10 Mayıs 2010 Pazartesi

Finalden arda kalanlar



“Güneş’in Sultanları” ve “Sarı Melekler” 2009-2010 sezonunda yedinci defa karşı karşıya geldiklerinde, her iki takım da bu karşılaşmanın belki de en önemlisi olduğunun farkındaydılar. “Sultanlar” şampiyonluk adına son iddialarını ortaya koyarken, “Melekler” bu sezon için tüm hedeflerine ulaşmalarını sağlayacak bir performans gösterme amacındaydı. Final serisinin ikinci maçında sporseverlere görsel zevki ve kalitesi yüksek bir maç seyrettiren iki takımın bu maçta da kaliteli bir maç ortaya koyacakları umuluyordu. Maç beklentilerimizin aksine setlerde 3-0 gibi net bir skorlarla Fenerbahçe Acıbadem lehine sona erince, Sarı-Lacivertliler üst üste ikinci defa şampiyonluk kupasına uzandılar.

Kadınlar voleybol ligi final serisinin üçüncü maçı başlarken bir sporsever olarak en büyük dileğim, bu maçın serinin ikinci maçı kadar zevkli geçmesiydi. Bu açıdan Jan de Brandt’ın Seda yerine Alice Blom tercihini kullanmasını umuyordum. Belki tüm maçın gidişatını tek bir oyuncuya yüklemek doğru değil, ancak Seda’nın varlığının Fenerbahçe Acıbadem’in (FBA) oyununu daha dengesiz kıldığını düşünmeden edemiyorum. Alice Seda’ya göre daha vasat bir oyuncu olsa da manşette, özellikle de defansta verdiği katkıyla rallilerin uzamasına, sonuçta oyunun seyir zevkinin artmasına sebep oluyor. Jan de Brandt bizim seyir zevkimizden ziyade haklı olarak maçın sonucunu daha önemsediği ve muhtemelen galibiyet yolunda Seda’nın hücum ve özellikle blok üstünlüğüne ihtiyacı olduğunu düşündüğü için tercihini Seda’dan yana kullanmış olmalı.

Filenin öteki tarafında Guidetti, Nikoliç, Stam, Gözde üçlüsünden bu kez Stam ve Nikoliç’e yer vermiş, bu tercihe yabancı kontenjanı sorunu da eklenince ortada Maja’nın çaprazına Baharı kadroya almıştı. Antrenörlerin tercihlerine saygı gösterilmesi gerektiğine inandığımdan, bu seçim hakkında fazla yorum yapmak istemiyorum. Gene de bu seçimlerin oyunun kalitesine katkıda bulunmasının zor olduğunu düşündüğümü söylemeden de geçemeyeceğim. Kinga’nın eksikliği Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom’un (VGSTT) blok gücünü düşürdüğü gibi hücum varyasyonlarının da azalmasına yol açıyor. Debby’nin savunmaya pozitif katkısı olsa bile, Kinga’nın eksikliğinin yarattığı kalite zafiyetini kapatmaya yetmiyor. Elbette Guidetti’nin bu seçiminin benim göremediğim bir nedeni vardır.

Maç öncesi düşüncelerimizi bir yana bırakıp, maça dönelim. Maça VGSTT hızlı başladı ve iki haneli rakamlara ulaştığında FBA’ ya 6 sayılık bir üstünlük sağladı. Acaba geri dönebilecekler mi soruları akıllarda belirmeye başlarken, FBA servis serileriyle arayı kapatmaya başlamıştı bile. Bize de kadrolara bakarak öne sürdüğümüz düşük kalite kehanetinin gerçekleşmesini izlemek düştü. Daha iyi servis atanın seriler yakaladığı ya da daha kötü servis karşılayanın seriler kaybettiği bir sette takımlar 20li sayılara beraberlikle girdiler, ancak geriden gelen ve rüzgârı arkasına alan FBA seti bitirmekte zorlanmadı (22-25). Bu setin en çok dikkati çeken yönü manşet hatalarıydı, özellikle her iki takımın en güvendiği oyuncuları Nati ve Debby’nin manşette zorlandıklarını gördük. Manşetler kötü olunca, pasörler de zorlanmaya başladı, alınan olumlu manşetlerde bile hata yapmaya başladılar. Bu dönemde zor hücum eden iki takım adına sorumluluk üstlenen pasör çaprazlarından Gamova Neslihan’a göre daha az hata yapınca FBA seti kazanmasını bildi.

İkinci sette durum tam tersine dönmüş gibiydi, bu sefer kaçan FBA kovalayan VGSTT’ydi. İlk setin sonunda tartışmalı bir karara şiddetle itiraz eden ve ikinci setin başında Ümit Sokullu tarafından ciddi bir uyarı alan, bir de sarı kart gören Maja’nın konsantre olmakta güçlük çektiği görüldü. Böylece VGSTT’nin FBA’ya üstünlük sağladığı belki de tek pozisyon olan ortalar da aksamaya başladı. FBA tarafında ise oyunu Nati ve Gamova üzerinden oynamayı tercih eden Dirickx’in oyunda olması da eklenince bu sette ilk sette zaman zaman görülen hücum varyasyonlarını bile özler duruma geldik. Oyunun ikinci yarısında ilk iki maçın iyi oyuncusu Gözde’nin oyuna dâhil olması ile manşetini düzelten ve sonrasında Neslihan’ın performansıyla sayılar bulmaya başlayan VGSTT skorda dengeyi bulmayı başardı. İlk setin tam tersine bu sefer VGSTT geriden gelip seti alacak gibi duruyordu. Ancak önce Gamova, sonra Seda’nın ekstra katkısı FBA’nın krizi atlatmasına ve bu seti de kazanmasına yetti(24-26).

Maçın üçüncü seti başlarken FBA rakibinin ataklarını üst üste bloklarla durdurmanın da verdiği öz güvenle bir anda 8 sayı öne fırladı. Bu dakikadan sonra VGSTT için dönüş imkânı kalmadığını düşünüyorduk ki, sanırım aynı hisle rehavete kapılan FBA VGSTT’nin iyi bir takım olduğu gerçeğini unutma gafletinde bulundu. Bu sefer blokları yapan VGSST, manşet hatalarını yapan FBA idi. Çok geçmeden maçın skoru 13. sayıda eşitlendi. Ancak rehavetten sıyrılan FBA öncelikle iki sayı öne geçti ardından da VGSTT’nin arayı kapatmasına izin vermeden seti, maçı ve şampiyonluğu aldı (21-25).

Maçın geneline baktığımızda sık sık dile getirdiğim gibi düşük kaliteli bir maç seyrettiğimizi söyleyebilirim. VGSTT adına bu durumun sebeplerini Gizem’in muhtemelen sakatlığından ötürü tam performans gösterememesi, Nikoliç ve Debby’nin önceki maçlara nazaran savunma ve manşette daha kötü oynaması ve ortalardan gerekli verimin alınamaması olarak sayabiliriz. FBA adına ise her zamanki tekdüze oyunun ötesinde manşetlerde aksayan bir Nati vardı. Sonuç olarak daha az hata yapanın takımın kazandığını söyleyebiliriz. Oyuncular özelinde ise Gamova’nın yüksek performansı ve Seda’nın kritik anlarda sorumluluk alıp, başarılı olması maçın sonucunu belirleyen önemli faktörlerdi. Diğer tarafta ise Neslihan ve özellikle Nikoliç yeterli hücum performansını sergileyemediler.

Maçta içimizi ısıtan anlar da vardı elbette. Gamova’nın karakteri dışına çıkıp çocuklar gibi sevinmesi, Maja’nın rakip takımı rahatsız etmeyecek bir şekilde hırsını sahaya yansıtması ve maç sonu ödül seremonisinde gözleri dolan Gözde’nin Nihan ve Çiğdem tarafından teselli edilmesi bu anlardan sadece bir kaçıydı.

Ödül seremonisi deyince, bu konuya da değinmek gerekir diye düşünüyorum. Ödüllendirilen bazı oyuncuların ödülleri hak etmedikleri eleştirileri bu defa biraz yüksek sesle dile getirilince, Federasyon takdire şayan bir biçimde hemen ertesi gün ödül sahiplerinin nasıl belirlendiğine dair bir açıklama yapma zorunluluğu hissetti. Keşke bu uygulamayı erkekler finalinden sonra da yapsalardı da, aldığı sayılar toplamı en yüksek oyuncunun neden en iyi skorer seçilmediğini ya da en düşük servis verimliliğine sahip oyuncunun nasıl en iyi servis atan oyuncu seçildiğini öğrenebilseydik.

9 Mayıs 2010 Pazar

Bireysel Hücum İstatistikleri

Aroma Bayanlar Ligi 2009-10 normal sezonu sonunda ortaya çıkan bireysel hücum istatistiklerini aşağıdaki tablolarda görebilirsiniz. 
Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız.

En Skorer Oyuncular 
  

En Skorer Oyuncular
(Set Başına) 


En İyi Smaçörler 
(Hücumdan Alınan Toplam Sayıya Göre) 


En İyi Smaçörler 
(Set Başına)


En İyi Smaçörler 
(Normal Hücum Yüzdesine Göre)


En İyi Smaçörler
(Efektif Hücum Yüzdesine Göre) 


En Verimsiz Hücum Oyuncuları
(Normal Hücum Yüzdesine Göre) 


En Verimsiz Hücum Oyuncuları
(Efektif Hücum Yüzdesine Göre)

7 Mayıs 2010 Cuma

2009-10 Sezonu Takım İstatistikleri

Aroma Bayanlar Ligi'nde normal sezon sonucunda ortaya çıkan toplam rakamları aşağıdaki tablolarda görebilirsiniz. Takımların ayrıntılı ve bireysel istatistiklerini de yavaş yavaş ekleyeceğiz. Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız.

Toplam İstatistikler

Maç Başına İstatistikler

Set Başına İstatistikler

Takımların Maç Başına Sayı Dağılımları

Takımların Set Başına Sayı Dağılımları

2 Mayıs 2010 Pazar

Fenerbahçe Acıbadem 3 Vakıfbank Güneş Sigorta TT 2

Yarı hazırlık yarı angarya niteliğindeki maçlarını bitiren ligin iki ağır ablası nihayet final serisinde açılışı yaptılar. Türkiye Kupası'nda olduğu gibi yine bir takımın kaçıp diğerinin kovaladığı bir maç izledik. Bu kez kaçan Vakıfbank, kovalayan Fenerbahçe'ydi.

Türkiye Kupası finalinden sonra Vakıfbank'ın Fenerbahçe'ye karşı finalde çok ciddi sorunlar yaşatacağını ve Fenerbahçe'nin normal oyun sistemiyle devam ettiği takdirde büyük sürprizler olabileceğini belirtmiştim. Fenerbahçe'de aylardır süregelen monoton bir oyun stili olduğundan bahsediyoruz sürekli. Artık herkesin ezberlediği birbirinin aynı setler, seyir açısından da oldukça sıkıcı ve rakipler için tahmin edilebilirliği kolay bir şablonla oynuyorlar. Fenerbahçe'de hücumun ağırlık noktası Gamova ve Osmokroviç ekseninde dönüyor. Takımın zaten süregelen bir manşet zaafı da var. Böyle olunca dersine iyi çalışan takımların Fenerbahçe'yi çözmesi pek zor değil ancak ligdeki takımların kadro çapları ne kadar rakibi çözseler de uygulamaya geçişte istenen sonuçları vermiyor.

Vakıfbank kupa finalinde belli ettiği gibi Fenerbahçe'ye karşı bu maç özelinde de çok iyi hazırlanmış. Manşetlerde çok büyük sıkıntıları olan, diğer noktalarda birbirlerini hemen hemen nötrleyen iki takımın maçında serviste seriyi tutturanın büyük avantaj yakalayacağı aşikardı. Başa baş başlayan ilk sette Vakıfbank'ın ilk teknik moladan sonra tutturduğu istikrarlı ve hedefini bulan servisler burada sürekli S.O.S. veren Fenerbahçe'yi tam anlamıyla dağıtıverdi. Çok kötü bir gününde olan Osmokroviç'in manşette bu kadar sırıttığı bir maç ben hatırlamıyorum bu sezon. Servis karşılamada dibe vuran ve doğru dürüst oyun kuramayan Fenerbahçe'de ayrıca standartların çok altında bir servis performansı gördük bu bölümde. Normal şartlarda Nikolic üzerine yoğunlaşmaları gerekirken bir türlü nokta atışı yapamadılar. Nikolic'i bulduklarında da servislerin çok etkisiz kaldığını belirtmek gerek. Manşet getiremeyen, haliyle oyun kuramayan, servislerden de randıman alamayan takım oyunun kontrolünü tamamen kaybederken, hücumda da işler şansa kaldı. 

Vakıfbank'ın ilk sette hücum anlamındaki ana planı da çok net bir şekilde görüldü. Dirickx üzerinden oynamak. Dirickx'in blok zaafiyeti o kadar net ki bunu aylardır yazıyoruz, o yüzden Guidetti'nin bu planı da çok şaşırtıcı değil. Öyle ki Nikolic servis karşılıyor  Neslihan'a top atılabilecekken pasör 4'te yine Nikolic'i buluyor. Bu şekilde ilk iki set sadece Nikolic yarım düzineden fazla karbon kopya gibi sayı çıkardı Dirickx madeninden. İşin ilginç yanı Vakıfbank ilk sette net bloklardan tek bir sayı bile almadı zira Fenerbahçe hücumda o kadar kendini bilmez bir haldeydi ki bloklara ihtiyaç bile kalmadı.

 İlk set sona erdiğinde Fenerbahçe 25-13'lük skorla bu sezonun en kötü setini çıkarmıştı. Oyun olarak da ortada ne yaptığı belli olmayan, herhangi bir düzenden söz edemeyeceğimiz bir takım vardı.

İkinci set de aşağı yukarı ilk setin kopyası gibiydi. Her ne kadar oyun dengede gözükse de istediği farkı yakalayan Vakıfbank rakibinin yaklaşmasına çok izin vermeden, aynı akıllı oyunuyla seti güle oynaya bitirdi. 

Fenerbahçe'de Osmokroviç üzerine kurulan setler o kadar kendini belli ediyor ki Vakıfbank'ın yüksek blokları ve savunmada önceden çalışıldığı her halinden belli bilinçli kademeleri karşısında Nati 20/5 gibi kendi standartlarının çok altında bir hücum performansı gösterdi o ana dek. Fenerbahçe'de bir diğer silah Gamova da bugünkü kaostan payını aldı. O da 3. setin ortalarındaki değişikliklere kadar 24/11 gibi alışık olmadığımız bir yüzdeyle hücum etti. Diğer oyuncular zaten doğru dürüst top almadığından Fenerbahçe açısından sahadaki mevcut kadroda maçı döndürecek hiçbir seçenek kalmadı. Hep söylediğimiz gibi Fenerbahçe takım oyunuyla değil o gün için öne çıkan bir veya iki oyuncunun bireysel performanslarıyla sonuca gidiyor tezimiz için bu ilk iki set çok net bir örnek teşkil ediyor. Nati veya Gamova üzerinden işleyen hücum bu iki oyuncunun aynı anda oyundan düşmesiyle tüm takımın fişini çekiverdi.

Üçüncü set başladığında herkes gibi ben de Fenerbahçe açısından bir geri dönüş beklerken takım tam tersine iyice oyundan düşüverdi. Jan çözümü bloğu yükseltmede bulmuş olacak ki ikinci sette oyuna aldığı İpek'le sete başladı ancak Fenerbahçe'de çözülmesi gereken tek sorun bloklar değildi. Servis karşılama, savunma, hücum kısacası her anlamda oyundan düşmüş takımda vasat denebilecek tek nokta belki nispeten iyi görünen bloklardı ancak net bloklar iyi gözükmesine karşın Fenerbahçe bloktan top yansıtmakta büyük sorunlar yaşadı. Bloksuz veya tekli blokta vurulan toplar savunmanın tüm direncini de kırdı.

Set 10-4 olduğu sırada Jan de Brandt aylar sonra antrenör olduğunu hatırladı ve oyunu izlemektense takıma müdahale etmeye karar verdi nihayet. Lakin bu müdahale maçı kurtarmak için miydi orası tartışılır. Bu değişiklikler olduğu sırada ne benchte ne de sahadaki Fenerli oyuncular içerisinde bu maçı hala kazanabiliriz ifadesini suratlarda görebilmek pek de mümkün değildi. 

Jan'ın bu anda yaptığı Dirickx-Naz, Seda-Blom değişiklikleri Fenerbahçe'yi bir anda sezon başındaki  şablonuna geri döndürdü. Blom'un girmesi manşet ve savunmada Nati ve Nihan'ı rahatlattığı için ekstra bir doping işlevi gördü. Manşetleri biraz düzelten, savunmasını toparlayan Fenerbahçe'de Naz'ın varlığı daha dengeli top dağılımı ve rakibi şaşırtacak kombinasyonlara müsait setler getirirken, maç başından beri Dirickx üzerinden bol bol sayı çıkaran Nikolic'in önünü de tıkamış oldu. Bu noktada 11-4 gibi bir skordan geri dönmek gerçekten kolay kolay gerçekleşecek bir durum değil fakat Fenerbahçe'nin sahadaki bu altısının oyun direncini kırmak çok zor. Zira bu altı hem savunma hem hücumda ülkedeki en optimal takım hali hazırda. Dolayısıyla her türlü skordan geri dönmeyi başarabiliyorlar.

Üçüncü setteki mucizevi dönüş sonrası Guidetti dördüncü seti vermemek için elinden gelen tüm hamleleri yaptı ancak Fenerbahçe'nin minimum arızayla oynayan mevcut altısını bozabilecek opsiyonlar  elinde olmadığı için rakibini sıkıştırsa da setin elden gitmesine engel olamadı.

Son setse tam anlamıyla rollerin değiştiği bir set oldu. Fenerbahçe'de özellikle Gamova'nın servis serileri Vakıfbank'ın zaten en ufak bir sallantıda yıkılmaya müsait manşetlerini tarumar ediverdi. Günün en iyilerinden Nikolic'in de oyundan düşmesiyle Vakıfbank bu sefer ilk iki setteki Fenerbahçe gibi oynamaya başladı. Saha değişiminden itibaren açılan fark bir daha kapanmadı ve Fenerbahçe son derece kritik bu maçtan 3-2'lik skorla galip ayrılmayı başardı.

Maçın kahramanları hiç şüphesiz Fenerbahçe adına sonradan oyuna giren Naz ve Blom ikilisiydi. Bu blogda defalarca yazdığım gibi bu iki oyuncu özellikle böyle yüksek seviye maçlarda Fenerbahçe'yi bir takım hüviyetine sokan en önemli parçalar arasındalar. Blom'un servis karşılama ve savunmada üstlendiği roller Nati ve Nihan gibi Blom olmadığında takımın tüm hamallığını üstlenen iki oyuncuyu da müthiş rahatlatıyor.

Naz'ın bugün 3. sette oyuna girdiği andan sonra oluşturduğu fark da çok net. O ana dek 20/5 le hücum eden Osmokroviç bu andan sonra 16/10'la hücum etmiş. Gamova  24/11 den 20/13 e çıkmış. Blom içinse hücumda söylenecek pek bir şey yok. %62'yle hücum ettiği maç sayısı kariyerinde nadirdir herhalde hem de böylesine güçlü bir rakibe karşı. Jan takımının eğer sezon başındaki gibi savunmada sert ve diri kalmasını, manşetlerde minimum ölçüde sırıtmasını ve hücumda da dengeli şekilde oynamasını istiyorsa bu altıyı bozmamalı. Bunun dışındaki her türlü kadro dizilişi Fenerbahçe açısından risktir.

Fenerbahçe Acıbadem sezon sonunda büyük bir şok yaşamak istemiyorsa bu seride işi çok ciddi tutmalı. Karşısında oyun ne kadar negatif yöne dönerse dönsün rahatlıkla tolere edebileceği klasik rakipler yok. Her türlü zaafına karşı çalışılmış taktiklerle saldıran bir Vakıfbank var. Oyuncu kalitesi Fenerbahçe'nin ligdeki diğer rakipleriyle karşılaştırılamayacak kadar yüksek. Böylesi bir ortamda Fenerbahçe'nin 3. setin ortalarına kadar klasik şablonunun dışına çıkmaması anlaşılır gibi değil. Eğer 3. setin ortasındaki o değişiklikler olmasaydı Fenerbahçe değil maçı çevirmek, setin sonunda çift haneli rakamları bile göremezdi büyük ihtimalle. Rakip sizin en ufak açığınızdan bile yararlanmaya çalışırken yapılabilecek en mantıklı iş kalkanları kaldırıp, kılıçları çekmektir. Fenerbahçe bugün çok erken yapması gereken bu hamleleri neredeyse silah zoruyla, uçurumun kenarına geldiğinde ancak yaptı. Jan bu değişikliklerle maçı kurtarsa da antrenörlük açısından bakıldığında bugün sınıfta kalmıştır. O hamlelerin çok daha erken gelmesi gerekiyordu.

Vakıfbank, bugün Fenerbahçe'yi yenebilmek için ne yapması gerekiyorsa yaptı. Guidetti bu sezon 4 kez karşılaştığı rakibini gerçekten net bir şekilde çözmüş ancak Fenerbahçe'nin B planları devreye girince Vakıfbank'ın bunlara verebileceği bir cevap yok mevcut kadrosunda. Neslihan'ın smaç servisi bırakıp taktik servislere yönelmesi onun servis etkinliğini çok daha yukarılara çekti. Bugün hücumda ortalamanın çok altında top alması biraz tartışılabilir fakat burada Guidetti'nin hücumda Nikolic'i Dirickx'in blok zaafları üzerine yönlendirmesinin de payı büyük.  Nikolic'i de bugün servisten iyi sakladılar diyebiliriz. Gerçi Fenerbahçe mi Nikolic'i bulamadı yoksa Vakıfbank mı iyi sakladı o kısmı da yoruma açık.

Maçla ilgili bir diğer ayrıntı da iki takım oyuncularının file önünde birbirlerine bol bol laf atmaları oldu. Ayrıca Gamova ve İpek arasında kısa süreli bir gerginlik olduğunu ve araya diğer oyuncuların girdiğini de belirtmeliyim. Açıkçası böyle tansiyonu yüksek maçlar (olaylar ciddi boyutlara ulaşmadığı sürece) bana keyif veriyor yalan yok :) 

Son bir not Seda için söylemek istiyorum. Galatasaray maçlarında hasta olduğu halde oynatıldığı söylenen Seda bugün belki de en şanssız oyuncuydu. Sakatlığının üstüne zaten pozisyon değişimi yüzünden performansında yaşadığı dalgalanmaların ardından sezonun en kötü maçlarından birini çıkardı. Umuyorum Seda kendisi için sezon sonunda en doğru kararı verir.

Final serisinin ilk maçı sezon geneline bakıldığında son derece çekişmeli ve heyecanlı bir başlangıç oldu diyebiliriz. Vakıfbank tüm kozlarını ilk maçta oynamış ve rakibinden de ilk tepkilerini almış görünüyor. Serinin bundan sonrasında kupanın kime gideceğini Fenerbahçe'nin yapacağı veya yapmayacağı hamleler belirleyecektir bana göre. 

27 Nisan 2010 Salı

Yarı Finallerde İkinci Gün

Yarı finallerde ikinci günü de geride bıraktık. Aslında Fenerbahçe ve Vakıfbank'ın final öncesi hazırlık maçları desek daha doğru olur herhalde. Açıkçası ne izledim de ne yazmalıyım ben de bilmiyorum o yüzden biraz boş bir post olabilir. Neyse ki yarın muhtemelen son maçlar oynanacak her iki seride de. Bugün öğleden sonra kopardığım izinle maçları rahatça izleme fırsatı buldum ama keşke iznimi başka bir gün için kullansaymışım.

Vakıfbank-Eczacıbaşı maçı ilk maça göre biraz daha çekişmeli başlasa da Eczacıbaşı'nda oyuncular kafa olarak o kadar maçın dışındalar ki ilk setten sonra anlık periyotlar dışında yine tek taraflı bir maç izledik. Son 3 sette Eczacı'nın çift haneli rakamları görmesinde setlerin kopup gitmesiyle rakibin rahatlamasının da payı büyük. Eczacıbaşı'nın bu yıl Fenerbahçe ve Vakıfbank'a karşı oynadığı toplam 9 maçta 1 galibiyeti var. Alabildiği set sayısı da toplam 5. Geçen sene bu iki takımla oynadığı 14 maçtaysa toplam 9 galibiyet almıştı. Nereden nereye diyor insan. 

Vakıfbank maçı çok rahat almış olsa da takım içi sorunları yine ben buradayım dedi maç boyunca. Skorda Neslihan  bağımlılığı tam gaz devam ediyor. Eczacıbaşı o kadar ahım şahım servisler atmadığı halde manşet hatalarının yüksekliği dikkat çekici. Nikolic üzerinde de bu kadar ısrar etmenin artık bir anlamı yok. Şöyle bir ilk altıyla Nikolic bundan fazlasını veremez. 

Maç için söylenecek daha fazla bir not yok. Sadece iki takımın yaptığı hata sayısının çok yüksek olduğunu belirtmem gerek. Toplam 63 hata. Lise maçlarında olsa neyse de lig yarı finalinde böyle bir rakam söze gerek bırakmıyor.

Gelelim Galatasaray-Fenerbahçe maçına. Burada da yazacak, konuşacak pek bir şey bulamıyorum. Söylenecek tek bir şey var o da Fenerbahçe'nin servis antrenmanı yaptığı. Takımda servise hangi oyuncu geldiyse Galatasaray'ın ipini çekecek seriler yakaladı. Oyun bu kadar servis ağırlıklı olunca da doğal olarak doğru dürüst bir ralli bile göremedik. Galatasaray önceki maçın son setinde bir tane düzgün hücum varyasyonu kuramamıştı bugün de aynı duruma ilk sette düştüler. Skor çift haneli rakamlara geldiğinde Galatasaray'ın aldığı sayıların yanılmıyorsam tamamı rakip hatalardan gelmişti. Galatasaray'ın koca maçı tek bir net blok yapamadan bitirdiğini de belirtelim.

Fenerbahçe açısından bu sezonun genel tablosunu yansıtan bir maç izledik. Oyuncuların sık sık dile getirdiği antrenmanlarımız daha zor geçiyor serzenişine eklenecek örneklerden biri oldu bu da. Yine Vakıf-Eczacı maçında olduğu gibi bu maçta da takımların yaptığı hata sayısı bu seviye için çok yüksek. Set başına 18 hata düşüyor.

Ligimizdeki rekabetin ne kadar renksiz olduğuna bir örnek olsun diye şunu da ekleyeyim. Serie A'da çeyrek finaller bir seri hariç 3. maça uzarken bizde play-offlar başladığından bu yana uzayan tek bir seri yok. Toplam 12 maç oynandı ve bu maçların ikisi hariç hepsi 3-0 bitti. Şöyle bir ortamda ne kadar yatırım yaparsanız yapın İtalyanlarla rekabet etmek gerçekten çok zor olacak. Benim Fenerbahçe ve Vakıfbank için naçizane önerim seneye İtalyanlarla daha fazla hazırlık maçı ayarlamaları olabilir.

25 Nisan 2010 Pazar

Yarı Finallerde İlk Günün Ardından


Bugün play-off yarı finallerinde ilk maçlar tamamlandı. Beklendiği gibi iki favori de rakiplerini rahat geçtiler. Vakıfbank - Eczacıbaşı maçını çok az izleyebildiğim için fazla yorum yazamayacağım ama daha önce de dediğim gibi Eczacıbaşı'nda oyuncular kafa olarak bu sezonu bitirmişler dolayısıyla herhangi bir sürpriz yok sonuç ve skorda. Bugün izlediğim bölümlerde maçın acaip keyifsiz geçtiğini ve yarı final kalitesinin çok uzağında kaldığını da söylemeliyim. Vakıfbank son dönemdeki ortalama servisini attığı sürece Eczacıbaşı'nın bu seride hiçbir şansı yok.

Günün ikinci maçında da pek farklı bir görüntü yoktu. İkinci set dışında en ufak bir çekişmenin olmadığı kalitesiz bir maç izedik. Fenerbahçe 2. set dışında Galatasaray'a nefes bile aldırmadan seride 1-0 öne geçti. İki takım arasında kağıt üzerindeki farklar saymakla bitecek gibi değil. Fenerbahçe'nin her şeyden önce bariz bir servis üstünlüğü var. Gidişata etki edebilecek oyuncularda hem nitelik hem nicelik olarak rakibinin ilerisinde ve daha iyi servis karşılıyor. Galatasaray'ın kağıt üzerindeki bu rahatsızlıklarına bir de Elif'in anormal kötü oyunu eklenince 2. set dışında, Fenerbahçe bir antrenman seansı kadar bile yorulmadı desek yeridir.

Fenerbahçe'nin smaçör kalitesindeki üstünlüğüne rağmen top öldürmekte bazı sorunlar yaşaması ve ikinci üçüncü hücumlar kurmak zorunda kalmasıysa çok ilginç. Özellikle kötü gelen manşetlerde bu durum istatistiklere %25'lik bir hücum yüzdesi olarak yansıyor. Genel hücum yüzdelerinde de iki takım arasındaki fark maçın sonucuna göre çok az (%46-%43). Üstelik Elif'in vasata bile ulaşamadığı bu maçta Galatasaray'ın genel hücum yüzdesini bu kadar aşağılara çeken de neredeyse doğru düzgün hiçbir hücum kuramadıkları 3. setteki anormal düşük atak yüzdesi oldu. Bu sette %28'le hücum etmeseler belki de Fenerbahçe'den daha yüksek bir yüzde tutturacaklardı. Hücum yüzdelerinin bu kadar denk olduğu bir maçta Galatasaray'ı frenleyen iki şey vardı: direkt manşet ve servis hatalarıyla rakibe verilen 22 sayı. Buna net bloklardaki 13-3'lük farkı da ekleyince hücumdaki dengelere rağmen Galatasaray'ın maça ortak olabilmesi imkansız hale geldi.

Servis ve manşet hatalarını biraz daha ortalama rakamlarına çekebilen ve moral olarak oyunda kalabilen bir Galatasaray gelecek maçlardan birini galip bitirir veya tie-break'e taşırsa kimsenin şaşırmaması gerekiyor.

Fenerbahçe'de sezon başına göre hücumda değişen trendleri görmek için bu maç iyi bir gösterge olur mu bilmiyorum ama sezonun ilk haftasında oynanan maçta hücumların oyuncular arasındaki dağılımını bu maçla karşılaştırdığımızda ortaya şu yüzdeler çıkıyor:


Smaçörler
İlk Maç 
Son Maç 
 Gamova
 %22
%45
 Osmokroviç
 %29
%17
 Seda
 %10
%26
 Blom
 %17
-
 Ortalar
 Eda
 %16
%9
 Çiğdem
 %6
-
 İpek
 -
%3


Bu yüzdelerin hücumdaki başarı yüzdesi değil top dağılım oranları olduğunu tekrar belirteyim ki kafalar karışmasın. Sezon başındaki maçta Fenerbahçe'de orta oyuncular hücumda toplam %22'lik bir paya sahiptiler. Bugünse top kullanma oranları %12'ye gerilemiş ki bugün bu hücumların çoğunun maçın kopup gittiği 3. sette geldiğini ve ortaların oranını yükselttiğini de belirtelim. Ayrıca Fenerbahçe'nin ilk maçta 4 smaçörü değişmeli oynattığı için smaçörlerin hücumdaki top dağılımlarının da doğal olarak yükseldiğini göz önüne almak gerek. Yani ilk maçta 4 smaçör ve 2 orta varken, bugünkü maçta hücumlar 3 smaçör + 2 orta arasında dağıtıldı. Sezon başında hücumda 6 oyuncuya top dağıtılırken, bugün 5 oyuncuya dağıtılıyor ama ortaların hücumdaki payının yükselmesi gerekirken daha da düştüğünü görüyoruz. Yani ortaların hücum paylarındaki düşüş aslında burada gözükenden daha fazla.

Fenerbahçe açısından asıl dikkat edilmesi gereken noktaysa Gamova. Takımın Gamova'ya olan bağımlılığı neredeyse her 2 topun 1'ni kullandıracak noktaya gelmiş.  İlk maçta topların %22'sini kullanan Gamova, ilk yarının toplam istatistiklerine göre de hücumda sadece %29'luk bir paya sahipti. Takımda iyice değişen hücum alışkanlıklarıyla birlikte şu an itibariyle Gamova'nın hücumdaki kullanım oranı %45'lere çıkmış durumda. Yani Fenerbahçe'yle kıyaslanamayacak kadar zayıf atak opsiyonlarına sahip Galatasaray'da  alternatifsiz konumdaki Ivana'dan bile daha fazla top kullanıyor.

Sezon başında hücum ve skor yükünün son derece dengeli dağıldığı takımda bugün için böyle bir şeyden söz etmek mümkün değil kısacası. Fenerbahçe bugün hücumda %90'a yakın bir oranda köşelere bağımlı bir takım. Daha önceki maçlarda Çiğdem'den bile daha fazla atak yapıyor diye eleştirdiğimiz Dirickx bugün de İpek'ten daha fazla hücum yapmış. Fenerbahçe gibi elinde bu kadar bol hücum alternatifi olan bir takımda oyunun köşelere, köşelerde de büyük oranda Gamova'ya endekslenmesinin ne kadar sağlıklı bir tercih olduğu tartışılır. Üstelik sezon başında elindeki alternatifleri dengeli bir şekilde kullanabileceğini kanıtladığı halde şimdi böyle bir sisteme yönelmek bence sağlıklı bir yapı değil.

Serilerde bundan sonra ne olur sorusunun cevabı da aşağı yukarı belli zaten. Prosedür gereği oynanan bu yarı finallerin ardından asıl finali beklemeye başlayabiliriz. Eczacıbaşı ve Galatasaray bundan sonra çok anormal mücadele ederek belki bir maç alabilirler ama daha ötesine geçmeleri imkansız dersek abartmış olmayız.

20 Nisan 2010 Salı

Play-Off ilk turuna kısa bir bakış



İddaa oynayan arkadaşlarıma tavsiyem hep Aroma Bayanlar Ligi'ndeki maçlara bahis oynamalarına yönelik oluyor zira takımlar arası güç dengeleri o kadar açık ki değil sonuç, skor tahmini yapmak bile çoğu zaman mümkün. Lig ve kupada bu sezon oynanan 200'e yakın maçta beklenin aksi sonuçla bitenlerin sayısı 10'u bile geçmez sanırım. Kaba bir hesapla 10 maçta 1 kez yatma ihtimaliniz bile çok düşük. Şu an devam eden Play-Off'larda da istisnai bir sonuç çıkmadı. Yarı final hatta finalin bile adı aşağı yukarı belli sadece prosedür gereği oynanan maçlar izliyoruz.

Galatasaray - Beşiktaş Serisi:

Galatasaray beklendiği gibi seriyi 2-0'la geçti. Sadece ilk maçta zorlandılar. İlk üç sette epey efor sarfeden Beşiktaş son iki set fişi tamamen çekmiş tabi Beşiktaş'ın bu kadar etkili gözükmesinin nedeni Dilara'nın oynaması oldu. Dilara'nın bulduğu süreler sevindirici fakat kendisinin 4 numarada oynatılması akıllıca bir hamle değil. Zaten ilk üç set servisleri Dilara üzerine yıkan Beşiktaş, son iki sette onun oyundan alınmasıyla hiçbir karşı hamle yapamayarak kaderine razı gelmiş. Ivana'nın da bir rahatsızlığı varmış sanırım tam olarak ayrıntılarını bilmiyorum ama bu bile Galatasaray'ı fazla etkilemedi. Yarı finalde Galatasaray, Fenerbahçe'nin mevcut durumunu değerlendirip, maç içi iniş-çıkışlarına iyi hamlelerle cevap verebilirse seriyi uzatabilir ancak kendi zaaflarını da düşünürsek kapasitelerini baya zorlamaları gerekecek.

Eczacıbaşı Zentiva - İller Bankası Serisi:

Ufak da olsa çekişme olması beklenen bu seride Eczacıbaşı ilk maçı 3-0 alarak seride 1-0 öne geçti ve büyük bir mucize olmazsa şu sıralar oynanan maçı da kazanarak yarı finale ismini yazdıracak. Eczacıbaşı'nın voleybol adına sahada pek bir şey yaptığını söyleyemeyiz. Oyuncular kafa olarak sezonu bitirmiş adeta formalite icabı oynuyorlar fakat takımlar arası güç dengeleri o kadar uç noktalardaki bu kötü oyuna rağmen rakibinden pek direnç görmüyor. Vakıfbank'la oynayacakları yarı final serisinde favori değiller ve şanslarını epey az görüyorum.

Vakıfbank Güneş Sigorta TT - Ereğli Belediyesi Serisi:

Hiçbir çekişme beklenmeyen seride Vakıfbank ilk maçı 3-0 kazandı ve ikinci maçta da bunun değişme ihtimali pek yok. İlk maçta Vakıfbank'ın servis karşılama yüzdeleri dikkat çekici. 50 servis karşılamada sadece 6 mükemmel manşet var. Özellikle 3. sette manşetler tamamen çökmüş. Buna rağmen Ereğli'nin maça ortak olamaması da yine takımlar arası kalite farkının sonucu. Vakıfbank manşetlerdeki bu dağılmayı blok ve hücum üstünlüğüyle tolere etmiş. Yarı finalde Fenerbahçe maçlarındaki gibi servis atarlarsa Eczacıbaşı karşısında da pek zorlanmazlar ama servis karşılamadaki bu aksamalar devam ederse fazlasıyla uzun bir seri izleriz ki diğer yarı final serisi erken biterse Vakıfbank finale ulaşsa bile ciddi şekilde yıpranmış olarak çıkacaktır Fenerbahçe'nin karşısına.

Fenerbahçe Acıbadem - MKE Ankaragücü Serisi:

Bu seride de Fenerbahçe açık ara favori ve ilk maçın 2. seti dışında rakibi tarafından zorlanmadı. 2. maçta bir sürpriz olur mu? Çok zor. Ankaragücü için bu seride set almak bile başarı olur. Galatasaray'la oynanacak yarı final serisinde Fenerbahçe'nin maç vermesi büyük bir sürpriz olmaz bana kalırsa. Galatasaray, Fenerbahçe'yi o kadar zorlayabilecek mi bunlar tamamen maç günü koşullarına bağlı aksi takdirde iki takım arasındaki kadro farkı bu seriyi 3-0'da bitirir.

19 Nisan 2010 Pazartesi

Naz Aydemir konusunda içeriden bir yorum...


Fenerbahçe camiasında F4 sonrası pasör tartışmaları süre dursun geçtiğimiz günlerde bir voleybol sitesinde yazılan bir yazıya yapılan yoruma cevap olarak Hamide Koyuncuoğlu'nun sessiz sedasız bir yorumu yayınlandı ancak yorumun yapıldığı yazı kıyıda köşede kaldığı için yorumda bahsedilenler pek dikkat çekmedi sanıyorum. Hamide Koyuncuoğlu kim diye merak eden varsa Naz Aydemir'in resmi sitesinin webmaster'ı olduğunu belirteyim. Onca gereksiz insanın lakırdaları arasında kaynayan fakat ciddi anlamda pek az kişinin bildiği kritik tespitlerin yer aldığı bir yorum yapmak zorunda hissetmiş kendisini. Yazara cevap verirken satır aralarında anlatılanlar benim zaten uzun zamandır bildiğim şeyler fakat Naz ekseninde seyreden pasör tartışmalarında çoğu insan burada bahsi geçen faktörlerden bihaber vaziyette çok düz mantık eleştiriler getiriyor.

Yaşananlara biraz da olaylara bize göre daha yakın olan  birinin penceresinden bakmak ve daha sağlıklı yorumlar getirebilmek için okumakta fayda olduğunu düşünüyorum. Bu nedenle bu yorumu okumayı kolaylaştırsın diye paragraflara ayırmak dışında noktasına bile dokunmadan olduğu gibi buraya aktarıyorum. Yorum okunurken; bu yazının sitede yer alan başka bir yoruma yanıt niteliğinde olduğu da dikkate alınmalı. Yorumun yayınlandığı linki aşağıda bulabilirsiniz. 

Sayın Arslan, Yorumlarınızın büyük bölümüne katılmakla birlikte, Naz hakkındaki fikirlerinize katılmadığımı, hatta acımasızca bulduğumu söylemek isterim. Elbette ki herkes istediği gibi düşünme ve fikirlerini istediği gibi açıklama hakkına sahiptir. Ancak yorumunuzdaki ifadelerden, bazı detayları bilememe ya da atlamış olma ihtimaliniz nedeniyle Naz hakkında oldukça yanlış sonuçlara vardığınızı düşündüğümden –ve benzer yorumlar bu aralar sıkça yapıldığından-, bu konuda bir açıklama yapma zorunluluğu hissettim. 

Öncelikle "FBA'ya gelerek İtalyandan kurtuldu …. derken" şeklindeki ifadenizden Naz Eczacıbaşı'nda oynarken temel sorunun antrenörden kaynaklandığı konusunda hem fikir olduğumuzu görüyorum. 

Sezon başında pek çok kişi gibi ben de iyi niyetle Jan'la ve transfer edilen diğer oyuncularla çalışmanın Naz'a çok şeyler katacağını; sonunda kendi kabiliyetlerini sergileyebileceği bir takım bulduğunu düşünmüştüm. O zamanlar yapılan pasör spekülasyonlarını da hiç ciddiye almamıştım; ancak zaman geçtikçe görüldü ki senaryo baştan belliymiş. Yorumunuzdan voleybolu yakından takip ettiğiniz anlaşılmakla birlikte, eksik kalan bazı detaylar yüzünden çok da doğru olmayan sonuçlara vardığınızı görüyorum. En azında işi nedeniyle bu süreci yakından takip eden biri olarak, eksik noktaları size ve benzer eleştiriler yapan voleybolseverlere hatırlatmak isterim. 

Sezon başına dönersek; sezona Naz'la başlandı; çünkü Seda sakattı ve mecburen Naz'la oynanması gerekiyordu. (Daha sonra gelişen süreçle bu sonuca vardım.) Ankara'daki Türkiye Kupası dahil oynanan maçlarda Naz'ın performansı gayet iyiydi; hatta Türkiye Kupasının ilk iki seti bence FBA'nın bu sene oynadığı en iyi oyundu. Bu dönemde Naz'ın performansının kötü olduğunu, takımı (veya Gamova’yı) oynatamadığını söylemek mümkün değil. O halde Dirickx nasıl oldu da takımın birinci pasörü haline geldi? İşte bundan sonrasını hatırlatmakta büyük fayda görüyorum; çünkü bundan sonra, sanıldığının aksine Naz'ın performansında düşüş olduğu için değil; Ankara’da yaşadığı hafif bir sakatlık nedeniyle Dirickx'le oynanmaya başlandı. Doğrusunu söylemek gerekirse, Naz'ın ve Dirickx’in o dönemki performansları değerlendirildiğinde Dirickx ancak böyle bir sakatlık nedeniyle oynama şansı bulabilirdi ki, bu şans da karşısına çıktı. Sonrasında Seda’nın sakatlığının da düzelmesiyle Naz'ın ilk altı olarak çıktığı maçların hepsi formalite maçı veya mecburiyetten başlatıldığı 1-2 ciddi maç. Dolayısıyla, "Naz öğrenmeyi ve voleyboluna katkı yapmayı bıraktı havasında" ifadenizin gerekçesini anlamak mümkün değil. Naz’ın voleyboluna katkı yapacak ortamda bulunma şansı zaten pek olmadı. Olsa olsa Naz'ın oynatıldığı formalite niteliğindeki, hiçbir oyuncunun kendini oyuna vermediği birkaç maçı izleyerek bu sonuca varmış olabilirsiniz ki, tanımadığınız bir oyuncu hakkında sadece bu tür maçları izleyerek, onun yaptığı işe yaklaşımına veya profesyonelliğine, dolayısıyla kişiliğine ilişkin böyle bir sonuca varmak bana göre büyük haksızlıktır. 

Öyle ki, Naz tüm bunlara rağmen şans verildiğinde takımı için en iyisini yapmak için büyük gayret sarfeden gerçek bir profesyoneldir. Bunun en iyi örneği Dinamo maçında takım ilk sette mağlupken oyuna girip maçı çevirmesidir; ancak bu başarı bile ona sadece bir sonraki maçın 3. setinde 4 sayı geriye düşecek kadar kredi kazandırmıştır. Bu olay belki de takımın yedek pasörü olduğunun bir çeşit ilanıydı. 

Şahsi kanaatim her ne kadar oynamak isteyen bir oyuncu olsa da, Naz için yedek kalmanın sorun teşkil etmeyeceği. Daha önce belirttiğim gibi Naz gerçek bir profesyonel ve takım oyuncusu; bunun bir diğer kanıtı da Final Four maçında bütün olanlara rağmen Dirickx'in yanına gidip maçın gidişatıyla ilgili kendisiyle konuşmasıdır. Şimdi "bütün olanlara rağmen" ne demek, bunu açıklayayım. Sadece daha önce Ligde şampiyonluğa oynamış, defalarca şampiyon olmuş bir takımın değil, aynı zamanda Milli Takımın da pasörü olan ve her iki kulvarda da bir çok başarıya imza atarak kendini kanıtlamış bir pasör düşünün; sizce bu oyuncunun garanti kazanılacak ilk setin yeterli olduğu maçlarda bile ilk setten sonra oyuna alınmasının nasıl bir açıklaması olabilir? 

Bir taraftan Final Four maçlarında durumu düzeltsin diye sığındığınız bir oyuncu iken, diğer tarafta maç garantilendikten sonra oynatarak güvensizliğinizi ilan etmek kendi içinde çelişki ve oyuncuya karşı bir nevi hakaret değil midir? Naz hakkında olumsuz eleştiri yaparken sanırım kimse bunları dikkate almıyor. 

Naz'ın pas kalitesi iyi ama pasların nereye gideceği çok belli demişsiniz. Haklısınız Naz'ın pasları gerçekten iyi; ancak Naz smaçörler için oynaması zor bir pasör. Ne yapacağını tahmin etmesi zor bir pasör; çünkü ezbere bir oyun oynamıyor, rakibe göre hücumda çeşitlilik sağlamaya çalışıyor. Bunu başarabilmek için ise süreklilik gerekli ve süreklilik olmadığı zaman atılan beklenmedik toplara oyuncular zaten girmiyor bunu da defalarca gördük. Dolayısıyla zaman zaman kendi takım arkadaşları bile öngöremez ve beklemezken antrenörün istediği oyun dışında Naz'ın paslarının nereye gideceğinin bilindiği eleştirisini doğru bulmuyorum. 

Diğer taraftan, Naz’ın yurtdışında imkan araması konusunda ise sizle hem fikiriz ama siz de eminim biliyorsunuzdur ki 22 yaşına kadar oyuncuların kulübün izni olmadan transfer yapma şansı yok. Dolayısıyla İtalya'da ya da bir başka yerde şans aramak bu noktada Naz'ın elinde değil. Saygılarımla H. Koyuncuoğlu (nazaydemir.com webmasteri)

Yazının kaynağı:
 www.voleybolmagazin.com

18 Nisan 2010 Pazar

Gamova Polonya Medyasında...


Son dönemde voleybol gündemini en çok meşgul eden konulardan biri Gamova'nın önümüzdeki yıl da Fenerbahçe'de kalıp kalmayacağı. Bizim medyada son günlerde Fenerbahçe'de kalacağı haberlerini okuduk sıklıkla. Gamova'nın seneye nerede oynayacağı sadece bizim değil dış basınının da epey merak ettiği bir konu. Doğal olarak Avrupa basınında da bununla ilgili haberler çıkmaya devam ediyor. Bu haberlerden en yenisi Avrupa'nın sayılı voleybol ülkelerinden biri olan ve çok ciddi bir voleybol medyasına sahip Polonya'dan geldi.  

S24.pl sitesinde yer alan ve direkt Gamova'nın ağzından yazılmış kısa bir habere göre Gamova Türkiye'de kalacağı yönünde çıkan haberleri yalanlamış ve henüz herhangi bir karar vermediğini belirtmiş. Gamova aynı haberde şu an transferini değil sadece play-off maçlarını düşündüğünü ve transfer konusundaki kararını sezon sonunda vereceğini de eklemiş.

Haberin linki aşağıda.

http://s24.pl/gamova_nie_podjela_decyzji-s72514.html

16 Nisan 2010 Cuma

Voleybolda seviye tartışmaları...


Son günlerde ilginç olaylar yaşıyoruz voleybol dünyasında. Hayır seviyesizlikten kastım son Türkiye Kupası Finali'nde oyuncular arası diyaloglar değil kesinlikle. Bunlar gayet normal şeyler tabi geçen yılki gibi Gözde'nin Mirka'ya hareket çekmesi boyutuna gelmediği sürece.

Benim değinmek istediğim iki tane ayrı örnek var. Birincisi Galatasaray Voleybol Şube Sorumlusu Orkun Darnel'in geçtiğimiz hafta Twitter'da Frauke Dirickx için kullandığı ezik tabiri. 

Orkun Darnel Galatasaray Kulübü'ndeki görevi dışında bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi pek çok oyuncu ve antrenörün menejeri. Tek tek isim saymayacağım ama Fenerbahçe Acıbadem'in hem oyuncu hem teknik kadrosunun yarısı da onun ortağı olduğu menejerlik şirketine bağlılar. Bu yıl Galatasaray voleyboldaki yeniden yapılanma sürecini Darnel'in ellerine teslim etti ancak bunun kendi adıma  büyük bir hata olduğunu söylemeliyim. Zaten o da bu süreçte kendi takımında yaptıklarıyla değil Fenerbahçe'yle ilgili açıklamalarıyla gündeme geliyor daha çok. Önce Naz transferi konusunda hiç üstüne vazife olmayan açıklamalar yaptı. Ben daha Violet Duca'nın kalkıp da bir taraftar forumunda Galatasaray'ın yaptığı transferlerle ilgili atıp tuttuğunu görmedim. Darnel'in Naz örneğine benzer değişik açıklamaları da var ama en son Twitter'da kırdığı pot yenilir yutulur cinsten değil. Galatasaray gibi bir kulüpte resmi sıfatla görev alan bir yöneticinin rakip takımın bir oyuncusu hakkında ezik tabiri kullanması, üstelik bunu herkesin görebileceği bir yerde yapması büyük bir saygısızlıktır. Orkun Darnel ilgi çekmeyi seven biri ama rakibiyle uğraşmayı bırakıp asıl işini yapsa çok daha iyi olur.


 
Bir diğer benzer vukuat da karşı kıyıdan geldi. Eda Erdem Fenerbahçe TV'deki canlı yayın programında Piccinini ve Bergamo Teknik Direktörü'ne karşı söylememesi gereken tabirler kullandı. Piccinini için direkt çirkef dedi ki bunu arkadaş muhabbetlerinde söylersiniz ancak binlerce insanın izlediği bir canlı yayın programında bu kadar da ölçüsüz davranılmaz. Piccinini sporcu olarak yetenekleri ve kariyeri tartışılmayacak bir oyuncudur. Kişilik olarak bizim basında yansıtıldığı gibi sahada vukuatlı bir oyuncu da değil, gayet iyi bir profesyonel. Özel hayatında modellik yapması falan tamamen kendisini bağlayan şeyler. Zaten Piccinini'nin kişiliğiyle ilgili konularda bu tarzda yorumlar yapmak Eda'ya düşmez. Kaldı ki Fenerbahçe yarın öbür gün Piccinini'yi transfer etse hem Eda hem de onun bu açıklamalarına alkış tutan Fenerbahçe taraftarı bu sözlerini ne yapacaklar? Eda her şeyden önce bir milli takım oyuncusu olarak nerede ne söyleceğine ve söylediklerinin nerelere gideceğine çok daha fazla dikkat etmeli.

Son 15 günde hem erkek hem bayanlarda birbirinden kaliteli bir sürü maç izleme fırsatı bulduk ancak bu güzellikleri konuşmak dururken oyuncu ve menejerlerin rakipleri hakkında hakarete varan tabirler kullanması gerçekten rahatsız edici bir durum. Umuyorum şu anda münferit gibi gözüken bu tarz olaylar önümüzdeki sezonlarda sıradan hale gelmez.