Indesit Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Indesit Şampiyonlar Ligi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Ocak 2010 Perşembe

Şampiyonlar Ligi 2. Tur Eşleşmeleri



Indesit Şampiyonlar Ligi'nde 2. tur eşleşmeleri ve Final Four'un evsahibi belirlendi. RC Cannes beklendiği gibi evsahipliğini aldı. Çekilen kuralar ve takımların sonraki eşleşme prosedürleri şu şekilde.

P1: Vakıfbank GSTT - Universitet Belgorod / Asystel Novara - Enion Energia
P2: Dinamo Moskova - Zarechie Odintsovo / Fenerbahçe Acıbadem - Metal Galati
P3: Volley Bergamo - Fakro Muszynianka / Scavolini Pesaro - Modranska Prostejov

Eğer aynı ülkeden iki takım gelmediği takdirde Final Four'da Cannes P1'den gelen takımla oynayacak. P2 ve P3'ten çıkan iki takım da birbirleriyle oynayacaklar. Aynı ülkeden iki takım gelirse bunlar birbirleriyle eşleşecekler. Beklenen sonuçlar olursa Final Four'da en az bir İtalyan takımı olması garanti.

Kuralar normal geldi bana. Bu saatten sonra şöyle olsa daha iyi olurdu demek saçma olur. Takımlarımız F4 hedefliyorsa her halükarda bu yollardan geçmek zorundaydılar zaten. Fenerbahçe açısından olası eşleşmede Dinamo maçları bu kez çok daha zor geçecek. İki takım da birbirini çok iyi tanıyor artık. Sanmıyorum ki Moskova'daki gibi bir maç olsun bu seride.

Temsilcilerimizden birine F4'ten önce bir İtalyan takımı gelmesi garantiydi zaten o da Vakıfbank'a kısmet olacak anlaşılan. Novara diğer iki İtalyan'a göre biraz daha yumuşak bir takım. Kadro ve oyun yapısı, yaşadıkları sorunlar Vakıfbank'la benzeşiyor. Ancak Staelens transferi pasör konusunda Novara'yı VGS'nin önüne geçiriyor ki Vakıfbank'ın sezon başından beri burada yaşadığı sıkıntılar ortada. İki takım da bu turu geçerse ilginç maçlar izleyeceğiz orası kesin.

Fenerbahçe ve Vakıfbank açısından asıl zorluk, kupa ve Avrupa'da elenmemeleri durumunda, önümüzdeki 2 aylık sürede yaklaşık 20 civarı maç oynamak zorunda kalmaları olacak. Bu da 3 güne 1 maç anlamına geliyor. İki takım da ligde büyük ihtimalle yedek ağırlıklı kadrolarla fazla kasmadan takılacaklardır. Zaten ligdeki sıralamalar da az çok belli. F4'ün sonrasındaysa yine zorlu bir play-off trafiği olacak. Hayırlısı olsun diyelim.

18 Aralık 2009 Cuma

Şampiyonlar Ligi'nde işler yolunda...



Fenerbahçe Acıbadem 3 Aluprof Bielsko Biala 0

Fenerbahçe Acıbadem sezon başındaki ritüelinden hem lig hem de Avrupa'da hız kesmeden devam ediyor.  Bugün Bielsko karşısında bir set kaybetmeyi normal karşılayacaktım ancak Bielsko kazanma ihtimali olan  o tek seti bile alacak direnci gösteremedi. Fenerbahçe manşetlerde zaman zaman aksasa da hücumdaki müthiş silahlar Polonyalıların en önemli özelliği olan inatçı savunmanın gardını düşürdü. Voleybolda sadece savunma yaparak maç kazanmak imkansız bir şey. Bugün Bielsko savunması çok direndi ama Fenerbahçe'nin hücum opsiyonları çok fazla. Bu sert savunma da ancak ilk set ve ikinci setin ilk bölümlerinde Bielsko'yu oyunda tutabildi ondan sonrası klasik bir Fenerbahçe maçıydı.

Fenerbahçe'nin 3-0'a rağmen oyunu çok fazla forse ettiğini söyleyemeyiz. Sıkmadan, rahat rahat oynadılar. Belli bölümlerde Bielsko'nun servisleri manşetleri baya bir zorladı ama sadece o kadar. Gerisini getirebilecek bir potansiyelleri daha da önemlisi mental olarak maça ortak olabileceklerine dair bir pırıltı yoktu. Bielsko'nun en büyük taktik hatalarından biri de servislerde Osmokroviç'in üzerine çok fazla oynamaları oldu. Hücumdan düşürme gibi bir düşünce olabilir burada lakin karşındaki takımda Osmokroviç'i pasifize etsen de manşetler düzgün geldiği sürece topa vuracak opsiyon çok. Dolayısıyla manşette en zayıf halka kimse ona oynamak daha akılcı bir yol olurdu.

Fenerbahçe'nin bu sezon oynadığı 14 resmi maçta kaybettiği set sayısı sadece 2. Müthiş bir performans tek kelimeyle. İşin enteresan yanıysa Fenerbahçe'nin set kaybettiği maçlar da dahil tam kapasiteye çıktığını söylemek pek mümkün değil. Bu maçlarda sadece belli bölümlerde tempoyu yükselttiler. Oyunu forse etmek gerektiğinde servislere yükleniyor ve rakibi oyundan pasifize ediveriyorlar. Stil olarak çok seyir zevki veren bir oyun değil ama bunun en önemli nedeni karşıda topu oyunda tutabilecek bir rakibin olmaması. Böyle bir rakip geldiğinde çok daha seyir zevki yüksek ve tempolu maçlar izleyeceğiz. Zaman ne gösterir bilinmez tabi ki ama Fenerbahçe'nin servis serilerini Türkiye'de durdurabilecek bir takım olduğunu sanmıyorum. Tüm takımın aynı anda kötü servis atması falan gerekiyor. Fenerbahçe bu geceki sonuçlardan sonra Şampiyonlar Ligi'nde set kaybetmeyen tek takım olma ünvanını tek başına ele geçirdi. Doğal olarak takımdan beklentiler de aaman ilerledikçe artıyor. Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu sezon başında benim için ciddi bir soru işaretiydi ve bu  yıl için F4'ü yeterli görüyordum ama gidişat neden olmasın dedirtiyor.




RC Cannes 3 Volley Bergamo 1

Bugün ayrıca Cannes-Bergamo maçını da izleme fırsatı buldum. Özellikle ilk iki set izleyenleri voleybola doyuran bir mücadele vardı sahada. Fransa Ligi'indeki rekabet ortamı düşünüldüğünde Cannes'la ilgili şüphelerim vardı ancak bugün oyunun her noktasında Bergamo'ya karşı ezici bir üstünlük sağladılar. Bergamo'da Lo Bianco'nun olmayışı takımı epey etkiliyor belli ki. Bugün iyi servis karşıladıkları anlarda bile üst üste defalarca Cannes bloklarına takıldılar ve özellikle son sette tamamen abondone oldular. Cannes ve Bergamo servis karşılamada Fenerbahçe'den daha iyi görünüyorlar Fenerbahçe'yse hücumdaki zenginliğiyle onların önünde. Geri kalan savunma, servis ve blok gibi etmenlerde takımların hemen hemen aynı seviyede olduğunu söyleyebilirim. Şu takımın ezici üstünlüğü var diyemeyiz. Bergamo her ne kadar şu dönemde biraz sorunlu görünüyorsa da bence hala bu ligdeki en iyi takımlardan biridir. Bu yüzden bu 3 takımın birbirleriyle eşleşmemeleri halinde hali hazırda F4 için en önemli 3 aday olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Ancak İtalyan takımları bu şekilde düşmeye devam eder ve gruplarını alt sıralarda bitirirlerse Fenerbahçe veya Vakıfbank'ın F4'ten önce bir İtalyan takımıyla karşılaşması tesadüf olmaz. Öyle bir eşleşmede dileyelim ki İtalyan takımları o zaman da şimdiki kadar formsuz ve dağınık olsunlar.

14 Aralık 2009 Pazartesi

Şampiyonlar Ligi Mesaisi #3



15 Aralık Salı
21.30 Enion Energia DG - Vakıfbank Güneş Sigorta TT (TRT-2, Laola1 TV)

17 Aralık Perşembe
19.30 Fenerbahçe Acıbadem - Aluprof Bielsko Biala (TRT-2, Laola1 TV)

11 Aralık 2009 Cuma

Dinamo Moskova 0 Fenerbahçe Acıbadem 3



Türk spor tarihine geçecek efsane maçlardan 10 tane say deseler şüphesiz bu maç da listedeki yerini alırdı. Dinamo gibi ekol olmuş bir takımı kendi sahasında böylesi net bir skorla geçildiğini son dönemde hatırlamıyorum. Dinamo Moskova - Fenerbahçe Acıbadem maçına voleybol kadar Dinamo Moskova oyuncusu Safronova'nın geçtiğimiz hafta antrenmanda rahatsızlanarak komaya girmesi de damgasını vurdu.  Geçmiş olsun dileklerimizi iletiyoruz.

Maçtan önce en çok merak edilen konulardan birisi Jan de Brandt'ın pasör tercihiydi.  Her ne kadar son maçlardaki tercih Dirickx'e işaret etse de antrenörün Naz'ı sakladığını düşünenler de vardı.  Sonuçta antrenörün tercihi beklenildiği gibi Dirickx oldu.  Bunun Fenerbahçe adına oyuna yansıması da köşe ağırlıklı hücumlar oldu.

Moskova'nın maç başında yakaladığı 5-1'lik avantaj çok uzun süreli olmadı ve hatta Fenerbahçe'nin öne geçtiğini de gördük. Sonrasında ise ibre yine Moskova'ya döndü.  19-13'te Jan de Brandt o ana kadar pek de iyi oynamayan Dirickx'i oyundan alarak Naz'ı sahaya sürdü.  Bunu setten umudu kestiği için mi yoksa Naz'ın seti çevirmesi için mi yaptığını bilemiyorum ama ilki daha mantıklı geliyor. Naz'ın girmesiyle taze kan bulan Fenerbahçe, Seda'nın servisinin de yardımıyla seti ve sonrasında maçı almayı bildi.

Maçtan izlenimlere gelince...

Naz bu Fenerbahçe takımının pasörünün kim olması gerektiği konusunda hem De Brandt'a hem de onu eleştiren herkese çok net mesajlar verdi. Naz'la takım daha çeşitli, izlemesi daha keyifli bir oyun oynuyor.  Eda'nın çok daha iyi kullanıldığı konusunda sanırım herkes hem fikir ama dünkü maç gösterdi ki Naz diğer oyuncuları da daha efektif kullanıyor.

Maçın genelinde gerek Fenerbahçe'nin gerekse Dinamo'nun servisi çok fazla zorlamadığını gördük.  Dinamo'ya karşı sert servis atıldığı zaman neler olabileceğini de ilk sette Seda daha sonra da Eda bize gösterdiler.  Yanında kuvvetli manşetçiler olmadığı sürece Goncharova'nın manşete girmesi büyük risk.  Dinamo da bunun bedelini ağır ödedi.  Safronova'nın eksikliği hissedildi.

Fenerbahçe'de Naz'ın oyuna girmesi ve Seda'nın servisleri maçın dönmesinde büyük rol oynasa da kilit oyuncu Gamova'ydı.  Gamova'nın top öldürmeye başlaması ve ona Eda ve Nati ile yer yer de Seda'nın eşlik etmesi maçı Fenerbahçe'ye getiren etkenlerden birisiydi.  Yalnız ileriki maçlarda Nati'nin hücum anlamında daha çok katkı yapması lazım.  Maçın sonları hariç hücum kısmında çok etkili bir oyun oynadığını söyleyemeyiz. 

Hücum yüzdelerine bakınca iki takım arasında pek bir fark yok aslında ama esas farkı hatalarda görüyoruz.  Pek çok istatistiğin denk olduğu bu maçta aynı şeyi hatalar için soyleyemiyoruz.  Fenerbahçe'nin 14 hatasına karşılık Dinamo'nun 34 hatasını görüyoruz ki bu da neredeyse bir buçuk set demek.  Ayrıca sanırım Dinamo'nun sadece 3 blokla bitirdiği başka bir maç bulmak da kolay olmaz.

Dinamo'nun sıkıntılarını bu maçta net olarak gördük diyebiliriz.  Takımın manşetçilerine bakıldığı zaman bu oyuncuların pek de istikrarlı olmadığını görüyoruz.  Kötü manşetten dolayı eline düzgün top gelmeyen Oksana da manşet iyi geldiği zaman bile bocalıyor zaman zaman.  Takımla ve oynattığı, oynadığı oyunla pek mutlu görünmüyor.  Böyle giderse pasörlüğü unutacak. Özellikle Gioli ile ciddi uyum sorunları yaşıyor.  Gioli demişken onunla devam etmekte de fayda var.  Milli takımıyla oynarken bizi kendine hayran bırakan Gioli'yi göremiyoruz Dinamo Moskova'da.  Pasör farkı ve faktörü yadsınmamakla birlikte Gioli'nin iyi gelen toplara bile etkili hücum edemediğini, blokta ise hemen hemen hiç faktör olmadığını gördük.  Belli standartta ve sayıda top almayınca oyun konsantrasyonunu kaybeden, oyundan düşen bir oyuncu görüntüsü verdi. Bazı turnuvalarda Gioli'nin niye MVP olmadığı konuşulmuştu.  Bu maç aslında niye olmaması gerektiğinin göstergesi.  MVP olmayı hak edecek istikrara ve komple oyuna sahip değil. Tabi Villa Cortese söylentileri de günden güne ciddileştiği bir ortamda artık gitmek için şafak sayan teskereci askerlere benziyor.

Fenerbahçe cephesinde maçın başı dışında her şey istendiği gibi gitti. Bu seviyede takımların kazanması gereken en önemli özelliğin maç içi krizleri atlatabilmek olduğunu daha önce söylemiştim. Fenerbahçe Naz'ın da etkisiyle bu kriz anlarından maçı çevirmeyi başardı. Moskova'nın en büyük zaafları olan servise karşı manşet ve defans problemlerini istikrarlı servis atarak kendi lehine çevirdi. Aslında yukarıda dediğim gibi son set dışında serviste çok riske girilmedi. Bunun nedeninin rakibi tartmak olduğunu düşünüyorum. Zaten 3. setteki skor da ilk iki setin rahatlığıyla serviste riske girilmesiyle ortaya çıktı. Blom'un eksikliğine rağmen savunmada performans geçer düzeydeydi. Yine son sette Fenerbahçe'nin inatçı savunması karşısında top öldüremeyen Dinamolu oyuncular maçtan da tamamen ümidi kestiler. Bu arada maç sonunda Fenerbahçeli oyuncular çılgınca sevinmeye hazırlanırken Gamova'nın maçın özel durumunu hatırlatarak arkadaşlarından sevinç gösterilerini abartmamalarını istemesi de gözden kaçırılmaması gereken güzel bir ayrıntı.

Her ne kadar bu yılın hedefinin Avrupa'da şampiyonluk olmaması gerektiğini düşünsem de rakiplere bakınca bunun bu yıl belki de mümkün olabileceğini söylemek mümkün.

10 Aralık 2009 Perşembe

Savunma Resitali...



Dün geceki Dinamo Moskova - Fenerbahçe Acıbadem maçından kısa bir an. Fenerbahçe'den Asya takımlarını anımsatan inatçılıkta bir savunma performansı ve sonrasında gelen blok sayısı. Bu tarz defansif aksiyonlar rakibi ciddi moral kaybına uğratır ve direncini düşürür. O ana dek kafa kafaya giden set de bu sayıdan sonra kopuverdi zaten.

4 Aralık 2009 Cuma

Fenerbahçe Acıbadem 3 VK Prostejov 0



Fenerbahçe Acıbadem Şampiyonlar Ligi'ndeki ilk maçında Çek temsilcisi Prostejov'u net bir skorla geçti. Ancak ben bu maçta takımı kesinlikle beğenmediğimi belirtmek zorundayım. Şampiyonlar Ligi seviyesi için konuşuyorum tabi ki. Fenerbahçe'nin hedefi F4, hatta şampiyonluksa bu hedefleri baz alırsak takımda çok ciddi sorunlar var. O yüzden maçtan çok bu sorunları konuşmak daha doğru olur.

Maç öncesi aldığım habere göre Blom'un elinde bir sorun vardı ve bu nedenle oynayamayacaktı. Bu hesapta olmayan sakatlık Fenerbahçe'de sistemi tamamen değiştiriverdi. Seda'yı zorunlu olarak ilk 6'ya yazan Jan, rotasyonu da Seda önde, Eda arkada olacak şekilde kurgulamış. Yani Nihan, Seda-Çiğdem ikilisinin arkaya geçtiği turlarda Çiğdem'le değil Seda'yla değişti. Bu da Çiğdem'in her sette bir tur dışında sürekli oyunda kalması demekti. Çiğdem libero olayından önce yetişmiş bir orta oyuncu olduğu için manşeti fena değil ancak Şampiyonlar Ligi'ni götürebilecek düzeyde bir manşeti yok. Zaten maç boyunca ciddi sıkıntılar yaşadı. Karşıladığı toplam 13 serviste sadece 2 kez mükemmel manşet alabilmiş. Jan'ın sistemdeki bu değişikliği Fenerbahçe'nin kadrosunun da Şampiyonlar Ligi için pek de derin olmadığını gösteriyor. Yedekte iyi manşet alan bir smaçör olmayınca yamalı bohça misali bir çözüm üretmek zorunda kaldılar.

Jan'ın Drickx'le maça başlayacağını zaten biliyordum ancak Fenerbahçe'deki bir diğer sorun da Naz-Drickx ikilemi. Açık konuşmak gerekirse benim her halükarda pasöre yazacağım ilk isim Naz olur. Drickx fazla köşe ağırlıklı bir oyuncu. Çoğu zaman ortaları unutuyor ki Fenerbahçe'nin en önemli silahlarından biri orta hücumları. Drickx bugün de 2. setin ortalarına kadar ortaları unuttu desek yeridir. Fenerbahçe bugün orta oyuncularını kullanarak toplamda 11 atak yapabilmiş. Bu Eda'nın Naz'la oynadığı zamanlarda tek başına yaptığı atak sayısının bile neredeyse yarısı. Fenerbahçe haftaya Dinamo karşısında ortaları kullanamazsa hücumda büyük sorunlar yaşayacaktır. Bunun altını çizelim birkez daha. Peki Drickx'in köşe oyuncularının performansına bir katkısı var mı diye soracak olursak orada da sorunlar devam ediyor. Fenerbahçe'nin köşe oyuncuları Drickx'le daha yüksek bir performans sergilemiyor. Yani Drickx bu noktada da Naz'a tercih edilmesini gerektirecek bir şey yapmıyor. Naz'ın yokluğu demek onun dinamizmi ve blok tehdidini de kullanamamak anlamına geliyor ayrıca. Drickx'in Naz'a göre tek üstünlüğü solak olmasının da avantajıyla hücumda rakip blokları yanıltan ters ataklar yapabilmesi ki o da ne kadar önemli bir tercih nedenidir tartışılır. Jan De Brandt en saygı duyduğum koçların başında geliyor ancak bu maçtaki kadro tercihi olsun, oyuna müdahaleleri olsun her manada kötü bir coaching performansı sergilediğini de açıkça belirtmek zorundayım.

Gelelim Nihan'daki anlamsız ısrara. Bildiğiniz gibi kendisinin sağ bileğinde önemli bir sorun var ancak buna rağmen iki maçtır bandajla sahaya çıkıyor. Bugün ters gelen bir top sonrası suratındaki ifadeden anlaşıldığı gibi bileğindeki sorun Nihan'ı ciddi bir şekilde etkiliyor. Nihan, Fenerbahçe'ye telafisi çok mümkün olan bu maçlarda değil ilerideki çok daha ciddi maçlarda lazım. Bugün Nihan'sız da bu maç kazanılırdı pekala ancak bileğindeki sorun daha ciddi boyutlara gelirse Fenerbahçe Nihan'ı asıl ihtiyacı olan maçlarda kullanamayabilir. Bugün o pozisyondan sonra oyuncun ne kadar devam ederim dese de artık olayı Rus ruletine çevirmeden Nihan'ın oyundan alınması gerekirdi. Fakat Nihan yine oyuna devam etti. Jan için bir eksi de buraya yazalım.

Fenerbahçe'de pek kimsenin farkında olmadığı bir diğer sorunsa Gamova. Rus oyuncuda haftalar ilerledikçe belirginleşen bir performans düşüşü var. Hareket ve refleksleri fark edilir biçimde yavaşlamış durumda. Toplar yüksek atılmıyor, paslar istediği gibi gelmiyor falan değil buradaki sorun. Direkt Gamova'dan kaynaklanan bir yavaşlama var. Eğer sezonun ilk maçlarıyla son maçlarının videolarındaki benzer pozisyonları üst üste koyup izlerseniz bu farkı net bir şekilde görürsünüz. Sanırım antrenmanlarda ağırlık çalıştırılarak fizik yüklemesi yapılıyor. Başka bir neden gelmiyor aklıma ancak aşağıdaki rakamlarda açıkça görüleceği gibi Gamova ilk geldiğindeki Gamova değil ve istikrarlı bir şekilde düşüşte. Aşağıda Gamova'nın bugün dahil son 8 maçtaki efektif ve normal hücum performanslarının karşılaştırmalı çizelgesi var. Ne kadar ciddi bir düşüş yaşadığını buradan rahatlıkla görebiliyoruz.

 

Efektif hücum nedir onu da belirteyim bu arada. Oyuncunun hatalı ve bloklanan atak girişimlerinin kazandığı sayılardan çıkarılıp kalan rakamın toplam atak sayısına bölünmesiyle elde ediliyor. Daha çok NCAA'de kullanılsa da çoğu antrenör için bir oyuncunun atak performansını çıkartmanın en doğru ve güvenilir yoludur.  Neyse görüldğü gibi Gamova'da sahada da varlığını hissettiren bir sorun var. Şimdilik bu konuda fazla konuşmadan diğer maçları bekleyip görmekte fayda var.

Fenerbahçe'nin genel manşet sorunuysa ligde onları etkilemez ancak Şampiyonlar Ligi'nde şampiyonluk için kesinlikle büyük bir handikap. Mevcut kadroyla bu handikabı aşıp şampiyon olabileceklerini açıkçası pek sanmıyorum. Fenerbahçe'nin Avrupa'nın zirvesine çıkabilmek için bir orta bir de manşeti iyi bir köşe oyuncusu transfer etmesi şart. Bu hafta Şampiyonlar Ligi'ndeki İtalyan takımlarının servis karşılama yüzdelerini Fenerbahçe'yle kıyasladığımızda özellikle mükemmel manşet yüzdelerindeki rakamlar fazla söze gerek bırakmıyor.



Olumlu
Mükemmel
Fenerbahçe Acıbadem
69%
24%
Volley Bergamo
61%
27%
Scavolini Pesaro
69%
49%
Asystel Novara
86%
45%

Şampiyon olmayı geçelim  F4'ün kapısını çalmak için bile İtalyan takımlarını elimine etmek zorundasınız. Bu yüzden Fenerbahçe'yi bu takımlarla kıyaslamak daha doğru bir yaklaşım olur. Yoksa bu kadronun yurt içindeki hedefler için zaten kıyaslanabilecek bir rakibi yok.

Avrupa'da şampiyonluk hedefi için yukarıdaki handikapların mutlaka tolere edilmesi gerekiyor. Bugün bir oyuncuda yaşanan sakatlık problemi takımın sistemini büyük oranda değiştirmesine yol açtı. Bu tarz hesapta olmayan sorunlar sezon boyu yaşanacaktır elbette. Önemli olan bu eksikliklere eldeki kadro içerisinde çözüm bulabilmek. Bugün bulunan çözümler, rakibin özellikle pasör konusunda yaşadığı sorunlar sayesinde Fenerbahçe'nin fazla başını ağrıtmadan maçı bitirmesini sağladı fakat kulvarlar daraldıkça rakiplerin seviyesinin yükseleceğini ve üstün körü çözümlerin yetersiz kalabileceğini bir yerlere not edelim.

Haftaya Dinamo'yla önemli bir maç var. Fenerbahçe'nin orta hücumları mutlaka forse etmesi gerekiyor. Sadece köşe hücumlarını kullanmak yüksek ama ağır bloklara sahip Dinamo'nun işini kolaylaştırır. Üstelik Gamova'daki form düşüklüğünü de hesaba katınca orta hücumları o maçta çok daha belirleyici bir faktör olacak. Dinamo'nun ciddi bir manşet zaafı var ve onlar da tıpkı Fenerbahçe gibi kendi liglerinde zor maç oynamamanın handikaplarını bu seviye maçlarda yaşıyorlar. Bunun yanında blok dublajları başta olmak üzere savunmadaki kapasiteleri de çok yetersiz ve fazlasıyla istismara açıklar. Fenerbahçe özellikle iyi servislerle rakibin bu bariz zaaflarının üzerine giderse grup liderliği yolunda önemli bir avantaj yakalayabilir ama Ruslarla Rus takımı gibi oynamaya çalışmayız umarım.

Neyse enseyi çok karartmaya da gerek yok fakat görünen şeyleri de yazmak zorundayız. Bu yıl çoğu taraftarın sandığının aksine Fenerbahçe için bir geçiş dönemi aslında. Asıl hedefler önümüzdeki yıla yönelik. Bu sezon yaşanacak sorunlar önümüzdeki yıl minimize edilirse asıl o zaman şampiyonluk beklentisine girmek gerekiyor. Teknik kadro da bunun bilincinde. O yüzden şimdiden özellikle taraftar forumlarında fazla gaza gelen bir kısmın aksine daha temkinli olmakta yarar var.

30 Kasım 2009 Pazartesi

Avrupa Mesaisi Başlıyor

Şampiyonlar Ligi, Challenge ve Cev Cup'ta 4 takımımız ilk sınavlarına çıkıyorlar. Program şöyle:



1 Aralık Salı
17.30 Eczacıbaşı Zentiva - PND VC Weert (DSpor)



2 Aralık Çarşamba
18.00 Galatasaray - Igtisatdchi Bakü (DSpor)


3 Aralık Perşembe
19.30 Fenerbahçe Acıbadem - VK Prostejov (TRT-2, Laola1 TV; 00.05 TRT-3 Bant)
21.30 Assptt Mulhouse - Vakıfbank Güneş Sigorta TT (Laola1 TV; 01.35 TRT-3 Bant)

14 Kasım 2009 Cumartesi

Indesit Şampiyonlar Ligi ve TRT


Indesit Şampiyonlar Ligi'nin başlamasına yaklaşık 2 haftalık bir süre kaldı. Ligin yayın hakları hem erkekler hem bayanlarda TRT'de bilindiği üzere. TRT'nin geçen yılki yayın politikaları ve maçların yayınlanması beklenen TRT-3'ün yarı zamanlı Meclis TV dönüşümü gibi acabaların dışında bir diğer sorun da erkek ve bayan takımlarımızın programlarındaki çakışmalar. Çok fazla değil bu çakışmalar ama zaten TRT'nin olaya bakış açısı düşünüldüğünde maçları yayınlamamak için ekstra bahane olacaktır.

Aylin Üstündağ'ın geçenlerde konuyla ilgili bir yorumunu izledim FBTV'de. Söylediğine göre TRT bu yıl da çoğu maçı gece yarılarına (o da eğer Meclis'in o günkü oturumu erken kapanırsa) denk gelecek saatlerde banttan yayınlamak niyetindeymiş. Fenerbahçe kulübünün banttan vereceğiniz maçları biz kendi televizyonumuzdan naklen yayınlayalım teklifi de reddedilmiş. Internette Laola1.tv'den pek çok maç naklen yayınlanacak ve çoğu voleybolseverin tek umudu orası ama ülkemiz şartlarında Internet yayını ne kadar sağlıklı olabilir ve geniş kitlelere ulaşabilir ki? Üstelik ülkemizde oynanan ve TRT'nin rejisiyle yayınlanan bir maç yurtdışında naklen ekrana gelirken, Türkiye'de saatler sonra banttan verilmesi son derece anlamsız bir durum. Maçları alan kanalın naklen yayınlama yükümlülüğü olduğu için CEV, geçtiğimiz yıl bu nedenle TRT'ye epey bir para cezası verdi ancak TRT maçları yayınlamaktansa para cezası ödemeyi tercih ediyor ilginç bir şekilde. İşin bir diğer enteresan tarafıysa CEV naklen yayınlanmayan maçlar yüzünden şampiyonaya katılan kulüplerimize uyarı yazıları yollayıp maçların neden canlı yayınlanmadığını soruyormuş. Haliyle kulüplerimizin bu konuda insiyatif kullanabilme gibi bir yetkisi yok zira TRT kulüplerden gelen talepleri hiçbir şekilde sallamıyor ve bildiğini okumaya devam ediyor. Yani CEV'in kulüplerden hesap sorması bir yandan anlamsız bir yandan da kulüplerimizin CEV nezdindeki itibarı açısından olumsuz bir durum arz ediyor.

Takımlarımızın şampiyonlukta bile isimlerinin telaffuz edildiği böylesine üst düzey bir turnuvada maalesef temsilcilerimizin maçlarını izleyebilmemiz tamamen birkaç tane memurun keyfine kalmış vaziyette. Bu zat-ı muhteremlerin maaşları bizim vergilerimizle mi ödeniyor? Evet. Şampiyonlar Ligi'nin yayın haklarını almak için TRT'nin ödediği ücret bizim vergilerimizden mi karşılanıyor? Evet. Peki, biz bu maçları izleyebilmek için neden bin takla atmak zorunda kalıyoruz? TRT'nin yayınlamayacağı bu maçların yayın haklarını niye satın aldığıysa apayrı bir muamma. Herhalde bütçe fazla veriyor ki harcayacak yer bulamıyor TRT. Tüm bunlar olurken birincil görevi bu spor branşını halka tanıtmak ve sevdirmek olan Voleybol Federasyonu da sanki ortada hiçbir şey yokmuş gibi yine etliye sütlüye bulaşmamayı tercih ediyor. Federasyon böylesine bir organizasyonda bile üzerine düşeni yapamazsa voleybolun bu ülkede yaygınlaşıp, sevilmesi, sponsorların desteğinin kazanılması nasıl sağlanabilir ki? Ayda yılda bir üç-beş seyircinin geldiği derme-çatma salonlar inşa edip, bunlarla övünerek mi? Ben bir sponsor olarak bu spora bir dünya yatırım yapıyorum ama yatırım yaptığım takımın Avrupa'nın en üst düzey organizasyonundaki maçları bile TV'den yayınlanmıyor. O zaman ben neden desteğimi sürdüreyim ya da yeni yatırımlar yapayım ki? Voleybol Federasyonu üzerine düşen sorumlulukları yerine getirmeyip kulüpleri korumaya çalışmazsa kim yapacak bu işleri merak ediyorum. Badmington Federasyonu falan mı? Gerçi burada kimi kime şikayet ediyoruz ki? Federasyondakilerin zihniyetinin de TRT'dekilerden pek bir farkı yok nasılsa. Voleybol bu insanların umurunda değil, herkesin derdi altındaki koltukta. Voleybol camiası zaten dışarıya kapalı, tutuculuğun had safhada olduğu, kendi içerisinde binbir dalaverenin döndüğü bir acaip dünya. Çıkar ilişkilerine zarar gelmedikçe sesini çıkaracak adam sayısı bir elin parmaklarını geçmez bu camiada. Basın da olaydan tamamen kopuk olduğundan bu rezilliğe kimsenin bir dur diyeceği yok şimdilik. Bir ihtimal Hıncal Uluç kırk yılda bir yaptığı işe yarar eleştirilerinden birini TRT yönetimine giydirmek için yaparsa belki basının dikkati mevzuya çekilebilir. TRT de eleştirileri çok kaale alan ve gereğini yapan bir kurum değil ama belki birilerinin kafasına dank eder bazı şeyler. Kısacası voleybolseverleri bu yıl da yeni bir TRT işkencesi bekliyor anlaşılan. Bekleyip görelim. Umalım ki TRT onca eleştiriden sonra bizleri utandırsın.