşet hatalarının yüksekliği dikkat çekici. Nikolic üzerinde de bu kadar ısrar etmenin artık bir anlamı yok. Şöyle bir ilk altıyla Nikolic bundan fazlasını veremez. 

Maç için söylenecek daha fazla bir not yok. Sadece iki takımın yaptığı hata sayısının çok yüksek olduğunu belirtmem gerek. Toplam 63 hata. Lise maçlarında olsa neyse de lig yarı finalinde böyle bir rakam söze gerek bırakmıyor.

Gelelim Galatasaray-Fenerbahçe maçına. Burada da yazacak, konuşacak pek bir şey bulamıyorum. Söylenecek tek bir şey var o da Fenerbahçe'nin servis antrenmanı yaptığı. Takımda servise hangi oyuncu geldiyse Galatasaray'ın ipini çekecek seriler yakaladı. Oyun bu kadar servis ağırlıklı olunca da doğal olarak doğru dürüst bir ralli bile göremedik. Galatasaray önceki maçın son setinde bir tane düzgün hücum varyasyonu kuramamıştı bugün de aynı duruma ilk sette düştüler. Skor çift haneli rakamlara geldiğinde Galatasaray'ın aldığı sayıların yanılmıyorsam tamamı rakip hatalardan gelmişti. Galatasaray'ın koca maçı tek bir net blok yapamadan bitirdiğini de belirtelim.

Fenerbahçe açısından bu sezonun genel tablosunu yansıtan bir maç izledik. Oyuncuların sık sık dile getirdiği antrenmanlarımız daha zor geçiyor serzenişine eklenecek örneklerden biri oldu bu da. Yine Vakıf-Eczacı maçında olduğu gibi bu maçta da takımların yaptığı hata sayısı bu seviye için çok yüksek. Set başına 18 hata düşüyor.

Ligimizdeki rekabetin ne kadar renksiz olduğuna bir örnek olsun diye şunu da ekleyeyim. Serie A'da çeyrek finaller bir seri hariç 3. maça uzarken bizde play-offlar başladığından bu yana uzayan tek bir seri yok. Toplam 12 maç oynandı ve bu maçların ikisi hariç hepsi 3-0 bitti. Şöyle bir ortamda ne kadar yatırım yaparsanız yapın İtalyanlarla rekabet etmek gerçekten çok zor olacak. Benim Fenerbahçe ve Vakıfbank için naçizane önerim seneye İtalyanlarla daha fazla hazırlık maçı ayarlamaları olabilir.

25 Nisan 2010 Pazar

Yarı Finallerde İlk Günün Ardından


Bugün play-off yarı finallerinde ilk maçlar tamamlandı. Beklendiği gibi iki favori de rakiplerini rahat geçtiler. Vakıfbank - Eczacıbaşı maçını çok az izleyebildiğim için fazla yorum yazamayacağım ama daha önce de dediğim gibi Eczacıbaşı'nda oyuncular kafa olarak bu sezonu bitirmişler dolayısıyla herhangi bir sürpriz yok sonuç ve skorda. Bugün izlediğim bölümlerde maçın acaip keyifsiz geçtiğini ve yarı final kalitesinin çok uzağında kaldığını da söylemeliyim. Vakıfbank son dönemdeki ortalama servisini attığı sürece Eczacıbaşı'nın bu seride hiçbir şansı yok.

Günün ikinci maçında da pek farklı bir görüntü yoktu. İkinci set dışında en ufak bir çekişmenin olmadığı kalitesiz bir maç izedik. Fenerbahçe 2. set dışında Galatasaray'a nefes bile aldırmadan seride 1-0 öne geçti. İki takım arasında kağıt üzerindeki farklar saymakla bitecek gibi değil. Fenerbahçe'nin her şeyden önce bariz bir servis üstünlüğü var. Gidişata etki edebilecek oyuncularda hem nitelik hem nicelik olarak rakibinin ilerisinde ve daha iyi servis karşılıyor. Galatasaray'ın kağıt üzerindeki bu rahatsızlıklarına bir de Elif'in anormal kötü oyunu eklenince 2. set dışında, Fenerbahçe bir antrenman seansı kadar bile yorulmadı desek yeridir.

Fenerbahçe'nin smaçör kalitesindeki üstünlüğüne rağmen top öldürmekte bazı sorunlar yaşaması ve ikinci üçüncü hücumlar kurmak zorunda kalmasıysa çok ilginç. Özellikle kötü gelen manşetlerde bu durum istatistiklere %25'lik bir hücum yüzdesi olarak yansıyor. Genel hücum yüzdelerinde de iki takım arasındaki fark maçın sonucuna göre çok az (%46-%43). Üstelik Elif'in vasata bile ulaşamadığı bu maçta Galatasaray'ın genel hücum yüzdesini bu kadar aşağılara çeken de neredeyse doğru düzgün hiçbir hücum kuramadıkları 3. setteki anormal düşük atak yüzdesi oldu. Bu sette %28'le hücum etmeseler belki de Fenerbahçe'den daha yüksek bir yüzde tutturacaklardı. Hücum yüzdelerinin bu kadar denk olduğu bir maçta Galatasaray'ı frenleyen iki şey vardı: direkt manşet ve servis hatalarıyla rakibe verilen 22 sayı. Buna net bloklardaki 13-3'lük farkı da ekleyince hücumdaki dengelere rağmen Galatasaray'ın maça ortak olabilmesi imkansız hale geldi.

Servis ve manşet hatalarını biraz daha ortalama rakamlarına çekebilen ve moral olarak oyunda kalabilen bir Galatasaray gelecek maçlardan birini galip bitirir veya tie-break'e taşırsa kimsenin şaşırmaması gerekiyor.

Fenerbahçe'de sezon başına göre hücumda değişen trendleri görmek için bu maç iyi bir gösterge olur mu bilmiyorum ama sezonun ilk haftasında oynanan maçta hücumların oyuncular arasındaki dağılımını bu maçla karşılaştırdığımızda ortaya şu yüzdeler çıkıyor:


Smaçörler
İlk Maç 
Son Maç 
 Gamova
 %22
%45
 Osmokroviç
 %29
%17
 Seda
 %10
%26
 Blom
 %17
-
 Ortalar
 Eda
 %16
%9
 Çiğdem
 %6
-
 İpek
 -
%3


Bu yüzdelerin hücumdaki başarı yüzdesi değil top dağılım oranları olduğunu tekrar belirteyim ki kafalar karışmasın. Sezon başındaki maçta Fenerbahçe'de orta oyuncular hücumda toplam %22'lik bir paya sahiptiler. Bugünse top kullanma oranları %12'ye gerilemiş ki bugün bu hücumların çoğunun maçın kopup gittiği 3. sette geldiğini ve ortaların oranını yükselttiğini de belirtelim. Ayrıca Fenerbahçe'nin ilk maçta 4 smaçörü değişmeli oynattığı için smaçörlerin hücumdaki top dağılımlarının da doğal olarak yükseldiğini göz önüne almak gerek. Yani ilk maçta 4 smaçör ve 2 orta varken, bugünkü maçta hücumlar 3 smaçör + 2 orta arasında dağıtıldı. Sezon başında hücumda 6 oyuncuya top dağıtılırken, bugün 5 oyuncuya dağıtılıyor ama ortaların hücumdaki payının yükselmesi gerekirken daha da düştüğünü görüyoruz. Yani ortaların hücum paylarındaki düşüş aslında burada gözükenden daha fazla.

Fenerbahçe açısından asıl dikkat edilmesi gereken noktaysa Gamova. Takımın Gamova'ya olan bağımlılığı neredeyse her 2 topun 1'ni kullandıracak noktaya gelmiş.  İlk maçta topların %22'sini kullanan Gamova, ilk yarının toplam istatistiklerine göre de hücumda sadece %29'luk bir paya sahipti. Takımda iyice değişen hücum alışkanlıklarıyla birlikte şu an itibariyle Gamova'nın hücumdaki kullanım oranı %45'lere çıkmış durumda. Yani Fenerbahçe'yle kıyaslanamayacak kadar zayıf atak opsiyonlarına sahip Galatasaray'da  alternatifsiz konumdaki Ivana'dan bile daha fazla top kullanıyor.

Sezon başında hücum ve skor yükünün son derece dengeli dağıldığı takımda bugün için böyle bir şeyden söz etmek mümkün değil kısacası. Fenerbahçe bugün hücumda %90'a yakın bir oranda köşelere bağımlı bir takım. Daha önceki maçlarda Çiğdem'den bile daha fazla atak yapıyor diye eleştirdiğimiz Dirickx bugün de İpek'ten daha fazla hücum yapmış. Fenerbahçe gibi elinde bu kadar bol hücum alternatifi olan bir takımda oyunun köşelere, köşelerde de büyük oranda Gamova'ya endekslenmesinin ne kadar sağlıklı bir tercih olduğu tartışılır. Üstelik sezon başında elindeki alternatifleri dengeli bir şekilde kullanabileceğini kanıtladığı halde şimdi böyle bir sisteme yönelmek bence sağlıklı bir yapı değil.

Serilerde bundan sonra ne olur sorusunun cevabı da aşağı yukarı belli zaten. Prosedür gereği oynanan bu yarı finallerin ardından asıl finali beklemeye başlayabiliriz. Eczacıbaşı ve Galatasaray bundan sonra çok anormal mücadele ederek belki bir maç alabilirler ama daha ötesine geçmeleri imkansız dersek abartmış olmayız.

21 Mart 2010 Pazar

Challenge Cup ve giden hayaller...


Galatasaray, tek bir yabancısı bile olmayan ama senelerdir bir arada oynamanın avantajını oyunun her anında kullanan Asterix'e 3-2 kaybederek çok önemli bir fırsatı kaçırmış oldu. Belçika a takımlar seviyesinde pek bir numarası olmasa da son dönemde altyapılarda çok ciddi bir yapılanma içerisinde. Bunun da en bariz örneklerinden biriydi Asterix takımı. Evet Challenge Cup çok fazla prestiji olan bir kupa değil ancak ne olursa olsun bu noktaya geldikten sonra, böylesine genç ve bütçe olarak bizim hayli gerimizde olan bir takıma elenmek üzücü. Burada alınacak bir kupa camianın dikkatini çekebilir ve belki de önümüzdeki yıllar için kulüp yönetimini daha farklı bir motivasyonla daha iyi yatırımlara sevk edebilirdi. 

Maç aslında Galatasaray'ın sezonun başından beri yaşadığı kronik sorunların bir özeti gibiydi. Manşet zaafı, blokların yerleşememesi, hücumda Ivana dışında sorumluluk alan oyuncu olmaması ve tabi ki bir seti diğerine uymayan takımın genel karakteri. Bunları bloğu açtığım günden beri yazıyorum. Çoğu insanın sandığının aksine Galatasaray geçen yılki kadronun üzerine bir basamak yukarı çıkmış değil. Ligdeki diğer takımların geriye gitmesi Galatasaray'ı sanki geçen yıldan daha iyiymiş gibi gösteriyor. Şu an ligde 4.lüğü garantilemiş olmalarının nedeni de bu aslında. Telekom'un çekildiği, Eczacıbaşı, Beşiktaş, Ereğli, Karşıyaka gibi takımların geçen yıla göre çok düşük performansta kaldığı bu ortam Galatasaray'ı 8.'likten 4.'lüğe taşıdı. Yoksa Galatasaray kendini yukarı çekmiş değil.

Galatasaray'ın futbol dışındaki diğer branşlarda da yaptığı çok kritik bir idari hatası var: Her yıl yeni baştan takım kurmak. Bu yıl da voleybolda aynı mantık güdüldü. Biraz da ezeli rakip Fenerbahçe'nin transferlerinin gazıyla diyeyim, neredeyse bütün takımı baştan değiştirdiler. Halbuki geçen yılki takımın sil baştana gereksinimi yoktu. Bunun yerine üç-dört nokta transferle iyi bir takım kurulabilir daha da önemlisi bir kadro istikrarı sağlanabilirdi. Fakat geçen yıl sanki çok kötü bir sezon geçirilmiş gibi yepyeni bir takım kuruldu. Transferlere baktığınız zaman ileriye dönük bir hamle de görmek mümkün değil. Geçen yıl daha genç ve tecrübesiz bir takımla sürpriz bir şekilde play-off yarı finali yapıldı. Bu yıl daha tecrübeli ve pahalı bir takımla da bunun ötesine geçilemeyeceği şimdiden belli. 

Peki Galatasaray yönetimi bunun farkında mı? En önemli sorun burada. Galatasaray'ın mevcut kadrosu kurulurken büyük yanlışlar yapıldı. Bir kere Valeska ve Deniz yanlarında da Ayça gibi çok üst düzey olmayan bir liberoyla manşet zaafı yaşamamanız mucize olur. Bunu bu yıl defalarca gördük. Bu oyuncuların kariyerleri belli. Yav biz bu kadar iyi bir kadro kurduk nasıl böyle oldu diyen varsa gerçekten voleyboldan anlamıyordur. Galatasaray'ın bir diğer sorunu da hücumda top öldürememek. Smaçörünüzün manşeti kötü olur ama hücumda sorumluluk alır. İşte bu kadroda böyle bir durum da yok. Her iki smaçör de hücum yönünden vasat isimler. Öyle olunca bütün olay Ivana'ya kalıyor ve Ivana'nın da en büyük rahatsızlığı top öldüremediği zaman kendini iyice salması. Bunu aylar önce bir yazımda yazmış ve Ivana'nın alternatifsizliği Galatasaray'ı çok kötü yakacak demiştim. O da sezonun en kritik maçına denk geldi. Bir oyuncuya hücumda bu kadar çok yük bindirirseniz elbette ki bir yerden sonra kayış kopacak. 

Önümüzdeki sezon Galatasaray'ın voleybol yatırımı ne seviyede olur bilmiyorum. Kulüple çok içli dışlı değilim fakat yine sil baştan bir kadro kurulursa hele ki bu sezonki gibi dengesiz bir şekilde kurulursa sonuç yine hüsran olur. Yapılması gereken şey önce takımdaki arızalı yerleri iyi belirleyip buna göre taşları yerine oturtmak olmalı. Galatasaray yönetimiyse her yıl temeli kurmadan yeni kat çıkmaya kalkıyor. Önümüzdeki yıl için manşeti iyi bir smaçör mutlaka şart. Liberonun değişmesi de bir diğer gereksinim. Yönetim tüm takımı yenilemek yerine temel taşları elinde tutar, iki tane nokta transfer yapar ve daha önce yazdığım gibi Dilara'yı takıma kazandırmayı başarırsa önümüzdeki yıl çok daha iyi bir takım izleriz. Bu demek değil ki Galatasaray şampiyon olacak, kupaları toplayacak. Başarı hiçbir zaman birdenbire gelmez hele karşında hem bütçe hem kadro olarak çok iyi ve oturmuş takımlar varken. Bu rakipleri geçmek kolay değil elbette fakat en azından evet Galatasaray ciddi ciddi bir şeyler yapıyor, her yıl bir seviye yukarı çıkıyor, bir karakter oluşturuyor diyebiliriz. Ve bunu ligdeki diğer takımların durumundan bağımsız olarak söyleyebiliriz. Bugün elimizde olan tek bir gerçek var. Galatasaray takım olarak geçen yıldan daha kötü ve ligde de diğer takımların kötü olmasının ekmeğini yiyor. Umuyorum önümüzdeki yıl çok daha istikrarlı bir takım izleriz.

19 Mart 2010 Cuma

Dilara Bilge



Galatasaray'da Deniz Hakyemez'in sakatlığı sonrası tartışmalar manşet gücünün düştüğü ekseninde seyrediyor ancak pek konuşulmayan bir konu var ki o da Deniz'in yerine forma şansı bulan Dilara Bilge'nin Galatasaray'ın hücum gücüne ciddi bir alternatif getirdiğidir. Galatasaray takım olarak Deniz Hakyemez varken de zaten manşet zaafı yaşıyordu yani sakatlıktan dönse bile manşet konusunda takıma vites attıracak değil. Dilara  fiziksel özellikleri bakımından çapraz oynamaya gayet müsait bir oyuncu. Manşet sorunu 4 numarada oynaması halinde onu servislerde zayıf halka konumuna sokuyor elbette. Çaprazdan devşirilen tüm 4 numaraların ortak sorunu budur. Bu noktada Galatasaray'ın manşeti Dilara'dan daha iyi olan Ivana'yı 4'e çekip Dilara'yı çapraz oynatması bence mutlaka denenmesi gereken bir seçenek olmalı. Sezon başından bu yana yazdığım gibi Ivana dışında skor alternatifi sıkıntısı çeken Galatasaray'da hücuma Deniz'den çok daha fazla katkı yapacağı bir gerçek. Galatasaray sezonun bundan sonraki kısmında Dilara'yı daha çok kullanarak herhangi bir şey kaybetmez. Bu takımın Play-Off'ta final oynaması bile çok zor. Kalan yaklaşık 10 maçlık periyotta Dilara'yı kazanmaya çalışmaları çok daha önemli bir adım olur. Bundan 5 yıl önce Fenerbahçe de Seda'yı kazanmak adına 2-3 sezonu gözden çıkarmıştı. Dilara da neden Galatasaray'ın Seda'sı olmasın ki?

23 Ocak 2010 Cumartesi

Galatasaray 0 Vakıfbank Güneş Sigorta TT 3

Maç tahmini yazımda söylediğim gibi Vakıfbank'ın normal şartlarda rahat kazanması gereken bir maçtı ve öyle de oldu. Neslihan'ın artan form grafiği hücum yönünden direkt ona bağlı olan takımını da gün geçtikçe rahatlatırken, Galatasaray takım olarak yerinde saymaya devam ediyor..

Galatasaray ilk devredeki maçlarda Ivana'nın yanına ara ara Krismanovic'i ekleyerek hücumda bir nebze rahatlama fırsatı buluyordu ancak Krismanovic ikinci devreyle birlikte müthiş bir düşüş içerisinde. Bugün de 4 sayıyla çok kısır bir maç çıkarmış. Smaçörler Deniz ve Valeska'nın kapasitesi belli. Hiçbir zaman bu tarz bir takımda istikrarlı skor opsiyonu olabilecek durumda değiller. Eldeki seçenekler bu kadar azalınca Elif de Ivana üzerine oynamış. Ivana %35'lik bir hücum yüzdesinde kalınca doğal olarak Galatasaray maça ortak olamamış. İkinci sette 8-0'lık bir Vakıfbank serisi var ki ikinci teknik molaya kadar skor 16-3'e kadar gelmiş. Oradan sonra muhtemelen rehavetle birlikte Galatasaray 20'yi bulmuş ancak haliyle bu kadar geriden gelip böyle bir rakibe karşı set almak biraz zor.

Galatasaray'da son birkaç maçtır dikkat çeken bir diğer baş ağrısı da manşet hataları. Geçen hafta 15, bu hafta da 12 manşet hatası yapmışlar. Yani set başına neredeyse 5 manşet hatasıyla oynuyorlar. Bu çok ciddi bir rakam. Üstelik Galatasaray'ın bu kadar yüksek savunma hatasını tolere edebilecek bir hücum gücü de yok. Bunlara servis ve hücum hatalarını da eklediğinizde rakiplerin sayı almak için çok bir çaba göstermesine gerek kalmıyor.

Sezon başından bu yana her takım kendisini bir adım ileri atarken Galatasaray'da oyun tarzı da dahil hiçbir değişiklik göremiyorum. Yapılan hatalarda herhangi bir düzelme olmadığı gibi aksine mesela manşet hataları sürekli bir yükseliş içerisinde. Galatasaray'ın bu yıl zirvedeki üçlüyle oynadığı maçlara bakarsak play-offlarda yarı finalden ötesi hayal bana göre. Bir tek ilk devredeki VGS maçı var ki onlar da toparlanınca Galatasaray'a set alma şansı bile vermediler. O maçı saymadığımızda toplam 5 maçta Galatasaray sadece 1 set alabilmiş bu üç rakibinden. Aylar önce de yazmıştım Galatasaray'ın mutlaka bir libero ve iyi bir smaçör transferine ihtiyacı var diye ancak o yönde bir girişim olmadı ve olacak gibi de durmuyor. Gerçi şöyle bir düşünüyorum. GSTV bu maçı yayınlamaya gerek görmemiş, maçın üzerinden saatler geçmesine ve maç İstanbul'da olmasına rağmen resmi web sitesi maçla ilgili tek bir fotoğraf bile koymamış. Yani bu yaklaşımlara bakarsak kulübün takıma olan ilgi düzeyi kendini az çok belli ediyor. Haliyle transfer yapılmasını beklemek de komik olurdu.

Vakıfbank'ın yükselişi aynı hızla devam ediyor. Fenerbahçe'ye kaybettikleri günden bu yana arada tek bir Pesaro mağlubiyeti var. Vakıfbank cephesinde en göze çarpan nokta Neslihan'daki yükseliş. Gerek Avrupa gerekse Ligde bu durum kendini net bir şekilde hissettiriyor. Vakıfbank'ı farklı kılan bir diğer nokta orta oyuncular. Kinga-Poljak ikilisi bir arada olduğunda ortadan bol bol sayı çıkarıyorlar. Bugün de ortadaki bu ikili Neslihan'la birlikte ikinci temel hücum silahı olmuş. Dolayısıyla smaçörlerde yaşanan sorunlar çok rahat bir şekilde tolere edilebiliyor.

Servis karşılamada Galatasaray'ın Nikolic ve Gözde üzerine attığı servisler istenen etkiyi vermemiş Nikolic'in yüksek manşet yüzdesi Galatasaray'ın planlarını epey bozmuş sanırım. Burada Galatasaray'ın stratejisini tahmin etmek zor değil. Nikolic'te yaşanacak manşet sorununda VGS'nin taktiği otomatikman Nikolic'i servisten saklamak ve Gizem'e daha geniş alanda manşet aldırmak oluyor fakat bugün böyle bir sıkıntı olmadığından servis karşılamada taktik bir değişikliğe gitmeden rahat bir maç çıkarmışlar.

Vakıfbank, haftaya Eczacıbaşı'yla çok önemli bir maça çıkacak. Bugünkü galibiyetle Vakıfbank'ın üçüncülüğü artık garanti gibi bir şey. Eczacı ve Vakıfbank büyük ihtimalle play-off yarı finalinde kapışacaklar. İkincilik veya üçüncülük arasında saha avantajı dışında pek bir fark yok. Dolayısıyla haftaya oynanacak maç  iki takım için de daha çok bir güç testi olacak.

Yaklaşık yarım saat sonra başlayacak Eczacıbaşı - Fenerbahçe maçından sonra ligde ilk 3 hemen hemen belli olacaktır. Dördüncü sırada Galatasaray hala avantajını koruyor ancak sarı-kırmızıları çok zor bir play-off yolu bekliyor olacak. Çeyrek finalde muhtemel rakip ligin  en dişli takımlarından biri olan İller Bankası olacak ki 3 maça uzamaya aday bir seri. Galatasaray bu seriden epey yıpranmış bir şekilde Fenerbahçe veya Eczacıbaşı'nın karşısına çıkabilir. Bu iki takımı da çeyrek finalde rahat maçlar beklediği için Galatasaray'ın işi çok zor.

28 Aralık 2009 Pazartesi

Galatasaray İlk Devre İstatistikleri

Toplam İstatistikler


Set Başına Düşen İstatistikler


Kazanılan/Kaybedilen Sayıların Dağılımı


24 Aralık 2009 Perşembe

Galatasaray 0 Fenerbahçe Acıbadem 3


 
Fenerbahçe beklendiği gibi kazandı ancak takımda bariz bir yıpranma görülüyor. Oyunun zora girdiği anlar dışında Fenerbahçe sürekli rölantide kaldı. Servisleri bile fazla riske etmediler Takımda bir form düşüklüğü olduğunu fark etmemek imkansız. Bloklar ve manşetlerde de yine belirgin rahatsızlıklar vardı. Bu maçta özellikle ortaların blok performansını pek beğenmedim. Haftalardır  form düşüklüğü var dediğimiz Gamova'nın durumunu da birileri anca fark edebilmiş. Günaydın diyelim :) Devre arası takım için bulunmaz nimet olacak. Ben yine de Fenerbahçe'nin şu aralar bir maç kaybetmesinin takıma ilaç gibi geleceğini düşünüyorum lakin öyle bir takım da yok ufukta. Yeter ki o mağlubiyet Şampiyonlar Ligi'ndeki kritik bir maçta gelmesin.

Galatasaray tarafında sezon başında ne diyorsam yine aynı şeyleri yazacağım. 3 set boyunca Galatasaray yanlış saymadıysam bir, en fazla iki bloktan sayı alabildi. Ligdeki maçta hiç blok yapamamışlardı. İlerleme var mı demeliyim bilmiyorum ama takımda bir tane bile istikrarlı şekilde manşet alan, top öldüren, blok yapabilen smaçör yok. Libero desek orada da sorunlar var. Ortalardan Krismanoviç idare etmeye çalışıyor. ama o da takımı tek başına alıp götürecek değil. Haliyle manşet alamayan, blok tutamayan, sadece bir buçuk oyuncuyla hücum eden bir takım ancak  bu kadarını yapabiliyor. Fenerbahçe'de pasör topu bir kere havaya dikti mi illa vuracak biri çıkıyor. Galatasaray'daysa topun illa Ivana'ya gitmesi gerekiyor. Gökhan Edman'ın maç öncesi "Hain planlarımız var" açıklamasını izleyince acaba ne yapacak diye merak ettim. Meğer o hain plan, servisleri Nati'ye atmakmış. Buna  hain plan değil harakiri demek daha doğru olurmuş. Gerçi diğer tarafta da Fenerbahçe'nin servislerde Ayça gibi bir madeni fazla zorlamadığını eklemek lazım. Bu arada ilginçtir maçın istatistikleri hala piyasada yok.

20 Kasım 2009 Cuma

Galatasaray 3 Beşiktaş 0



Haftanın son maçında Galatasaray, Beşiktaş'ı 70 dakikada geçerek 2. sıradaki yerini korudu. Maça şöyle bir göz ucuyla bakabildim, birkaç not da almışım ama aslında öyle uzun uzadıya anlatılacak bir maç olmadı.

Beşiktaş'ın servis karşılamada yetersiz kalacağını biliyordum ama bu kadar dibe vuracağını pek tahmin etmemiştim.  İstatistik kağıdını açıp baktığınızda Beşiktaş yine iyi servis karşılamış gözüküyor ama bu takımın birincil sorunu servis karşılayamaması. Bu yüzden hep diyorum maç raporlarındaki rakamlar çok aldatıcı. Bugün de servis karşılama istatistikleriyle sahadaki oyunun taban tabana zıt olduğu bir maç izledik. Bülent Hoca ikinci sette takımın yarısını değiştirerek bir çözüm aradı ama Beşiktaş'ın eldeki kadrosunda böyle bir çözüm yok. Mutlak surette manşeti iyi bir 4 numara transfer etmek zorundalar.  Yağmur'la  Gizem'le falan bu iş çözülmez.  Halbuki Beşiktaş  gayet iyi bir kadroya sahip ama bir  tane düzgün smaçörün olmaması bütün kadronun dengesini bozuyor. Takımın potansiyelinin çok azını sahada görebiliyorsunuz. Manşet gelmedikten sonra pasör, çapraz veya ortaların çok kaliteli olması bir şey değiştirmiyor. İlk toplar böyle sağlıksız çıktığı sürece onlar da oyunu seyretmekten başka bir şey yapamıyorlar. Sağlam bir 4 numarayla Beşiktaş takımı bir seviye yukarı çıkar ve en azından bu ligde kolay lokma sınıfından kurtulur. Manşet sorunları bir yana Beşiktaş koca maçı tek bir blokla tamamlamış ki o bloğu da Deniz'in acemice yaptığı bir hücumdan  çıkartabildiler. Bu da iyi servis atamadıkalrının göstergesi. Eğer Galatasaray'ı servislerle zorlamazsanız işiniz zor. Kaldı ki Galatasaray'da servise karşı manşette çok çabuk oyundan düşebilecek isimler de var ama Beşiktaş bugün bu zaafları hiç kullanamadı. Bugün öğrendiğime göre Eczacıbaşı, hafta sonu Esra olmadan çıkacak sahaya. Bakalım Beşiktaş bu zaafiyeti kullanabilecek mi. Eğer böyle servis atarlarsa mümkün değil tabi ki. Kısacası Beşiktaş iyi sinyaller vermiyor. Gerekli transfer yapılmadığı sürece de Beşiktaş'ın her maçında benzer görüntüler izleyecek ve hep aynı şeyleri konuşacağız.

Galatasaray şimdilik gayet iyi gidiyor. Seri galibiyetler güzel fakat Fenerbahçe maçından bu yana çok da denk rakiplerle oynamadıklarını göz önüne almak gerek. Vakıfbank maçı belki bu kategorinin dışında tutulabilir lakin Vakıfbank'ın da bu sezon çok istikrarsız bir takım olduğunu düşünürsek o maçın da ne kadar sağlıklı bir gösterge olduğu tartışılır. Mesela Odintsovo karşısındaki hazırlık maçları güzel bir örnek oldu onlar açısından. 3 maçta rakibi zorlayamadılar bile. O yüzden ligdeki bu gazozuna maçlardan çok o tarz rakiplere karşı ne yaptıkları ve yapacakları önemli. Galatasaray için iki önemli sorun var: Birincisi servise karşı manşetlerde liberolar dahil güven veren bir isim yok. Galatasaray etkili servis atıldığında çok çabuk oyundan düşen bir takım. Beşiktaş bugün biraz istikrarlı servis atınca ciddi bir kopma oldu takımda ama karşı tarafın kapasitesi sınırlı olunca maçı döndürebiliyorsunuz. Aksi takdirde karşınızda alıp götürecek bir takım varsa set farka gidiyor. İkinci büyük problem hücumda bütün olayın Ivana'ya bağlı olması. Bugün yine atakların yarısında adres Ivana olmuş. Bu şekilde oynayarak Beşiktaş, Beylikdüzü gibi takımları rahatça yenersiniz ama yarın şampiyonluk adaylarıyla Play-Off maçlarına çıktığınızda sadece Ivana yetmez ve yetmeyecek de. Kaldı ki herhangi bir sakatlık durumunda alternatifi de yok.

Galatasaray için sezon başından beri yaptığım bir yorum var ve bu yorumumun hala arkasındayım. Galatasaray'ın şampiyonluktaki rakipleri kadro derinliği ve kalitesi olarak bir iki seviye yukarıdalar. Eğer Galatasaray ciddi hedefler peşindeyse aradaki bu farkı kapatabilmek için oyuncularından ekstra verim almak zorunda. Özellikle hücumda smaçör ve ortaların ekstra katkısı şart. Tabi bunun için de pasöre iyi manşet gelmesi lazım yoksa hep ilk seçenek Ivana'yı kullanmak zorunda. Ivana da gözü kapalı top atabileceğin, havadaki her toptan skor bulabilecek, her türlü bloğu aşabilecek kadar üst düzey bir isim değil. Evet şu anda takımı sürüklüyor ancak karşısındaki rakiplerin kapasitesi arttıkça Ivana'nın hücumdaki defoları da ortaya çıkacaktır. En yakın örnekler Fenerbahçe Acıbadem ve Odintsovo maçları mesela. Gerçi bu noktada Elif konusunda da ciddi şüphelerim var. İyi manşet gelse de takımı dengeli oynatabilecek mi benim için soru işareti.

Toparlamak gerekirse Galatasaray cephesinde varlığı hissedilen aksamalar bu şekilde. Bunlara bir çözüm bulunur mu bilemem ama bu düzen devam ederse sezon sonunda Play-Off yarı finali oynamakla övünür yine camia. Şahsi fikrim zaten eldeki kadroyla bu ligde bunu yapabilmek çok da övünülecek bir durum değil. Galatasaray'ın mevcut düzende bu sezon gidebileceği en üst noktayı Menezes, Krismanovic gibi isimlerin hücumdaki katkıları ve devamlılığı belirleyecek. Eğer skor yükünde Ivana'ya destek çıkarsa Play-Off finali oynamak mümkün aksi takdirde bu uzun maratonda diğer üç şampiyonluk adayı karşısında Galatasaray'ın bu kadrosunun nefesi yetmez. Tüm bu yazdıklarım bu sene hedef olarak gösterilen Challenge Cup için de geçerli. Orada da çok kolay rakipler beklemiyor Galatasaray'ı.

Son bir not da iki takımın taraftarlarına. Maçın hafta içi olması, saati, voleybola olan ilgisizlik falan bunların hepsi bir yana formaları sahaya çıksa 10 bin kişi gelir denen bu iki camianın takımlarının 100 kişiyi bile bulmayan bir seyirci kitlesinin önünde oynaması hem taraftarın hem de kulüp yönetimlerinin ayıbıdır.


18 Kasım 2009 Çarşamba

Galatasaray - Beşiktaş Maç Öncesi...




Ligin 5. haftası yarın oynanacak derbiyle tamamlanacak. İki ezeli rakibin maç öncesi durumlarına istatistikler eşliğinde bir göz atalım. Bakalım rakamlar ne diyor.

5 Kasım 2009 Perşembe

Beylikdüzü 0 Galatasaray 3



65 dakikalık bir maç için ne yazılabilir bilmiyorum doğrusu. Son setin son bölümlerinde Sena'nın birkaç etkili servisi skoru yakın göstermiş ancak oyun olarak maç boyunca iki takım arasında büyük farklar vardı. Galatasaray'da Ivana hariç hemen bütün oyuncular dönüşümlü olarak oynadılar. Ivana'nın oyunda kalmasının nedeniyse çok basit. Galatasaray böylesine bir rakibe karşı bile top öldürmekte epey zorlandı ve doğal olarak sürekli Ivana üzerinden oynamak zorunda kaldılar. Bu durum Galatasaray için ciddi bir handikap. Tek bir oyuncuya endeksli hücum anlayışı Galatasaray'ı geçen yılki gibi yarı finalden öteye götürmez bu ligde çünkü kendisinden daha güçlü 3 tane şampiyonluk adayı varken Galatasaray'da birilerinin ekstra işler yapması gerekiyor ki rakipleriyle aradaki farkı kapatabilsinler. Ama o işleri yapacak ekstra oyuncu yok kadroda. İki haftadır hücumda iyi işler yapan Menezes bugün çok kötü bir hücum yüzdesiyle oynadı. Deniz Hakyemez yoktu; nedenini bilmiyorum ama olsaydı da hücuma çok bir katkısı olmazdı. Galatasaray'ın ciddi hedefleri varsa mutlaka skor yükünü paylaşacak bir alternatif bulmak zorundalar.

Beylikdüzü'yse daha şimdiden formalite maçları oynamaya başlamış görünüyor. Sadece tek bir yabancı oyuncuya sahipler ve lige de piyangodan çıktıkları düşünülürse çok büyük bir beklentileri de yok zaten. Ligde en azından birkaç galibiyet alabileceklerini umuyorum. Belli periyotlarda Galatasaray'ı zorladılar ama devamını getirebilecek güce sahip değiller. Savunma direncinde biraz daha devamlılığı koruyabilirler ve kendilerine güvenlerini kazanabilirlerse en azından kendi kalibrelerine yakın rakiplere karşı maç kazanamamaları için bir neden yok aslında.