4 Nisan 2011 Pazartesi

Eczacıbaşı Vitra 1 Fenerbahçe Acıbadem 3



İlk üç takım dışındakilerin neredeyse formalite icabı maçlar oynadığı Aroma Bayanlar Ligi’nde normal sezonun gidişatını belirleyecek 6 maçtan beşincisi dün oynandı. Haftalardır zirvede takılan Eczacıbaşı Vitra ilk yarıda 3-1 yenerek koltuğu devraldığı Fenerbahçe Acıbadem’e aynı skorla kaybedip zirveyi rakibine bıraktı.

Maç öncesi bakıldığında bu yıl en büyük hedefleri olan CL şampiyonluğunu sezon başında pek hesaba katılmayan Vakıfbank’a elenerek elden kaçıran iki takım açısından da epey stresli bir ortam olduğunu söyleyebiliriz. Eczacıbaşı’nda Gülden’in sakatlığıyla başlayan balans bozukluğu, Fenerbahçe’ninse yaşadığı F4 bozgunu iki takımı da artık annelerinin liginde baş başa bırakıverdi. Ligi lider bitirmek bu yıl oldukça önemli. Lig lideri son derece rahat bir fikstürle finale çıkacakken ikinci ve üçüncüyü kafa kafaya tokuşturacak bir yarı final söz konusu. Finale çıkıp en büyük iki rakibinin birbirini yıpratmasını beklemek varken tepedeki üçlüden hiçbirinin ikinci yolu isteyeceğini sanmıyorum. Kaldı ki bu maç lig liderliğinden öte mesaj verme açısından da önemlydi. Son 4-5 yıldır iki takımın arasında oluşan rekabeti de göz önüne alırsak gayet nefis bir maç olmaması için herhangi bir neden yoktu.

Micelli’nin Bown/Duskyevic tercihi sakatlık nedeniyle mi yoksa başka bir sebebi var mıydı bilmiyorum fakat böyle kritik bir maç için sürpriz bir tercih denebilir. Fenerbahçe’nin suni bir dalgayla iyi girdiği ilk sette Eczacıbaşı çok iyi servis atarak ve iyi blok tutarak karşılık verince Fenerbahçe bir anda dağılma sürecine girdi. Ne bloklar çalıştı ne de smaçörler oyuna girebildi. Pamuk helva kıvamında servisler de bunlara eklenince Eczacıbaşı sıfır hücum hatasıyla ilk seti rahat bir şekilde önde bitirdi. Fenerbahçe’nin bu bölümde üst üste iki üç hücumda bir türlü top öldüremediği birden fazla pozisyon izledik. Eczacıbaşı’nınsa ikinci toplardaki yüksek hücum yüzdesi dikkat çekiciydi.

İkinci sete iyi başlayan taraf Eczacıbaşı’ydı ilk sete benzer bir tempoda rahat bir şekilde seti götürüyorlardı ta ki teknik moladan sonraki bölümde Naz’ın servis serileri başlayana dek. Dün açık ara maçın en çok servis atan oyuncusu olan Naz’la birlikte devreye giren Sokolova bir anda rüzgârı tersine çevirdi.  Eczacıbaşı’nın ilk setteki en büyük avantajı olan ilk hücumda top öldürme ve rakibini defalarca hücum etmek zorunda bırakan blok ve arka alan savunması bu dönemde büyük arızaya uğradı. Set sonuna doğru bir hamle gelse de Fenerbahçe kendisini yakalatmadan skoru eşitledi.

Üçüncü sete çok iyi giren Fenerbahçe set boyunca rakibine hiç yakalanmadı. Eczacıbaşı bu sette tam anlamıyla oyundan koptu diyebiliriz. 2. sette bile istikrarlı giden hücumlar tamamen bozuldu. Fenerbahçe’nin sağlam bloklarına karşı bu kez Eczacıbaşı defalarca hücum etmek zorunda kaldı. Servislere yüklenmeye çalıştılarsa da çok fazla hata yaptılar. Takımı oyunda tutan arka alan savunması ve dublajlar da bir yere kadar dayanınca takım tamamen raydan çıkıverdi. Fenerbahçe’yse yerlerde sürünen manşet yüzdelerine (33/13) rağmen hücumda oldukça efektif bir görüntü (%50) verdi. Nati ve Seda’nın hücumda pek varlık gösterememesine karşın ortadan Eda, köşelerden de Sokolova’yla çok rahat top öldürdüler. Nihan ve Naz’la iyi servis serileri yakaladılar. Bloklar da iyi işleyince set net bir skorla Fenerbahçe’nin oldu.

Neslihan’ı nihayet hatırlayan Eczacıbaşı 4. sete sağlam bir giriş yaptı. İkinci teknik molaya kadar da rakibine öne geçme fırsatı vermedi fakat Fenerbahçe’nin bu sette hiç oyundan düşmediğini gördük. Oyunun kopmasına hiç izin vermeden ciddi bir direnç ortaya koydular ve set sonlarına doğru yine Sokolova’nın devreye girmesiyle Fenerbahçe bir anda öne fırladı ve maçı da alıp götürdü.

Kendi adıma gayet keyifli bir maç izlediğimi söyleyebilirim. İki takımın da ciddi problemleri olmasına rağmen tempo, mücadele ve seyir zevki olarak bu ligin çok üzerinde bir maçtı.


Eczacıbaşı’nda libero sorunu takım için büyük bir problem. Esra’nın orada kullanılması smaçör pozisyonundaki alternatifleri de kısıtlıyor haliyle. Mirka’yı manşetten kaçırmak için o bölgeyi Esra, Del Core, Büşra üçlüsüyle kapatma planının çok da işlemediğini gördük. Fenerbahçe dün oyunda kalan 83 servisten 55’ini Esra’nın üzerine kullanmış. Fenerbahçe’nin liberosunun sadece 13 servis karşıladığını düşünürsek Esra gibi asli pozisyonu bu olmayan bir oyuncu için ne kadar zor bir durum olduğunu daha iyi anlayabiliriz. Esra hiçbir zaman bu seviyede bir maçta bu kadar geniş bir alanı kapatabilecek nitelikte bir oyuncu değil. Buna rağmen orada tek başına iyi direndiğini söyleyebilirim. Eczacıbaşı’ndaki bir diğer sorun da pasör konusunda. Elif’in istikrarsızlığı ve çoğu pozisyonda ağır kalmasına neden olan mobilite yetersizlikleri çok kötü servis karşılamadıkları bir günde bile Eczacıbaşı smaçörlerini blok ve hata manyağı yaptı. Bu iki ana sorun Eczacıbaşı’nı tepedeki üçlü arasında en zayıf halka konumuna sokuyor.

F4’ten büyük bir yıkımla çıkan Fenerbahçe’ninse günden güne daha bir takım havasına girdiğini gözlemliyorum. Oyuncular maç içerisinde çok daha istekliler ve sürekli diyalog halindeler. Nati’nin hem hücum hem defansta çok kötü bir maç çıkarmasına karşın CL’de faturanın kendisine kesildiği Sokolova ikinci setten itibaren müthiş bir karakter koydu ortaya. Oyunun her alanında vardı. Seda son birkaç haftaya oranla hücumda kötü olsa da bloklara verdiği destekle idare etti diyebiliriz. Songül dublaj konusunda çok eleştirilse de köşeleri iyi kapattığını ve iyi yer tuttuğunu düşünüyorum. Fenerbahçe’nin kötü manşet yüzdesine karşın Naz’ın topu iyi dağıttığını ve smaçörlerini iyi kullandığını gördük. Servise her geldiğinde de kritik işlere imza attı. Bir ara kenarda Ze’nin Fürst’ü fırçaladığını gördük hatta Fürst’ün gözleri bile yaşardı ancak şahsi fikrim Fenerbahçe’deki tek gerçek blokör olan Fürst’le devam edilmesi gerektiği. Kalitesi zaten tartışılmaz ama inanılmaz hırslı bir oyuncu ve takım için elinden geleni yapıyor ki Fenerbahçe’nin en büyük ihtiyacı da bu zaten. Takım oyundan düştüğünde birilerinin çıkıp direnç koyması, takımı toparlaması gerekiyor. Nati bu yıl başka bir alemde olduğundan bu işleri yapmak da genç oyunculara düşüyor.


Genel olarak Eczacıbaşı’nda sorunlar kısa vadede tolere edilemeyecek noktalara gelmiş gibi görünüyor. Fenerbahçe içinse Sokolova bu saatten sonra büyük bir düşüş yaşamazsa iyi yoldalar diyebilirim.

Puan durumunda da her ne kadar Fenerbahçe lider görünüyorsa da Gençler Ligi’nden gelecek olan puanlar zirvenin asıl sahibini belirleyecek. Burada Eczacıbaşı ve Vakıfbank’ın Fenerbahçe’ye oranla çok büyük bir avantajı var. Fenerbahçe’nin ligi lider bitirmesi için iki takıma da minimum 2 puan fark atması gerekiyor. Bu üç takımı ligde birbirlerinden başka yenebilecek bir rakibin çıkma ihtimali zor olduğundan kalan iki haftada Vakıfbank’ın Eczacıbaşı’nı 3-2 yenmesi dışında hiçbir skor Fenerbahçe’nin ligi lider bitirmesine yetmiyor. Kaldı ki o maç o skorla bitse bile Gençler Ligi’nden çıkacak sonuçlara göre Vakıf’ın liderlik şansı yine mevcut. Geçen yıl aradaki puan farkları çok uçuk noktalarda olduğundan Gençler’in puan durumuna fazla bir etkisi olmamıştı ancak bu sezonki durum en azından Fenerbahçe’nin gelecek yıllarda altyapısına biraz daha çeki düzen vermesi için ciddi bir uyarı olabilir.

19 Kasım 2010 Cuma

Fenerbahçe Acıbadem 3 Vakıfbank GSTT 1



Memlekette yatış moduyla geçirdiğim bayram tatilinin bitiyor oluşunun verdiği can sıkıntısının kendi adıma tek tesellisi bu maçtı herhalde. Federasyonun zaten ziplenmiş takvimi bir de rarlama teşebbüsüyle daha bir arada doğru düzgün antrenman yapmamış iki takımın üstelik birinin koçunun bile olmadığı bir maç izlemek ne kadar teselli oldu tartışılır tabi. Üstüne Dünya Kupası'ndan yeni dönmüş, bırakın yorgunluğu hala aradaki saat farkını  atlatıp atlatamadıkları bile belirsiz bir düzine oyuncu + koç faktörü de eklenince biraz gösteri maçı kıvamında bir final izledik.

Tüm bu faktörleri üst üste koyunca yüksek kaliteli bir maç beklersek haksızlık etmiş olurduk zaten. İki takımın 4 sette 33 hata yapmasını da mevcut koşullara bağlıyorum. Bu yüzden şu maça bakıp çok fazla teknik analiz yapmak da doğru değil. Fenerbahçe zaten kağıt üzerinde aşırı ağır bastığı maçı pek de kasmadan rahat bir şekilde kazanıp geçen sezon gibi açılışı kupayla yapmış oldu. Sarı Lacivertliler 2009 Nisan'ından bu yana Türkiye'de 1. lig seviyesinde düzenlenen 5. resmi kupayı da almış oldular böylece. Bunu yaparken de Fürst, Fafao, Seda, İpek gibi oyuncularını kullanma gereği bile duymadılar. Memlekette tatilde olan koçu saymıyorum daha :)

Kamil Söz'ün Ergül Avcı tercihi ilk başta biraz şaşırtıcı görünse de geçen sezon Nilüfer Belediyesi'nde sürekli şans bularak normal sezonun en çok blok tutan 10 oyuncusu arasına girdiğini unutmamak lazım. Bu maçta da 5 blokla maçın en çok blok yapan oyuncusu oldu. Blok demişken Fenerbahçe'nin bloklardaki ezici üstünlüğünü de söylemeden geçmek olmaz. Bu da kağıt üzerinde bakıldığında şaşırtıcı bir rakam değil. Fenerbahçe'de yan faktörler de ortalar kadar iyi blok kovalıyorlar. 

Genel olarak bakıldığında Fenerbahçe geçen yılki handikaplarını (manşet, defans, kadro derinliği vs.) aşmış görünüyor. Gamova sonrası yapılan eleştiriler de Kasia'nın varlığıyla bir nebze diner artık herhalde. Fenerbahçe'de asıl sorun çaprazda kimin oynayacağından çok servis karşılama ve defansı kimlerin yapacağındaydı. Nitekim topu havaya kaldırdığınızda vuracak adam çok Fener'de bu yüzden asıl öncelik manşet ve defans zaafıydı. Geçen sene 3-4 kişiyle savunma yapan takım görülen o ki bu yıl 5-6 aktif savunmacıyla oynayacak. Manşet olayı da iki sağlam kaleyle kontrol altına alınmış gibi. Yalnız Nihan'ın durumu biraz endişe verici göründü bana. Sakatlıktan çıkmış olması da bir handikap tabi ki fakat bu sene rakiplerin servislerdeki net hedefi Nihan olacak gibi. Fenerbahçe Sokolova-Osmokroviç ikilisiyle bu handikapı aşmakta pek zorlanmaz diye düşünüyorum. Bir de bugün Fenerbahçe yedek liberosunu kadroya alma gereği bile duymamış. Tüm sezon bunu yapmazlar sanırım. Nihan maç içerisinde sakatlansa kim liberoya geçecekti merak ettim :) Çiğdem geçerdi galiba.

Vakıfbank cephesindeyse değişen pek bir şey yok gibi. En azından artı yönde bir şey yok. Takımın en büyük sorunu servis karşılayamamaktı şu an bu sorun aynen sürüyor. Nikolic sürekli böyle kullanılacaksa rakipler oradan  bu sezon da çok ekmek yer. Kamil Söz'ün hadi çıkın oynayın rahatlığında yönettiği Fenerbahçe'ye karşı Giovanni yine bir dünya taktik ve oyuncu değişiklikleri denedi ama eldeki malzeme ortada. Onu manşetten sakla bunu manşete sokma derken oyun planı da iflas etti. Kasia'nın servise geldiği her tur Vakıfbank için adeta kabus oldu. Bir ara artık topu dışarı atsa diye beklemekten başka bir şey yapamadılar. Bu düzeyde bir takım bu kadar çaresiz kalmamalı ki geçen sene de benzer manzaraları izlediğimizi düşünürsek transfer konusunda hatalar yapıldığı ortada. Vakıfbank ciddi takviyeler yapmadığı sürece geçen seneyi arayacak gibi duruyor. Sezon başı, takım yeni toplandı falan bir çok bahane üretilebilir ama Vakıfbank konusunda çok da iyimser olamıyorum.

Yeni salon için de bir şeyler ekleyeyim. Bu yıl Eczacıbaşı mı Fenerbahçe mi aday olur bilmiyorum ama CEV bu yeni salona CL için F4 vizesini verir gibi bir his var içimde. Bu arada Federasyon da nihayet sitesini açıp bakılabilir bir hale getirmiş. Her ne kadar içerik olarak hala yetersiz kalsa da bu bile bir adımdır.

27 Mayıs 2010 Perşembe

Transfer Harekâtı


Türkiye Kadınlar Voleybol Ligi 2009-2010 sezonunun bittiğini ilan eden düdükle taraftarları belki de sezonun genelinden daha çok ilgilendiren bir döneme, transfer sezonuna girdik. Taraftarlar forumlarda transfer dualarına çıka dursun, spora tuttuğu takımın renginden oluşan gözlüklerle bakmayanlar bu dönemde transfer stratejilerini anlamaya çalışarak takımların gelecekleri üzerine beyin fırtınaları estiriyorlar. Biz de, voleybol liginin konuşulmaya değer ‘diğerlerini’ üzülerek bir yana bırakarak, gözlerimizi öncelikle ağır ablalar kontenjanından imtiyazlı üç takıma çevirdik.


Aslında bu yazıyı takımlar iyice şekillendikten sonra yazmayı istemiştim. Ancak FBA’nın -ayyuka çıkan haberler ve resmi açıklamalar ışığında görünen- transfer stratejisi beni o kadar afallattı ki, içimden geçenleri paylaşmak için transfer sezonunun devamını beklemek zor geldi. Yazının şu anda yazılma sebebi olduğu için önceliği ve en uzun bölümü FBA’ya ayırdım. Bir voleybolsever olarak bu yıl FBA’dan beklentim geçen yıl belki mecburiyetten, belki de Gamova’nın cazibesine kapılarak yaptıkları transferlerin sonucunda kurulan çok kuvvetli ama dengesiz kadrosunu 2-3 nokta transferle gene kuvvetli ama biraz daha dengeli bir hale getirmesiydi. Gamova’nın ayrılışı ile bu yolda büyük de bir şans doğmuştu. Sokolova gibi bir oyuncunun gelmesi de bu yolda gidildiğine dair bir umut vermişti bana. Ancak sonrasında piyasaya düşen dedikodularla benim umutlarım gitgide azalmaya başladı.

Mehmet Ali Aydınlar Sokolova’nın imza töreninde FBA’nın bu yıl CEV CL’de kupayı kaldırmayı hedeflediğini ve bu hedef doğrultusunda kadrolarında 5-6 yabancı bulunduracaklarını açıkladı. Buraya kadar benim için çok büyük bir sorun yoktu, ancak M.Ali Aydınlar’ın zamanında gerekirse Türkiye için farklı, Avrupa için farklı takım kurarım dediği bana aktarılınca ve gelecek oyuncuların dünya yıldızları olacağı söylenince başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Belli ki M. A. Aydınlar Avrupa Şampiyonluğu konusunda çok hevesli, yalnız bunun tek yönteminin biri yıldızlarla dolu iki farklı takım kurmak olduğunu düşünüyorsa, birilerinin kendisini uyarması gerekir. Özellikle de kendisinin de sık sık dile getirdiği kalıcı başarıyı sağlamanın yolunun bu olmadığı çok aşikâr. Burada yabancı oyuncu mu, yerli oyuncu mu tartışmasına girmek istemiyorum. Sizlere sadece Dağhan Irak’ın bu konu hakkındaki yazısını okumanızı tavsiye edebilirim.* Benim için şu aşamada önemli olan FBA’nın stratejisi. Geçtiğimiz sezonun başarılı takımı FBA, daha da başarılı olmak yolunda 4-5 yıldız oyuncuyu kadrosuna katmayı seçmiş gibi duruyor. Bu tip yabancı transfere dayalı takımların uzun vadeli bir devamlılık sağlamadığını gerek tarihi gerek güncel örneklerden (Murcia, Tenerife, Novara, Volero, Telekom, Vakıfbank) görebilmek mümkün. Hele ki bunu iki ayrı altı kurar Avrupa'da biriyle, Türkiye'de diğeriyle oynarız noktasına taşımak o takımın kendi iç dengeleri açısından hatalı bir yaklaşım.

Voleybolda kontratlar genelde sezonluk hatta dönemlik yapılır. Özellikle yıldız lejyonerlerin iki sezonu aynı takımda geçirdiğini görmek çok sık rastlanır bir durum değildir. Bunun sonucunda da bir takımın kadrosunda değişmeyen takımların genç ve yetenekli oyuncularıdır. Türkiye özelinde yabancı kontenjanını da denkleme eklersek, kalıcı olanlar yerlilerdir. FBA zaten Eda, Seda, Naz gibi yakın dönem jenerasyonu içerisinde en yetenekli üç yerli oyuncuyu kadrosunda bulunduruyor. Bu durumda uygulanması gereken strateji bu üç oyuncu ile takımın iskeletini oluşturup, takımı gerekirse yabancı yıldızlarla tamamlamak olmalı. Bu üçlüyü bozmadığınız sürece, yerlilerle kapatamadığını açıklarınızı yabancılarla kapatmanız kimseyi rahatsız etmez. Ancak FBA bu oyuncuları Avrupa için yeterli görmemeye devam ederse, geçtiğimiz yılki yapılanma yüzünden her bakımdan geriye doğru bir gidiş sergiledikleri de düşünüldüğünde, korkarım bu oyuncular FBA’nın iskeletini oluşturmak bir yana, gitgide sıradanlaşacaklar. İşte o zaman FBA önümüzdeki 10 yılı kurtarma noktasından, sadece pahalı yabancı transferlere başarı kovaladığı bir noktaya gelecek. Bilmem voleybol mezarının bu tip kulüplerle dolu olduğunu bir daha hatırlatmama gerek var mı?

Rotasyon uygulanarak genç oyuncuların gelişiminin durmayacağı gibi naif bir düşünce ile bu stratejiyi savunmaya kalkmak da çok zor. Voleybol oyuncu değişimindeki kurallar sonucu maç içerisinde rotasyon uygulamaya açık bir spor dalı değil. Maçtan maça kadro değiştirmek de bir çözüm olamaz. Birçok spor dalında olduğu gibi takımı oluşturan bireyler de olsa, takımın başarısı ne kadar “takım” oldukları ile alakalı bir durum. Her maça farklı bir kadro ile çıkmakla, her maçı aynı kadro ile oynayan takımlar karşısında dezavantajlı bir duruma geleceğinizi görmek çok zor olmasa gerek. Eğer takım yöneticileri de bu düşüncedeyse, bir voleybol forumunda İtalyan bir arkadaşın belirttiği gibi, FBA (en azından Avrupa’da) başarısız olmanın en afili ve pahalı yöntemini bulmaya çalışıyor sanırım.

FBA’da işler böyleyken, Eczacıbaşı geçen yılı boşa geçirmenin verdiği hırsla transfere hızlı başladı. Eczacıbaşı için de FBA için söylediklerimizi bir yere kadar söylemek mümkün. Elindeki potansiyeli yüksek yerlilerle yıllardır sağlam bir iskelet oluşturamadılar. Ancak bu konuda onları mazur görmek daha mümkün. Öncelikle Naz’ı kaybetmeleri ardından da şans verilen yerlilerin bir türlü isteneni verememesi bir bakıma onların şansızlığı olarak görülebilir. Ellerinde güvenebilecekleri bir yerli iskeleti olmadığından, önceliği yerli transferine verdiler. Yerlilerin en iyisi Neslihan’ı ve en iyi pasörlerinden Elif’i kadrolarına kattılar. Belki de bu noktada eleştirilebilecek tek durum Mirka ile yollarını ayırmama kararları oldu. Mirka’nın smaçöre çekilmesi manşet / savunma problemine yol açabilir, mutlaka iyi bir manşetçi /savunmacı almalılar diye düşünürken, Del Core gibi defansı ve servis karşılamasıyla ünlü bir smaçörü ikna ederek, kadrolarını güçlendirdiler. Orta oyuncuları yetersiz derken de Barazza’yı aldılar. Bizim buradan gördüğümüz kadarıyla Eczacıbaşı genel de olduğu gibi bu yıl da düzgün bir strateji izlerken, bu sefer aldıkları oyuncuların kalitesiyle de başarılı bir transfer dönemi geçiriyor. Bütün bu olumlu gelişmelere rağmen zayıf yönleri olmadığını söylemek mümkün değil, ancak şu ana kadar izledikleri strateji yapılacak yerli / yabancı 1-2 nokta transferle zayıf noktalarını minimuma indireceklerini düşündürüyor bana. Eczacıbaşı’nın şu an için en zayıf karnı pasör pozisyonu gibi duruyor. Bakalım bu konuda Eczacıbaşı’nın bir sonraki adımı ne olacak. Elif’e güvenip bu pozisyon için Asuman dışında bir alternatif düşünmezlerse, haddim olmadan Eczacıbaşı’nın yeni günah keçisinin kim olacağının şimdiden belli olduğu kehanetinde bulunabilirim.

VGSTT ise transferin suskun ismi olma konusunda ısrarını sürdürmekte. Neslihan’ı kaybettikten sonra yeni transferlerini açıklamalarını boş yere bekleyip durduk. VGSTT’nin idari sorunlarla boğuştuğu dedikoduları bu noktada daha fazla anlam kazanıyor. Genel olarak VGSTT’nin de aynı Eczacıbaşı gibi yerli iskeletinde sıkıntıları olduğunu söylemek mümkün. Neslihan’ı kaybetmeleri de bu sıkıntıyı ayyuka çıkarttı. Şu an için VGSTT’nin Özge, Gözde ve Bahar’a güvenmekten başka bir çaresi yok gibi duruyor. VGSTT belki de FBA için ilk bölümde bahsettiğimiz hataları geçtiğimiz yıllarda yapmanın acısını çekiyor. Duygu Bal’a, Polen’e ve diğer gençlerinin gelişimine yeterince önem vermedikleri için şimdi daha sıkıntılı bir durumdalar. Belki de bu yıl iki güçlü rakibinin karşısına bu gençlerden birini hazırlıksız bir biçimde sürüp, oyuncularının bu sorumluluğu kaldırmalarını beklemek zorunda kalacaklar. Belki bu konumda yapabilecekleri en iyi şey, kadrolarına savunması ve manşeti ortalamanın çok üzerinde ama aynı zamanda bir çapraz kadar hücum gücü olan bir oyuncuyu katmak. Bu açıdan Logan Tom dedikoduları onlar için önemli olabilir. VGSTT ve ligimizin kalitesi açısından bizim için umutla beklemekten başka bir çare de yok sanırım.

* Yabani Vaziyetler

26 Mayıs 2010 Çarşamba

Sokolova ve Vatandaşlık Mevzusu - 2

Sokolova konusunda yazdığım son yazıya değişik tepkiler gelmişti. Bunlardan biri de Federasyonun yönetmeliğinin Anayasa mahkemesiyle çeliştiği ve oyuncuların yerel mahkemelerde haklarını arayabileceği yönündeydi. FIVB talimatnamesinde konuyla ilgili yeni gördüğüm bir kural var ki Sokolova ve benzer durumdaki oyuncuların neden FIVB ve Federasyon yönetmelikleri dışında hak arayamayacağını çok açık bir şekilde belirtiyor.

1.6.8.1 Local Court decisions
Decisions concerning international transfers of players (male and female) based on the laws of a country and against the rights of a foreign NF or against FIVB Constitution or transfer rules are not binding on the FIVB.
1.6.8.2 International participation Whenever a local court gives a player the right to a local license based on national law and against FIVB Regulations, the FIVB organs (including Confederations) must not grant an international license and must prevent that player from taking part in any international competitions under their authority.
1.6.8.3 Other affiliated NFs must not allow a team which has a player who has not complied with FIVB transfer rules after notice from the FIVB Secretariat to play in its territory.

Uzun uzun çevirisini yapmayacağım özet geçmek gerekirse Türkçesi şöyle:

Eğer bir oyuncu FIVB ve yerel federasyon talimatlarına aykırı bir şekilde ulusal mahkemelerden yerli statüsünde oynama hakkı kazanırsa bu oyuncuya FIVB tarafından uluslararası müsabakalar için lisans verilmez. Aynı şekile FIVB'e bağlı federasyonlar da bu oyuncuya kendi ülkeleri için geçerli lisans veremezler.

FIVB, yerel/ulusal mahkemelerin kararı beni bağlamaz, bu oyunun kurallarını ben koyarım diyor açık açık. 

Sonuç olarak Sokolova örneğindeki oyuncular için yerel mahkeme kapıları da kapanıyor bu maddeye göre. Zaten senelerdir hiçbir oyuncunun yerel mahkemelerde hakkını aramamasının veya sonuca ulaşamamasının ardında da bu madde yatıyor olmalı. Hiçbir oyuncu böyle bir şey için lisansını kaybetmeyi göze alamaz.

Kısaca Sokolova ve yerli statüde oynama konusu yönetmeliklerde bir değişiklik olmadığı sürece imkansızdır. 

22 Mayıs 2010 Cumartesi

Natalia Safronova için müzayede

Geçtiğimiz yıl geçirdiği rahatsızlığın ardından haftalarca komada kalan ve nihayet komadan çıkan ancak hala ciddi sağlık sorunlarıyla uğraşan Rus yıldız Natalia Safronova'ya yardım toplama amaçlı bir müzayede düzenleniyor Rusya'da. Müzayedede Gamova, Godina, Gioli, Valeska, Goncharova, Koshelev, Pequeno gibi voleybolcuların bu sezon giydiği formalar satışa sunulmuş. Yalnız Gamova'nın formaları bu sezona ait değil dolayısıyla aralarında Fenerbahçe forması yok. Fenerbahçe'ye bir teklif geldi mi gelmedi mi bilemiyorum ancak geçen yıl Gamova, bu sezonsa Sokolova gibi iki önemli Rus oyuncuyla sözleşme imzalayan Fenerbahçe'nin böyle bir kampanyaya destek çıkması gerekirdi diye düşünüyorum. Formaların dışında Gamova'nın kendi çizdiği bir de resim açık arttırmaya çıkarılmış. Internet üzerinden 19-26 Mayıs tarihleri arasında sürecek müzayedede en yüksek teklifi verenler bu ünlü isimlerin formalarına sahip olacaklar. Elde edilen tüm gelir Safronova için kullanılacak. Açık arttırmadaki ürünlerle ilgili link aşağıda:

http://molotok.ru/my_page.php?uid=17420532 

18 Mayıs 2010 Salı

Sokolova ve Vatandaşlık Mevzusu



Lioubov Chachkova Kılıç ya da çoğunlukla kullanılan ismiyle Sokolova'nın Fenerbahçe Acıbadem'e transferi günler önce bitti. Voleybol kamuyounun yeni tartışma konusuysa Sokolova'nın Türk olarak oynayıp oynamayacağı. Maç kadrosundaki yabancı sayısının en fazla üç olması nedeniyle bu son derece önemli bir konu. Herkes kendi kafasına göre oynar oynamaz derken resmi yönetmelikler ne diyormuş biz de ona bakalım. 

Önce FIVB'in konu hakkındaki yorumu: Son güncellenen FIVB yarışma talimatnamesi:

Naturalized players may be part of the national team of their new country, immediately following the date of issuance of the official documents (change of Federation of Origin Certificate) granting the new citizenship, only if and when they comply with the following four conditions: 

 a). if they have not previously been registered to play for another national team;
 b). if they have been proven resident in the country of their new nationality for no less than two years (up to the opening day of the competition) from the date of issuance of the official document granting the new citizenship.
 c). if such residence was not interrupted to play Volleyball in a club or national team of another country;
 d). if, during the two (2) years’ residence, the player was not protected under an International Transfer Certificate issued by his Federation of Origin.
 

Türkçe meali:

Sonradan vatandaşlığa geçirilen oyuncular gerekli resmi belgelerin teslimi ve aşağıdaki koşulların sağlanmasıyla birlikte o ülkenin milli takımında oynatılabilirler:

a.   Daha önce başka bir mili takımın müsabaka kadrosunda yer almamışlarsa,
b. Vatandaşlığın kazanılmasından itibaren iki yıldan az olmamak kaydıyla o ülkede ikamet etmişlerse,
c.  Bu ikamet süreci başka bir ülkenin kulüp veya milli takımında oynamak için kesintiye uğramamışsa,
d.  Eğer oyuncu bu iki yıllık süre içerisinde eski federasyonunun düzenlediği uluslararası transfer sertifikasının koruması altında değilse.

Sokolova'nın durumu bu yönetmelikte geçen hiçbir maddeye uymuyor çünkü:

a. Daha önce başka bir milli takımda oynadı, 

b. Türkiye'deki ikamet süreci bir yıldan fazla değil, 

c. TC vatandaşlığına başvurduktan sonra Türkiye'deki ikamet sürecini başka bir ülkenin milli ve kulüp takımında oynamak için kesintiye uğrattı,

d. TC vatandaşlığından sonra bir yıl lisanssız kaldı ve oynayamadı. İtalya'da Türk olarak görünmesine karşın lisansını sağlayan Rusya Federasyonu'ydu.

Kısacası FIVB yönetmeliğine göre Sokolova Türk statüsünde oynayamaz.

Federasyonun ne dediğine bakalım bir de. TVF Yarışma Talimatnamesi:

8.1.5.1. Türkiye 1. Liginde yer alan kulüpler, takımlarının uluslararası oyun kurallarında belirlenen (12) sporcudan kurulu resmî müsabaka kadrolarında, en çok 3 (üç) sporcu dışında kalanların ülkemiz yıldız veya genç takımlarından yetişmiş olması zorunludur. Bunlardan 1 (bir) tanesinde 31 Mayıs 1997 tarihine kadar T.C. vatandaşlığına geçmiş (T.B.M.M. Kararı ile olanlar hariç), T.C. pasaport ve nüfus kâğıdına sahip olmak şartı ile ülkemiz yıldız veya genç takımlarından yetişmiş olma zorunluluğu aranmaz. T.C. vatandaşlığına geçmiş olan sporcu, ülkemiz millî takımları müsabaka kadrosunda yer almış ise hiçbir şart aranmaz ve yerli oyuncu statüsünde kabul edilir.

Federasyonun ilgili maddesinde görüldüğü üzere Sokolova burada da hiçbir maddeyi karşılamıyor.

Vatandaşlığa  geçiş tarihi 31 Mayıs 1997'den çok sonra.

Vatandaşlığı TBMM kararıyla verilmedi.

Daha önce herhangi bir seviyede milli takımımızda oynamadı.  

Kısacası şu anki koşullar altında Sokolova'nın Türk sayılması mümkün değil. Bundan iki yıl kadar önce evlilik yoluyla vatandaşlık kazanan voleybolcuların Türk statüsünde oynamak için mahkemeye başvurduğu basında çıkmıştı ancak mahkemelerden de bu oyuncular lehine bir karar çıkmadı çünkü konunun muhattabı onlar değil, Federasyon. Kaldı ki Federasyon milli takımda oynamasına müsade etse bile FIVB yönetmeliğine göre Sokolova'nın iki yıldan önce milli takımda oynaması mümkün değil. Milli takımda oynayamadığı için Türk statüsünde sayılması da imkansız. Ayrıca Sokolova'nın hali hazırda hem önümüzdeki Dünya Şampiyonası hem de Olimpiyatlarda Rus Milli Takımı'nın formasını giymek istediğine dair görüşleri var resmi web sitesinde. Bu durumda Türk Federasyonu ve milli takımın teknik heyeti onu kadroya çağırsa bile Sokolova kendisi Türk Milli Takımı'nda oynamayı kabul eder mi üstüne bunun için iki yıl beklemeyi göze alır mı bilemiyorum.

15 Mayıs 2010 Cumartesi

Gamova üzerine...



Fenerbahçe gerçekten ilginç bir camia. Üzüntüyü de sevinci de uçlarda yaşayan bir taraftar profili var. Bunun son örneğini Gamova'nın ayrılışı sonrası şu günlerde gözlemlemek mümkün. Gamova'nın gideceği çok büyük bir sır olmamasına rağmen nedense taraftarlar üzerinde geniş çaplı bir şaşkınlık uyandırmış. Bunun bir son dakika sürprizi olmadığı aksine aylardır beklenen bir gelişme olduğunu tahmin etmek için  kahinlik yapmaya gerek yoktur sanıyorum. Taraftarın kulüpteki sporculara olaya sürekli bir taraftar zihniyetiyle bakarak gereksiz ve fazlaca anlam yüklemesinin bir sonucu bu aslında. Sporcular için bu bir hobi değil yaşamlarını idame ettirmelerine yarayan bir meslek. Bunu bir türlü anlayamıyoruz. Elbette istisnai örnekler mevcut ama genele baktığınızda profesyonel sporcular da birer meslek erbabıdır sonuçta. Kariyer tercihlerini planlarken olaylara taraftar gözüyle bakmadıkları gibi öncelikleri her zaman kendi kişisel istekleri, tercihleri ve çıkarları oluyor. Üstelik Gamova gibi ülkede sadece 1 yıl kalmış bir oyuncuya bu derece fazla bağlanmak, adeta simgeleştirmek bana ne kadar taraftar gibi bakmaya çalışsam da anlamsız geliyor. Gamova yıllarca bu kulüpte oynar sonra giderse bunun taraftar psikolojisine bu derece yansımasını kabul edebilirim fakat şu koşullarda bu kadar gürültü patırtı koparılmasını  anlamak zor.

Fenerbahçe taraftarı Gamova'nın takımda kalacağına o kadar kendini inandırmış ve şartlandırmış ki bu ayrılışı kabul etmek zor geliyor. Yaşanan hayal kırıklığıyla birlikte hemen bir suçlu arayışı başlatılmış. Bundan bir süre önce Gamova'nın gideceğini Twitter, Fenerbasket, Ekşi Sözlük gibi yerlerde yazmıştım. Bunu ilk söylediğimde aldığım alakasız tepkiler ve yapılan ithamlar bana kalsın ancak olayın gerçeğe dönüşüp Gamova'nın resmi olarak da kulüpten ayrılmasından sonra bazı insanların bunun sorumlusu olarak "Gamova'nın gideceğini" söyleyenleri göstermesi ancak akıl tutulmasıyla açıklanabilir herhalde. "Gamova veya x oyuncu başka takıma gidecek" dediğinizde sanki ona kötü oyuncu demişşiniz gibi tepki veren bir takım insanlar da var ki onlar apayrı bir araştırma ve yazı konusu olurlar.

Internet'in getirdiği göz önündelik ve fikirlerini çok daha fazla insana ulaşacak şekilde ifade edebilme kolaylığıyla birlikte insanlar forumlar, sözlükler, twitter gibi platformlarda yazdıkları her şeyin birileri tarafından takip edildiğine ve o birilerinin hayatlarını bu yazılanlara bakarak yönlendirdiğine koşulsuz bir şekilde inanır olmuşlar. Sporcular, antrenörler, menajerler burada yazılanları okuyor, onları etkiliyorsunuz, kafalarını karıştırıyorsunuz gibi gerçekçi bir dayanaktan yoksun argümanlarla eleştiriler yapılıyor. Bu camianın içerisinde aktif olarak bulunan ve profesyonel anlamda bu işi yapan kişilerin bizlerin yazdıklarından etkilendiği teorisine inanmak kendini fazla ciddiye aldığının bir göstergesi olsa gerek. Bu insanlar etraflarında olup biten, direkt içerisinde yaşadıkları bir dünyada gerçekleşen olayları bizden çok daha detaylı bir şekilde biliyorlar zaten neden tanımadıkları ve tamamen çemberin dışında olan insanların dediklerinden etkilensinler ki? Ya da bu etki tercihlerini şekillendirmelerinde ne derecede rol oynayabilir?

Gamova'nın Kazan'a transferi herhangi birilerinin gazıyla veya Türkiye'de kalmasına köstek olunmasıyla minimum seviyede bağlantılı. Rusya'ya dönmek Gamova'nın kendi kişisel tercihleri sonucunda aldığı bir karar. Fenerbahçe'ye geldiğinden bu yana gerek kulübün resmi yayın organlarına gerek dış basına verdiği her röportajda ağzından düşürmediği ülkemi özlüyorum açıklamaları da burada sorunun dış kapının mandalı kadar bile olmayan kişilerden çok Gamova'nın kendi iç dünyasıyla alakalı olduğunun  ve sezon biter bitmez ayrılacağının da bir göstergesiydi. Şu koşullarda hala kelle avcılığı peşinde koşmanın, bunun mutlaka bir sorumlusu olmalı mantığıyla hareket etmenin beyhude bir çaba olduğunu akl-ı selim sahibi her insan fark edebilir.

Gamova'nın ayrılışının ardından ağıtlar yakıladursun, bu ayrılış teknik anlamda Fenerbahçe'yi geçtiğimiz yıldan çok daha dengeli bir takım haline getirmiştir. Voleybolu izlemeye son ŞL F4'üyle başlayıp, gözünü Gamova'nın smaçlarıyla açan insanların bu oyuncuyu voleybolun Tanrıçası mertebesine çıkarmalarında şaşılacak bir durum yok. Gamova özel bir oyuncudur ve oynadığı takıma kattıkları yadsınamaz ancak voleybol dinamikleri gereği tek bir oyuncunun bireysel yetenekleriyle tüm takımın üzerine çıkıp bir şeyler başarabileceği bir spor değildir.  Voleybolda futbol, basketbol gibi sporların aksine ortadaki topun kimsenin tekeline girme ihtimali yok. Gamova da en nihayetinde Dünya'daki en kaliteli pasör çaprazlarından  ve bu oyunun en iyi oyuncularından biridir fakat hiçbir şekilde tek özel oyuncusu ve en büyük yeteneği değildir. Böyle bir iddia bu oyunun yapısıyla çelişiyor her şeyden önce. Oyuna ve takımına toplam katkıda Gamova'dan daha faydalı onlarca voleybolcu var dünyada ancak ülkedeki sonradan görme voleybol taraftarının oyuncu havuzu ve oyuna yaklaşımı çok dar bir çerçevede kaldığından sadece üç beş ismin bu sporu domine ettiği, destanlar yazdığı yargısı oluşuyor ve voleybol sadece bu süper kahramanlar etrafında konuşuluyor. Fenerbahçe'nin en büyük hedefi olan ŞL şampiyonluğunun tarihinde kupayı kazanan hiçbir takımın kadrosunda Gamova yoktu. Fenerbahçe'de olması ya da olmaması şampiyonluk için tek veya olmazsa olmaz bir şart değil. CV ölçeğinde baktığınızda dahi mesela Sokolova'nın Gamova'dan çok daha kariyerli ve aranan bir oyuncu olduğunu anlamak zor olmasa gerek. Fenerbahçe'de taraftarın Gamova'yı bu kadar ön plana çıkarıp takımın can damarı haline getirmesi diğer oyunculara da büyük saygısızlık aslında. Takımda illa birileri ön plana çıkarılmalıysa bunu en çok hak eden isimlerden biri Natasa Osmokroviç olurdu. Vakıfbank'la oynanan final serilerinde çaprazların yerini değiştirseniz Fenerbahçe yine o seri ve kupaları kazanırdı fakat Osmokroviç'i alıp en azından bir iki maç Vakıfbank'ın smaçörleriyle değiştirme şansımız olsaydı o serilerde ibrenin bir anda nasıl karşı tarafa döneceğini görebilirdik. 

Fenerbahçe Acıbadem, Gamova transferini zaten çok planlı programlı yapmış değildi bunun sonucunda  teknik ekip oyun sisteminde de bir takım değişikliklere gitmek zorunda kaldı fakat takımın diğer dişlilerinin bu oyun stili için uygun olmadığını kabul etmek gerek. Beylikdüzü gibi takımlar karşısında bile ben buradayım diyen bu zaafları bu blogda elimden geldiğince anlatmaya çalıştım. Kazanılan başarılar elbette ki takımın iyi olduğunu gösterir sonuç bağlamında fakat Fenerbahçe teknik olarak çok da doğru bir kadro yapılandırmadı. Eldeki bütçenin büyüklüğünü de hesaba katarsak bu kadro net bir şekilde evet doğru bir kadrodur diyemeyiz. Fenerbahçe Gamova'sız şu haliyle bile geçen yıldan daha iyi bir takım fakat bu yıl çok daha zor rakiplerle boy ölçüşecek. Avrupa voleybolunda ekonomik krizle birlikte iki yıldır süregelen ölü toprağı yavaş yavaş kalkıyor gibi. İtalya'da Cortese, Türkiye'de Eczacıbaşı gibi takımlar kusursuz kadrolar oluşturmak için çok ciddi bütçeler ayırmış durumdalar. Aynı şekilde Rusya'dan da sağlam yatırımlar gelecek gibi görünüyor. Fenerbahçe böyle bir ortamda geçen yılki gibi istismara açık yönlerini kapatmayı başaramazsa Gamova'nın varlığı bile takımın bu eksiklerini tolere etmeye, takımı tek başına zirveye taşımaya yetmez.  Bunu Bergamo'ya karşı oynanan final maçında bire bir tecrübe ettik.

Ülkedeki rekabetin çıtasını yükselten Fenerbahçe, bu çıtanın altında kalmamak için eksiklerini kapatmak zorunda ve bunun ilk adımı olarak da Sokolova gibi doğru bir transfere imza attılar. Bundan sonraki süreçte hem yurt içi hem yurtdışında rakiplerinin ve Fenerbahçe'nin yapacağı hamlelerle çok daha iyi bir lig izleme fırsatı bulacağız sanırım ancak çoğu taraftarda iyi oynayarak kaybedilen maçlar sonrasında bile Gamova olsaydı böyle olmazdı düşüncesi sabitliğini koruyacak, bundan hiçbir şüphem yok. Tabi aynı taraftarlar takım ŞL'de şampiyon olursa Gamova'yı hatırlamayacak bile.

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Bireysel Servis İstatistikleri

Aroma Bayanlar Ligi 2009-10 sezonunda ortaya çıkan bireysel servis istatistiklerini aşağıdaki tablolardan görebilirsiniz. 
Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız. 
En Çok Servis Kullanan Oyuncular
(Toplam)



En Çok Servis Kullanan Oyuncular
(Set Başına)

 
 
En İstikrarlı Servis Kullanan Oyuncular


Servisten En Çok Sayı Alan Oyuncular
(Toplam)


Servisten En Çok Sayı Alan Oyuncular
(Set Başına)


En Verimli Servis Kullanan Oyuncular
(Efektif Yüzdeye Göre)

Serviste En Çok Hata Yapan Oyuncular


En Verimsiz Servis Kullanan Oyuncular

Finalden arda kalanlar



“Güneş’in Sultanları” ve “Sarı Melekler” 2009-2010 sezonunda yedinci defa karşı karşıya geldiklerinde, her iki takım da bu karşılaşmanın belki de en önemlisi olduğunun farkındaydılar. “Sultanlar” şampiyonluk adına son iddialarını ortaya koyarken, “Melekler” bu sezon için tüm hedeflerine ulaşmalarını sağlayacak bir performans gösterme amacındaydı. Final serisinin ikinci maçında sporseverlere görsel zevki ve kalitesi yüksek bir maç seyrettiren iki takımın bu maçta da kaliteli bir maç ortaya koyacakları umuluyordu. Maç beklentilerimizin aksine setlerde 3-0 gibi net bir skorlarla Fenerbahçe Acıbadem lehine sona erince, Sarı-Lacivertliler üst üste ikinci defa şampiyonluk kupasına uzandılar.

Kadınlar voleybol ligi final serisinin üçüncü maçı başlarken bir sporsever olarak en büyük dileğim, bu maçın serinin ikinci maçı kadar zevkli geçmesiydi. Bu açıdan Jan de Brandt’ın Seda yerine Alice Blom tercihini kullanmasını umuyordum. Belki tüm maçın gidişatını tek bir oyuncuya yüklemek doğru değil, ancak Seda’nın varlığının Fenerbahçe Acıbadem’in (FBA) oyununu daha dengesiz kıldığını düşünmeden edemiyorum. Alice Seda’ya göre daha vasat bir oyuncu olsa da manşette, özellikle de defansta verdiği katkıyla rallilerin uzamasına, sonuçta oyunun seyir zevkinin artmasına sebep oluyor. Jan de Brandt bizim seyir zevkimizden ziyade haklı olarak maçın sonucunu daha önemsediği ve muhtemelen galibiyet yolunda Seda’nın hücum ve özellikle blok üstünlüğüne ihtiyacı olduğunu düşündüğü için tercihini Seda’dan yana kullanmış olmalı.

Filenin öteki tarafında Guidetti, Nikoliç, Stam, Gözde üçlüsünden bu kez Stam ve Nikoliç’e yer vermiş, bu tercihe yabancı kontenjanı sorunu da eklenince ortada Maja’nın çaprazına Baharı kadroya almıştı. Antrenörlerin tercihlerine saygı gösterilmesi gerektiğine inandığımdan, bu seçim hakkında fazla yorum yapmak istemiyorum. Gene de bu seçimlerin oyunun kalitesine katkıda bulunmasının zor olduğunu düşündüğümü söylemeden de geçemeyeceğim. Kinga’nın eksikliği Vakıfbank Güneş Sigorta Türk Telekom’un (VGSTT) blok gücünü düşürdüğü gibi hücum varyasyonlarının da azalmasına yol açıyor. Debby’nin savunmaya pozitif katkısı olsa bile, Kinga’nın eksikliğinin yarattığı kalite zafiyetini kapatmaya yetmiyor. Elbette Guidetti’nin bu seçiminin benim göremediğim bir nedeni vardır.

Maç öncesi düşüncelerimizi bir yana bırakıp, maça dönelim. Maça VGSTT hızlı başladı ve iki haneli rakamlara ulaştığında FBA’ ya 6 sayılık bir üstünlük sağladı. Acaba geri dönebilecekler mi soruları akıllarda belirmeye başlarken, FBA servis serileriyle arayı kapatmaya başlamıştı bile. Bize de kadrolara bakarak öne sürdüğümüz düşük kalite kehanetinin gerçekleşmesini izlemek düştü. Daha iyi servis atanın seriler yakaladığı ya da daha kötü servis karşılayanın seriler kaybettiği bir sette takımlar 20li sayılara beraberlikle girdiler, ancak geriden gelen ve rüzgârı arkasına alan FBA seti bitirmekte zorlanmadı (22-25). Bu setin en çok dikkati çeken yönü manşet hatalarıydı, özellikle her iki takımın en güvendiği oyuncuları Nati ve Debby’nin manşette zorlandıklarını gördük. Manşetler kötü olunca, pasörler de zorlanmaya başladı, alınan olumlu manşetlerde bile hata yapmaya başladılar. Bu dönemde zor hücum eden iki takım adına sorumluluk üstlenen pasör çaprazlarından Gamova Neslihan’a göre daha az hata yapınca FBA seti kazanmasını bildi.

İkinci sette durum tam tersine dönmüş gibiydi, bu sefer kaçan FBA kovalayan VGSTT’ydi. İlk setin sonunda tartışmalı bir karara şiddetle itiraz eden ve ikinci setin başında Ümit Sokullu tarafından ciddi bir uyarı alan, bir de sarı kart gören Maja’nın konsantre olmakta güçlük çektiği görüldü. Böylece VGSTT’nin FBA’ya üstünlük sağladığı belki de tek pozisyon olan ortalar da aksamaya başladı. FBA tarafında ise oyunu Nati ve Gamova üzerinden oynamayı tercih eden Dirickx’in oyunda olması da eklenince bu sette ilk sette zaman zaman görülen hücum varyasyonlarını bile özler duruma geldik. Oyunun ikinci yarısında ilk iki maçın iyi oyuncusu Gözde’nin oyuna dâhil olması ile manşetini düzelten ve sonrasında Neslihan’ın performansıyla sayılar bulmaya başlayan VGSTT skorda dengeyi bulmayı başardı. İlk setin tam tersine bu sefer VGSTT geriden gelip seti alacak gibi duruyordu. Ancak önce Gamova, sonra Seda’nın ekstra katkısı FBA’nın krizi atlatmasına ve bu seti de kazanmasına yetti(24-26).

Maçın üçüncü seti başlarken FBA rakibinin ataklarını üst üste bloklarla durdurmanın da verdiği öz güvenle bir anda 8 sayı öne fırladı. Bu dakikadan sonra VGSTT için dönüş imkânı kalmadığını düşünüyorduk ki, sanırım aynı hisle rehavete kapılan FBA VGSTT’nin iyi bir takım olduğu gerçeğini unutma gafletinde bulundu. Bu sefer blokları yapan VGSST, manşet hatalarını yapan FBA idi. Çok geçmeden maçın skoru 13. sayıda eşitlendi. Ancak rehavetten sıyrılan FBA öncelikle iki sayı öne geçti ardından da VGSTT’nin arayı kapatmasına izin vermeden seti, maçı ve şampiyonluğu aldı (21-25).

Maçın geneline baktığımızda sık sık dile getirdiğim gibi düşük kaliteli bir maç seyrettiğimizi söyleyebilirim. VGSTT adına bu durumun sebeplerini Gizem’in muhtemelen sakatlığından ötürü tam performans gösterememesi, Nikoliç ve Debby’nin önceki maçlara nazaran savunma ve manşette daha kötü oynaması ve ortalardan gerekli verimin alınamaması olarak sayabiliriz. FBA adına ise her zamanki tekdüze oyunun ötesinde manşetlerde aksayan bir Nati vardı. Sonuç olarak daha az hata yapanın takımın kazandığını söyleyebiliriz. Oyuncular özelinde ise Gamova’nın yüksek performansı ve Seda’nın kritik anlarda sorumluluk alıp, başarılı olması maçın sonucunu belirleyen önemli faktörlerdi. Diğer tarafta ise Neslihan ve özellikle Nikoliç yeterli hücum performansını sergileyemediler.

Maçta içimizi ısıtan anlar da vardı elbette. Gamova’nın karakteri dışına çıkıp çocuklar gibi sevinmesi, Maja’nın rakip takımı rahatsız etmeyecek bir şekilde hırsını sahaya yansıtması ve maç sonu ödül seremonisinde gözleri dolan Gözde’nin Nihan ve Çiğdem tarafından teselli edilmesi bu anlardan sadece bir kaçıydı.

Ödül seremonisi deyince, bu konuya da değinmek gerekir diye düşünüyorum. Ödüllendirilen bazı oyuncuların ödülleri hak etmedikleri eleştirileri bu defa biraz yüksek sesle dile getirilince, Federasyon takdire şayan bir biçimde hemen ertesi gün ödül sahiplerinin nasıl belirlendiğine dair bir açıklama yapma zorunluluğu hissetti. Keşke bu uygulamayı erkekler finalinden sonra da yapsalardı da, aldığı sayılar toplamı en yüksek oyuncunun neden en iyi skorer seçilmediğini ya da en düşük servis verimliliğine sahip oyuncunun nasıl en iyi servis atan oyuncu seçildiğini öğrenebilseydik.

9 Mayıs 2010 Pazar

Bireysel Hücum İstatistikleri

Aroma Bayanlar Ligi 2009-10 normal sezonu sonunda ortaya çıkan bireysel hücum istatistiklerini aşağıdaki tablolarda görebilirsiniz. 
Resimleri büyütmek için üzerlerine tıklayınız.

En Skorer Oyuncular 
  

En Skorer Oyuncular
(Set Başına) 


En İyi Smaçörler 
(Hücumdan Alınan Toplam Sayıya Göre) 


En İyi Smaçörler 
(Set Başına)


En İyi Smaçörler 
(Normal Hücum Yüzdesine Göre)


En İyi Smaçörler
(Efektif Hücum Yüzdesine Göre) 


En Verimsiz Hücum Oyuncuları
(Normal Hücum Yüzdesine Göre) 


En Verimsiz Hücum Oyuncuları
(Efektif Hücum Yüzdesine Göre)