25 Nisan 2010 Pazar

Yarı Finallerde İlk Günün Ardından


Bugün play-off yarı finallerinde ilk maçlar tamamlandı. Beklendiği gibi iki favori de rakiplerini rahat geçtiler. Vakıfbank - Eczacıbaşı maçını çok az izleyebildiğim için fazla yorum yazamayacağım ama daha önce de dediğim gibi Eczacıbaşı'nda oyuncular kafa olarak bu sezonu bitirmişler dolayısıyla herhangi bir sürpriz yok sonuç ve skorda. Bugün izlediğim bölümlerde maçın acaip keyifsiz geçtiğini ve yarı final kalitesinin çok uzağında kaldığını da söylemeliyim. Vakıfbank son dönemdeki ortalama servisini attığı sürece Eczacıbaşı'nın bu seride hiçbir şansı yok.

Günün ikinci maçında da pek farklı bir görüntü yoktu. İkinci set dışında en ufak bir çekişmenin olmadığı kalitesiz bir maç izedik. Fenerbahçe 2. set dışında Galatasaray'a nefes bile aldırmadan seride 1-0 öne geçti. İki takım arasında kağıt üzerindeki farklar saymakla bitecek gibi değil. Fenerbahçe'nin her şeyden önce bariz bir servis üstünlüğü var. Gidişata etki edebilecek oyuncularda hem nitelik hem nicelik olarak rakibinin ilerisinde ve daha iyi servis karşılıyor. Galatasaray'ın kağıt üzerindeki bu rahatsızlıklarına bir de Elif'in anormal kötü oyunu eklenince 2. set dışında, Fenerbahçe bir antrenman seansı kadar bile yorulmadı desek yeridir.

Fenerbahçe'nin smaçör kalitesindeki üstünlüğüne rağmen top öldürmekte bazı sorunlar yaşaması ve ikinci üçüncü hücumlar kurmak zorunda kalmasıysa çok ilginç. Özellikle kötü gelen manşetlerde bu durum istatistiklere %25'lik bir hücum yüzdesi olarak yansıyor. Genel hücum yüzdelerinde de iki takım arasındaki fark maçın sonucuna göre çok az (%46-%43). Üstelik Elif'in vasata bile ulaşamadığı bu maçta Galatasaray'ın genel hücum yüzdesini bu kadar aşağılara çeken de neredeyse doğru düzgün hiçbir hücum kuramadıkları 3. setteki anormal düşük atak yüzdesi oldu. Bu sette %28'le hücum etmeseler belki de Fenerbahçe'den daha yüksek bir yüzde tutturacaklardı. Hücum yüzdelerinin bu kadar denk olduğu bir maçta Galatasaray'ı frenleyen iki şey vardı: direkt manşet ve servis hatalarıyla rakibe verilen 22 sayı. Buna net bloklardaki 13-3'lük farkı da ekleyince hücumdaki dengelere rağmen Galatasaray'ın maça ortak olabilmesi imkansız hale geldi.

Servis ve manşet hatalarını biraz daha ortalama rakamlarına çekebilen ve moral olarak oyunda kalabilen bir Galatasaray gelecek maçlardan birini galip bitirir veya tie-break'e taşırsa kimsenin şaşırmaması gerekiyor.

Fenerbahçe'de sezon başına göre hücumda değişen trendleri görmek için bu maç iyi bir gösterge olur mu bilmiyorum ama sezonun ilk haftasında oynanan maçta hücumların oyuncular arasındaki dağılımını bu maçla karşılaştırdığımızda ortaya şu yüzdeler çıkıyor:


Smaçörler
İlk Maç 
Son Maç 
 Gamova
 %22
%45
 Osmokroviç
 %29
%17
 Seda
 %10
%26
 Blom
 %17
-
 Ortalar
 Eda
 %16
%9
 Çiğdem
 %6
-
 İpek
 -
%3


Bu yüzdelerin hücumdaki başarı yüzdesi değil top dağılım oranları olduğunu tekrar belirteyim ki kafalar karışmasın. Sezon başındaki maçta Fenerbahçe'de orta oyuncular hücumda toplam %22'lik bir paya sahiptiler. Bugünse top kullanma oranları %12'ye gerilemiş ki bugün bu hücumların çoğunun maçın kopup gittiği 3. sette geldiğini ve ortaların oranını yükselttiğini de belirtelim. Ayrıca Fenerbahçe'nin ilk maçta 4 smaçörü değişmeli oynattığı için smaçörlerin hücumdaki top dağılımlarının da doğal olarak yükseldiğini göz önüne almak gerek. Yani ilk maçta 4 smaçör ve 2 orta varken, bugünkü maçta hücumlar 3 smaçör + 2 orta arasında dağıtıldı. Sezon başında hücumda 6 oyuncuya top dağıtılırken, bugün 5 oyuncuya dağıtılıyor ama ortaların hücumdaki payının yükselmesi gerekirken daha da düştüğünü görüyoruz. Yani ortaların hücum paylarındaki düşüş aslında burada gözükenden daha fazla.

Fenerbahçe açısından asıl dikkat edilmesi gereken noktaysa Gamova. Takımın Gamova'ya olan bağımlılığı neredeyse her 2 topun 1'ni kullandıracak noktaya gelmiş.  İlk maçta topların %22'sini kullanan Gamova, ilk yarının toplam istatistiklerine göre de hücumda sadece %29'luk bir paya sahipti. Takımda iyice değişen hücum alışkanlıklarıyla birlikte şu an itibariyle Gamova'nın hücumdaki kullanım oranı %45'lere çıkmış durumda. Yani Fenerbahçe'yle kıyaslanamayacak kadar zayıf atak opsiyonlarına sahip Galatasaray'da  alternatifsiz konumdaki Ivana'dan bile daha fazla top kullanıyor.

Sezon başında hücum ve skor yükünün son derece dengeli dağıldığı takımda bugün için böyle bir şeyden söz etmek mümkün değil kısacası. Fenerbahçe bugün hücumda %90'a yakın bir oranda köşelere bağımlı bir takım. Daha önceki maçlarda Çiğdem'den bile daha fazla atak yapıyor diye eleştirdiğimiz Dirickx bugün de İpek'ten daha fazla hücum yapmış. Fenerbahçe gibi elinde bu kadar bol hücum alternatifi olan bir takımda oyunun köşelere, köşelerde de büyük oranda Gamova'ya endekslenmesinin ne kadar sağlıklı bir tercih olduğu tartışılır. Üstelik sezon başında elindeki alternatifleri dengeli bir şekilde kullanabileceğini kanıtladığı halde şimdi böyle bir sisteme yönelmek bence sağlıklı bir yapı değil.

Serilerde bundan sonra ne olur sorusunun cevabı da aşağı yukarı belli zaten. Prosedür gereği oynanan bu yarı finallerin ardından asıl finali beklemeye başlayabiliriz. Eczacıbaşı ve Galatasaray bundan sonra çok anormal mücadele ederek belki bir maç alabilirler ama daha ötesine geçmeleri imkansız dersek abartmış olmayız.

8 yorum:

Efsane Mrsiç dedi ki...

İyi manşet gelmeyince pasör nasıl ortadan
oynatsın Serdar ?
Sezon başına göre şu anda manşetimizin ne
durumda olduğunu biliyorsun herhalde.
Sezon başında Nati de daha fazla manşete giriyordu ,Seda yerine Alice nispeten daha iyi
manşet alıyordu ve de Nihan sebepleri neyse
artık sezon başında daha iyi manşet alıyordu.
Yazılarını okuyorum.
Sürekli aynı şeyleri yazıyorsun.
Teşhislerin doğru ama bunun sebebi de belli.
MANŞETLERİMİZİN KÖTÜLÜĞÜ.

alde dedi ki...

Abi iki maçın servis karşılama yüzdeleri:

Sezon başındaki maç
%53 %44

Bugünkü maç
%60 %34

İlk yarı ortalaması da
%64 %40

Lig ekseninde bakarsak senin dediğin gibi servis karşılamada anormal bir düşüşte olduğumuzu düşünmüyorum. Bizim takımın ortalama manşet kalitesi bu zaten. Rakibe göre yüzde 5-10 düşer çıkar. Kaldı ki Galatasaray'ın servis devamlılığı sıfırdı bugün ve hiçbir şekilde manşetleri ortalamanın çok altına düşürecek istikrarlı servisler görmedik. Rakamlar da bunu doğruluyor.

Aylar öncesindeki maçlara da bakalım.

Ligdeki Eczacı maçları
1. maç %65 %45 Ortaların hücumdaki payı %28
2. maç %48 %36 Ortaların hücumdaki payı %20

Süper Kupadaki Eczacıbaşı Maçı
%63 %37 Ortaların hücumdaki payı %25

Bu maçlarda çok mu iyi servis karşıladık da ortalar bu kadar çok top alabilmiş? Mükemmel manşetteki %3'lük bir gerileme (ki pasörün eline en fazla 1 veya 2 mükemmel manşet daha az gelmesi anlamına geliyor) orta oyuncular üzerine set kurmada nasıl yarı yarıya bir düşüşe neden olabilir? Böyle bir hesap senin aklına yatıyor mu, Gürol abi?

Bugünkü maçta bizden daha kötü servis karşılayan Galatasaray bile ortaları bizden daha fazla kullanmış mesela. Şimdi bu şartlarda tek neden olarak nasıl manşeti gösterebiliriz ki? Evet, manşet elbette ortaların kullanımında önemli bir faktör ama buradaki değişimi sadece manşet kalitesine bağlama fikrine katılamayacağım malesef. Benim görüşüm bunun tamamen antrenörün tercihi olduğudur. Elinde bu kadar fazla silah varken bunları kullanmamak ve oyunu köşelere yığmak da bence yanlış bir sistem tercihidir. Jan'ın elinde bu kadar kaliteli hücumcular varken neden bu garip yolu tercih ettiği sorusuna benim net bir cevabım yok ama manşet kalitesiyle direkt bir alakası olmadığına eminim.

Biz sezon öncesi yazılarda hep bir sürü atak silahımız var en büyük avantajlarımızdan biri ortalarımız demiyor muyduk? Hatta hücumda top dağılımı çok iyi, Gamova dahi maçlarda öne çıkmıyor diye burada bir sürü övgü düzdük, Fenerbahçe'yi VGS (Neslihan), Eczacı(Mirka), Galatasaray(Ivana)'dan ayıran en önemli fark da budur demedik mi takım için? Şimdi hala böyle bir farkın mevcut olduğunu söyleyebilir miyiz?

Sürekli aynı şeyleri yazıyorum çünkü sahada sürekli aynı oyunu izliyoruz. Farklı bir oyun izlediğimizde farklı şeyleri yazarım elbette.

Yazıda ikinci üçüncü hücumlara kalma rahatsızlığımızı da yazdım mesela kimsenin sallamadığı ama bizi Cannes ve Bergamo maçlarında hem fizik hem moral olarak bitiren en önemli sorunlardan biriydi ilk topları bir türlü öldürememek.

Aynı şekilde olumsuz manşet sonrası atak yüzdemiz tam bir felaket. Galatasaray gibi bir takım %41'le bu topları kullanırken biz %25'le hücum ediyoruz ve karşımızdaki takım da yine Galatasaray. Bu konuda kimsenin herhangi bir yorumunu göremedim mesela. O istatistiğin ne anlama geldiğini sen de en az benim kadar iyi biliyorsun, Gürol abi.

Son olarak şunu söyleyeyim takımın bu rahatsızlıkları VGS karşısında 5'er setlik maçlara ve dahası serinin uzamasına neden olursa şampiyonluğun gitme ihtimali gayet de yüksektir. VGS'yi geçtim şu Galatasaray bile biraz istikrarlı servis atsa bizi 5 setlik bir maça zorlayabilir ve hatta şansları yaver giderse yenebilir zira artık o kadar klasik ve bilindik bir oyun şablonumuz var ki taktik olarak bizi kesinlikle çözmüşler ama oyuncu kalitesi düşündüklerini yapmalarına yetmiyor. Jan'da da son dönemde oyuna müdahale etmemek veya geç hamle yapmak gibi bir hastalık başladı. Galatasaray'ın yapamadıklarını pratiğe dökecek kadro VGS'de fazlasıyla var. Umuyorum Jan F4 ve kupadaki VGS maçlarında yaptığı gibi bu final serisinde de yumurtanın kapıya dayanmasını beklemez. Her zaman son kupa maçının 5. setindeki gibi düşeş atamayabiliriz.

Adsız dedi ki...

Kusura bakma ama sırf Naz oynasın demek için böyle imalar ,istatistiklere boğulmuş yazıların bir anlamı yok. Şöyle direk Drickx değil Naz oynamalı desen sence daha dürüstçe olmaz mı? Evet Drickx Naz kadar ortalarla oynamıyor ama maçları izlediysen Gamova'nın da Naz'la oynarken yaptığı suratları daha net görürsün. Ender voleybol yazanlardan biri olmana rağmen yazılarını sadece Naz-Drickx eksenine indirip ,sahadaki diğer faktörleri es geçmeni anlayamıyorum doğrusu. Sanki bu blog sadece Naz için var .

alde dedi ki...

@Adsız olarak yazan arkadaş;

Öncelikle kim olduğunu belirtsen iyi olurdu.

Yazıdaki noktayı tam olarak anlamadığın için tekrar açıklayayım. Şu yazıda anlattığım sorunun pasörle hiçbir alakası yok. Fenerbahçe'nin ortaları pasifize etmesi sistem temelli bir değişimden kaynaklanıyor. Antrenör tercihi diye yazmışım oraya sen Naz-Dirickx tartışması diyorsun. Dirickx isterse ortaları bal gibi oynatır, topu da dağıtır. Yukarıda örnek verdiğim maçlardan birinde 3 set boyunca Dirickx oynadı. Geçen yaz Belçika Milli Takımında da maçlarını gördük ama antrenör kenardan hangi direktifleri verirse onu yapıyor. Naz oynarken ortaların yüzde olarak biraz yukarı çıkmaları Naz'ın Dirickx'e göre daha fazla insiyatif almasından, antrenörün istediklerinin dışına çıkmasından kaynaklanıyor yoksa Fenerbahçe'de sorun sistemdir, pasörler değil. Yarın bu takıma Lo Bianco da gelse Jan sistemini değiştirmediği sürece aynı pozisyona düşecek.


Naz oynamalı düşüncemin sebebi elde Türk oyuncu varken ondan bir artısı olmayan yabancı bir pasör istemememdir. Bunu da sadece bu blogda değil her yerde açık açık söylüyorum. Alttan alttan bir şeyler ima etmeme gerek yok.

Bu blogda yazdığım hiçbir yazıda kafamdan rakamlar uydurmadım, izlemediğim bir şeyi de varmış gibi göstermeye çalışmadım. Madem benim atladığım faktörler olduğunu söylüyorsun bunları belirtmeni engelleyen şey nedir? İnsanlar burada benimkilerden farklı görüş belirtiyor da yazmalarına mı mani oldum şimdiye kadar?

Blog içerisindeki materyaller ortadayken blogun sadece Naz için olduğunu söylemene de diyecek bir şey bulamıyorum. Herhalde sen sadece Naz'la ilgili kısımları okuyorsun. Bu blogda çıkan yazı, istatistik, haber, yorum vs.'nin tamamına yakını sadece bu blogda bulabileceğin türde şeylerdir. Ben Naz veya başka biri için yazmıyorum burada. Öyle bir amacım olsa üzerinde bu kadar kafa yorulmuş, tek tek emek verilmiş, satır satır yazılmış bunca dökümanı hazırlamak için vaktimi harcamam.

Tekrar söylüyorum, farklı görüşte olan oturur yorum kısmına neden öyle değil böyle olduğunu yazar. Hatta istiyorsa yorum olarak değil ayrı bir yazı olarak bile yayınlarım blogda ama yeter ki elle tutulur bir şeyler yazsınlar.

Adsız dedi ki...

Ben sizleri takdir ediyorum. Daha önce hiçbir voleybolcunun arkasında böyle organize PR çalışmaları yapan bir grup olmamıştı.
Siz de ben de biliyoruz ki Drickx çok kolay ekarte edilebilecek bir hedef.Drickx'in zaten Alev Anakök ve Aylin Üstündağ her topa değdiğinde feryat figan yaygara kopartarak ipini çekti.Bugün Drickx olur yarın Feng olur .Naz'ın oynamamasındaki esas nedenin Gamova ve Jan De Brandt olduğunu ve 2+2 gelmezse Naz'ın bir sene daha yedek bekleyeceğini herkes biliyor.Onun için Gamova'nın neden gitmesi gerektiği ve Jan de Brandt'ın ne kadar kötü antrenör olduğu konusunda çalışmalara başlamışsınız.
Yanlılş anlaşılmasın eksisozluk,facebook,twitter,antu,fenerbasket... bu kadar özveriyle yapmaya çalıştığınız lobi çalışmalarını takdir ediyorum.

alde dedi ki...

@Adsız

Yaptığım onca açıklamaya rağmen ben de hiçbir somut delil sunmadan sadece yapıyorsunuz, ediyorsunuzdan öteye gitmeyen eleştirilerin için teşekkür ederim. Voleybol camiasında kamuoyu oluşturacak kadar etkin bir yer değil burası. Öyle bir iddiası da yok. Alt tarafı kişiel bir blog. Birilerinin üzerinde sallanan Demokles'in kılıcı değil.

Orkun dedi ki...

hakkimda yazilan bir yazi sayesinde tanistigim bu blog sitesinde, bu kadar detayli ve enteresan analizler gormek olumlu yonde cok sasirtti beni.
devamini dilerim.
takip etmeye devam edecegim.

Adsız dedi ki...

Bir yorumcunun, ki onlardan voleybol alanında çok az var, kendi fikrini belirtmesinden daha doğal ne olabilir? Adama Naz'ı istiyor, Dirickx yerine ve derinlemesine düşününce, haklı da. Bence Naz şu an bir düşüştedir, ama bu haliyle bile Dirickx'in ondan bir artısı olduğunu düşünmüyorum. Dirickx kolay ekarte edilebilir, Aylin Üstündağ ve Alev Anakök'ün tek hedefi o diyorsunuz, acaba siz bu insanlarla aynı Dirickx'i izlemiyor musunuz? Karşı tarafı Naz'ı fazla desteklemekle itham ederken aynı şeyi kendinizin Dirickx için yaptığınızı, üstelik doğal bir refleks halinde, farketmiyorsunuz. Tabii Frauke Dirickx ile Kun Feng'i aynı kefeye koyan bir kişiyle bunları tartışmak ne kadar doğru, orasını da bilemiyorum.