12 Nisan 2010 Pazartesi

Vakıfbank Güneş Sigorta TT 3 Fenerbahçe Acıbadem 2


Türkiye Kupası Finalinin ilk ayağı pek de beklenmedik bir sonuçla bitti. Tam 30 maçtır hiçbir Türk takımına yenilmeyen Fenerbahçe yaklaşık 1 yıl sonra ilk mağlubiyetini aldı.

Maçın ilk iki setine bakıldığında bu yıl defalarca izlediğimiz klasik bir Fenerbahçe-Vakıfbank mücadelesi vardı. Yine etkili servislerle oyuna giren Fenerbahçe zaten her daim manşette sıkıntıları olan Nikolic'in yanına bir de standartlarının çok altında bir performans gösteren Gözde'yi de bulunca Vakıfbank'a nefes bile aldırmadı bu ilk iki sette. Fenerbahçe'nin etkili servisleri karşısında manşette düşen, üstüne Özge'nin takımı oynatmaktaki klasik sorunlarıyla birlikte Neslihan gibi bir silahı da oyuna hiç giremeyen Vakıfbank maçtan tamamen koptu. Zaten bu noktadan sonra Guidetti'ye maçın döneceğini söyleseniz o bile inanmayabilirdi herhalde.

Ancak 3. setten itibaren Guidetti belki de Türkiye'ye geldiğinden bu yana ilk defa bir maça bu kadar etki edecek hamleler yaptı. Özge bu bloğu açtığım günden beri söylüyorum ki Vakıfbank gibi bir takımı oynatabilecek çapta bir pasör değil. Bu yüzden Özge-Arzu değişikliği eldeki imkanlar açısından yapılabilecek en mantıklı seçim. Ancak Arzu'nun varlığı Vakıfbank için savunmada ciddi bir risk anlamına geliyordu zira  Özge kadar hareketli ve savunmada aktif bir pasör değil. Açık gelen manşetlerle Özge kadar rahat oynayamıyor. Nikolic ve Seda gibi düşük kalitede manşet getiren smaçörlerle iş yapması çok zor.  Yapısı nedeniyle daha çok belli bir alan içerisinde gelen topları dağıtabiliyor. Haliyle bu noktada hem Nikolic hem Arzu'nun aynı anda oyunda kalması Vakıfbank'ı savunmada da ciddi sıkıntılara sokuyor. Gözde ve Nikolic'in dışarı çıkıp Stam ve Güldeniz'in oyuna girmesi Vakıfbank'a üç noktada çok büyük avantaj getirdi. Bu iki oyuncu hem manşetleri toparladı, hem savunma yaptı, hem de servislerle Fenerbahçe'nin yumuşak bölgesini delip geçtiler. İstediği tarzda toplar alan Arzu ortaları da devreye sokmaya başladı. Vakıfbank'ın iki ortası zaten kullanılabildikleri sürece şu an ligin en iyi ikilisi konumundalar. Tüm bunlara Neslihan'ın da dönüşü eklenince ilk iki set güle oynaya gelen Fenerbahçe bir anda panik havasına girdi.

Fenerbahçe her şeye rağmen kaybettiği 3 seti de kurtaracak noktaya geldi fakat o kadar üstün olduğu ilk iki setin ardından rakibe gösterdiği zaaflar Vakıbank'ın 2-3 sayı geriye düştüğü anlarda dahi ekstra motivasyonla oyunda kalmasına sebep oldu.  Naz ve Blom hamleleri çok geç kalınmış hamlelerdi. Jan zaten Naz'la oynamak istemiyor ancak smaçör pozisyonunda Blom'dan başka seçenek olmadığı için mecbur ikili değişiklik yapmak ve Dricikx'i dışarı çıkarmak zorunda kaldı. Ligin başında ilk altı çıkan Naz-Blom ikilisi nedense hep farklı şekilde geriye düşülen bu tarz kriz anlarında kurtarıcı niyetine sahaya sürülüyor ki kendilerini gösterecek zaman bile bulamıyorlar çoğunlukla. Doğal olarak haftalardır gözüken yaraya yapılan bu geç müdahale maçı döndürmeye yetmedi. Vakıfbank ilk iki set dışında bu sezon belki de en iyi takım performansını sergilediği maçı 3-2 kazanarak bu yılın en büyük sürprizlerinden birine imza attı. Guidetti de ilk kez elindeki kadroyu doğru düzgün kullanmayı başarabildi.

Vakıfbank'ta bugün Stam'ı oldukça beğendim. Hücumda çok skorer görünmemiş olabilir fakat her topta vardı ve sayı alamasa bile bir şekilde olumlu işler yaptı. Attığı servisler de Fenerbahçe'yi çözen etkenlerden biriydi. Keza Güldeniz'in özellikle manşet ve savunmadaki katkısı da yadsınamaz. Neslihan'ın da özellikle oyunun kopma anlarında üst üste öldürdüğü 3-4 topla takımın geri dönüşünde ciddi bir etkisi oldu. Pasör farkını zaten daha önce yazdık.

Guidetti tüm bu hamleleri yaparken artık Fenerbahçe'de çok belirgin olan bir takım zaaflara da değinmek gerekiyor tabi ki. Manşetlerde yaşanan klasik sorunları hiç saymıyorum çünkü yazmaktan gına geldi ama manşetler dışında bakılması gereken  başka rahatsızlıklar da var. Birincisi takımın hücum sistemi çok tek düze. Sezon başında çok değişik kombinasyonlarla hücum eden, hiçbir oyuncusunun üzerine çok ekstra setler kurmayan Fenerbahçe sezonun bitimine haftalar kala tüm bu özelliklerini kaybetmiş durumda. Takım dönüp dolaşıp hep aynı oyuncular üzerine, bir iki ezber hücum setiyle oynuyor. Tüm ağırlık köşelere kayarken Nati veya Gamova arkadayken de durum fark etmiyor setler sürekli bu iki oyuncu üzerine kuruluyor. Ortalar blok yapmak dışında hemen hiç bir hücumda yoklar. Şu da bir gerçek ki artık rakipler Fenerbahçe'nin bu setlerini ezberlemiş durumda. Şahsen ben top Dirickx'in eline geldiği anda kime gideceğini çok rahat kestirebiliyorum. Sezon başında antrenmanlarda 19 farklı hücum seti üzerine çalışan bir takımın şu andaki görüntüsü topu ya Gamova'ya kaldır ya da Nati'ye yatık pas yolladan öteye gitmiyor. Arada bir de ortalara düzgün bir set kuruluyor o kadar. Bu takımın en büyük üstünlüğü olan hücum gücü kesinlikle bu kadar kısır setlerle heba edilmemeli.

Gelelim Gamova'ya. Defalarca yazdım herkes sorunun paslarda olduğunu düşünüyor fakat sorun sadece pas kalitesi değil. Rakipler Fenerbahçe'nin her maç defalarca yaptığı birbirinin kopyası olan, hiçbir sürpriz içermeyen bu ataklarına karşı artık daha sağlam ve bilinçli önlemler alıyor. Sezonun başında Fenerbahçe Gamova'yı ancak oyunun çok çok sıkıştığı anlarda sürekli kullanıyordu. Fakat son birkaç aydır bütün hücumlar Gamova'ya endekslendi ve haliyle özellikle arka hücumları artık çok rahat blok yiyor. Köşe ataklarında top bloğu aştığında gideceği noktalarda mutlaka bir savunma planı var rakibin. Gamova'nın yanında bir de Nati var tabi ki. Bunun dışında Fenerbahçe hiçbir şekilde ekstra bir oyuncu çıkaramıyor. Halbuki sezon başına bakarsak Eda Erdem'in, Seda'nın hatta Blom'un bile ciddi şekilde katkı yaptığı çok daha dengeli bir takım ve hücum yapısı vardı. Fenerbahçe şu son dönem itibariyle bu görüntüden çok çok uzaklarda.

Eda ve Çiğdem'in skora çok katkı yapmış gibi gözükmesi kimseyi yanıltmamalı. İki oyuncunun ürettiği sayıların 9'u takımın hücum setleriyle hiç alakası olmayan direkt servisten alınmış sayılar. Direkt atakla alınan sayılarsa toplam 11. 5 setlik bir oyun ve bu oyuncuların potansiyeli düşünüldüğünde çok kısır bir rakam. Eda'nın 3 setlik maçlarda bile bu rakamları rahat geçtiğini gördük daha önce.

Fenerbahçe'nin savunmadaki sıkıntıları da ayrı bir problem. Bu takımın savunma yükünü çeken 5 temel oyuncu var. Bunu daha önce de yazdım. Bunlar önem sırasına göre Nati, Nihan, Blom, Çiğdem ve Naz. Bu 5 oyuncunun aynı anda sahada olduğu kadro kombinasyonu bozulduğundan bu yana Fenerbahçe'de 3-0'la geçilen onlarca maçta dahi bir dengesizlik olduğunu görmüş ve bu blogda defalarca dile getirmiştim. Maç analizleriyle ilgili postlarda ufak bir araştırma yeterli. Seda'nın takıma girmesi, ardından Blom'un kenara çekilmesiyle yabancı kontenjanından dışarıda kalan Dirickx'in ilk altıya yerleşmesi Fenerbahçe'de bütün savunma dinamizmini bitirdi. Defanstaki tüm yük Nati ve Nihan'ın üzerine bindi. Bu oyuncular zaten takımın manşet yüküyle uğraşıyor, Nati üstüne hücumda da kullanılıyor. Haliyle hem Bergamo hem de bugünkü maçın son setlerinde Nati de fişi çekmek zorunda kaldı. 

Dirickx'in varlığının ön tarafta getirdiği bir blok zaafı var ki Blom'u bu noktada eleştirenlerin Dirickx'e neden yüklenmediğini anlayamıyorum. Bugün de her maçta olduğu gibi rakip Dirickx'in blok tuttuğu köşelerden çok rahat sayılar çıkardı. Bu zaaf artık iyice ayyuka çıktığından özellikle onun olduğu tarafa yığılan hücumlar izliyoruz. Fenerbahçe burada da kendi kendini vuruyor. Drickx'in blok tekniğinde bu saatten sonra giderilemeyecek eksikler var. Naz'la ikisi aynı boyda ancak Naz'ın blok tekniği olarak Dirickx'in bir kademe üstünde olduğunu belirtmek gerek. Bu boyla alakalı bir olay değil. Lo Bianco mesela çok kısa boylu bir pasör ancak blok zamanlaması ve tekniği sayesinde boy zaafını çok iyi kapatan bir oyuncu. Dirickx boy avantajını kullanamadığı için kendisinden kısa olan oyunculardan bile daha fazla gedik veriyor.

Fenerbahçe sezonun kalan kısmında hiç maceraya girmeden sezon başındaki ilk altısına dönmek zorunda. Karşıdaki rakipler serviste risk aldığında Fenerbahçe önce manşette dökülmeye ardından da her hattıyla aksamaya ve düzenden çıkmaya başlıyor. Üstüne artık ezberlenen hücum ritüelleri de sekteye uğradığında ciddi anlamda sahada kriz yaşayan bir takım izliyoruz. Mevcut kadro yapısıyla olması gereken ilk altı çok net: Gamova, Nati, Eda, Çiğdem, Blom, Naz ve liberoda Nihan. Seda'yı takıma monte etmek uğruna sezon başında makina düzeninde çalışan bu yapıyı bozmak sezon sonunda hiç umulmadık sonuçlar doğurabilir. 

Şu an ekstra bir transfer gelemeyeceğine göre artık mevcut fantastik kadrodan bir an önce olması gereken düzene geri döneceğini umuyorum Jan'ın. Bugün 4. setin ortalarında yaptığı hamlenin 3. setin sonlarında gelmesi gerekiyordu, Guidetti'ye cevap vermekte çok geç kaldı. Dirickx ve Seda bu kadar kötü oynarken neden artık geri dönülemez noktayı beklediğini gerçekten anlayamadım. İlk iki sette bütün direnci kırılan Vakıfbank'ın geri dönüş sinyalleri vermeye başladığı anda müdahale etmesi gerekirdi. Aynı sorunlar Cannes ve Bergamo'ya karşı da yaşandı ve Jan yine hamlelerinde geç kaldı. Blom belki servise karşı manşetlerde, hücum ve bloklarda çok süper istatistikler çıkarmıyor ancak Fenerbahçe'de Nati ve Nihan gibi iki temel taşı Seda'yla kıyaslanmayacak kadar rahatlattığı bir gerçek. Bu iki oyuncunun sorumlulukları azaldığında Fenerbahçe'nin oyun akışını sekteye uğratmak çok zor.

Tüm bu yazdıklarım Fenerbahçe'nin aslında sanıldığı kadar takım oyunu oynamadığını bireysel yetenekler üzerine kurulu olduğunun bir göstergesi. Nati veya Gamova'da yaşanan aksamayı takım hiçbir şekilde tolere edemiyor. Bergamo karşısında Gamova, bugün de Nati'nin durması Fenerbahçe'yi çok fazla etkiledi. Sezon başında da benzer kriz dönemleri oldu ama takım bu krizlere çok çabuk tepki verebiliyordu. Bugün bunu yapmakta çok zorlanıyorlar.

Fenerbahçe'de bir de oyuncuların rahatlığı mevzusu var. Takım her maça nasılsa alırız modunda çıkıyor. Bu kendine güven iyi bir şey yalnız birilerinin artık Türkiye'deki rakipleri bu kadar hafife almamaları gerektiği konusunda oyunculara ciddi bir uyarı yapması lazım.

Hakemlerle ilgili de iki satır yazmak gerek. Çizgi dışı-içi, blok-out, takdir hakkı falan bunlar bir yere kadar her maçta olan şeyler yalnız bugün iki takımın da en az 4 tane bariz top taşıma pozisyonu vardı ki hakemin bunları kendi olduğu tarafta bile gözden kaçırması çok eksi puan. Hakemler bugün basketbol maçı yönetir gibi yönettiler tüm maçı.

Vakıfbank bugün tüm Türkiye'ye Fenerbahçe'nin yenilebileceğini gösterdi ki bu çok önemli bir kırılma noktası olabilir. Bugüne dek rakipler belki set alırız umuduyla çıktığı Fenerbahçe'ye karşı neden ben de kazanamayayım gibi bir motivasyonla oynayacaktır. Kısacası Fenerbahçe kendi ayağına kurşunu sıkmış durumda. Vakıfbank bu performansı bir daha tekrarlayabilir mi ya da tekrarlasa bile Play-Off'ta devamlılık sağlayabilir mi bunlar biraz şüpheli fakat bu mağlubiyetin şu zamanda gelmesi telafisi çok zor kritik bir dönemde gelmesinden çok daha hayırlıdır Fenerbahçe için. 

7 Nisan 2010 Çarşamba

Medya, Bütçeler, Transferler, Wild Card ve Bilgi Kirliliği...


Fenerbahçe'nin Avrupa ikinciliği doğal olarak futbolla yatıp kalkan medya ve insanları birdenbire voleybola sürükledi. Milli takımın 2003'teki macerası gibi 2 gün boyunca voleybolla yatıp kalktık. Üstelik F4'teki maçlar da takımların adına yakışır mücadeleye sahne olunca insanlar voleybolun iyi oyuncularla oynandığında ne tür bir görsel spor olduğunu, heyecan olarak futbolu aratmadığını da görmüş oldular. Daha geçen yıl Eczacıbaşı Zentiva da F4'e adını yazdırmıştı ama şu ilginin onda birini göremedi. Tabi söz konusu takım Türkiye'nin en geniş taraftar kitlesine sahip kulüplerinden biri olunca bu ilgi de katlanarak artıyor. Medyanın voleybola ilgisi her ne kadar ağzımıza çalınan bir kaşık baldan farksız olsa da sevindirici bir gelişme. Ancak ortada bir sürü yalan yanlış haber ve yorum dolaşıyor. Hayatında daha önce hiç voleybol maçı izlememiş insanlar Fenerbahçe'nin niye kaybettiği konusunda kendi çaplarında ahkam kesiyorlar. Cengiz Çandar'dan tutun da Ercan Saatçi'ye kadar bugüne dek voleybol konusunda bir satır yazdığını görmediğimiz insanlar şu yüzden kaybettik falan gibi şeyler yazıyor. Hatta Sergen Yalçın bile yorum yaptı.

Fenerbahçe'nin bu başarısından sonra diğer iki ezeli rakipte de kıpırdanmalar olduğuna dair söylentiler geldi. Beşiktaş'ın mevcut yönetim düzeniyle herhangi bir atılım yapacağına inanmıyorum. Şampiyon Hentbol takımına  hediye olarak kol saatini layık gören bir yönetimin futbol dışı branşlarda ne gibi bir atılımı olabilir ki. Beşiktaş taraftarıyla yönetimiyle tamamen futbol merkezli bir camia haline geldi ve bundan da gocunduklarına şahit olmadım daha. Bu yüzden Beşiktaş tarafında bir şeylerin değişeceğini sanmıyorum.

Gelelim Galatasaray'a. Adnan Polat'ın amatör şubelerde biraz daha baskın bir kulüp haline gelme eğilimi var fakat bu işler öyle birdenbire olmuyor. Bir kere Galatasaray'ın karşısında seviye olarak çok yukarılarda 3 tane sağlam kulüp var. Herkes Fenerbahçe Acıbadem'in buralara bir anda geldiğini sanıyor fakat bu takımın 5 yıldır Acıbadem'le birlikte nasıl bir süreçten geçtiğini ancak yakından takip edenler bilir. 2. ligden çıktığından bu yana kararlı şekilde şampiyonluğa oynayan, Eczacıbaşı'na lig ve kupada sayısız final kaybeden bu takım her yıl üzerine biraz daha koyarak buralara gelmeyi başardı ve bir zamanlar set aldığında sevindiği Eczacıbaşı'yla rolleri değiştiler.  

Galatasaray'ın şubeye 10 milyon dolar yatırım yapacağı haberleri basında çıkıyor. Bir kere bu haberlerin kaynağını da bildiğim için tamamen rating amaçlı olduğunu belirteyim. Bu yıl Galatasaray kulübünün erkek-bayan voleybol takımları için zorlukla ayırabildiği toplam bütçe bu paranın yarısına bile erişmezken sadece bayan şubesine nasıl böyle bir bütçe ayrılabilir? Hiçbir getirisi olmayan bir branşa sponsorsuz 10 milyon dolar yatırabilecek tek bir takım bırakın Türkiye'yi Avrupa'da dahi yok. Böyle bir bütçe ancak voleybolun ulusal spor olduğu Japonya'daki takımlarda olabilir. Bu abartı rakamlar sevgili medyamızın voleybol endüstrisine ne kadar uzak kaldığının da ayrı bir örneği. Bütçeler konusundaki sallamasyonlara bir örnek vereyim.

Fenerbahçe'nin yurda dönüşünde NTVSpor muhabiri, Çiğdem Rasna'ya sizin 4-5 katı bütçelere sahip kulüplerle başa baş oynadınız gibi bir soru sordu ki gülmekten kendimi alamadım. Bunun gibi 20 milyon dolarlık takımlar diye başlayan cümleler gördüm ki erkek voleybolda bile böyle bir takım olduğunu sanmıyorum. Muhabirin bu yorumu bilgi kirliliği mi yoksa eksikliği mi bilemiyorum. Avrupa'da bütçesi en yüksek bayan voleybol takımları Villa Cortese, Fenerbahçe Acıbadem, Bergamo, Cannes, Pesaro, Novara ve Vakıfbank Güneş Sigorta'dır. Tüm bu takımların bütçeleri de 4-6 milyon dolar aralığında seyrediyor. Hadi en fazla 7 milyon dolar olsun. ama hiçbirinin 10 milyon dolar gibi bir bütçesi yok. Fenerbahçe'nin bütçesi de Bergamo'nun dörtte biri olmadığı gibi Bergamo'dan daha yüksek. Fenerbahçe Acıbadem bugün Avrupa'nın en büyük bütçeli takımlarından biri belki de birincisi. Tam emin değilim ama Villa Cortese'yle eşit ya da daha düşük olabilir ama Cortese dışında Fenerbahçe'den daha yüksek bütçeli bir bayan voleybol takımı kesinlikle yok. Tabi bu bütçeler bu yılki rakamlar. Özellikle ekonomik kriz yüzünden çoğu sponsor ya tamamen çekildi ya da yatırımlarını hatırı sayılır oranlarda kıstı. Önümüzdeki sezon 10 milyon dolar bütçeli takımlar olabilir fakat tekrar üstüne basarak söylüyorum ki bu sezon böyle bir takım yok. 

Fakat İtalyan takımlarının bütçelerini değerlendirirken onların diğer Avrupa takımları kadar fazla para harcamaya ihtiyacı olmadığı faktörünü göze almamız gerek. Her şeyden önce İtalyanların yerli oyuncu kalitesi diğer ülkelerle kıyaslanamayacak kadar yüksek. Bunun yanında voleybolun NBA'i gibi bir konumda olan İtalya Ligi'nde rekabetin getirdiği o büyü oyuncuları çok büyük maddi beklentilere girmeden zaten kendisine çekmeye yetiyor. Türkiye'de 5 liraya oynayan bir oyuncu İtalya'da 2 liraya oynamayı seve seve kabul eder. Aynı şekilde İtalya'da 5 lira alan bir oyuncuyu Türkiye'ye çekebilmek için 10 lira vermek zorundasınız. Dolayısıyla Fenerbahçe, Vakıfbank, Moskova, Cannes gibi İtalya dışı takımların büyük bütçe avantajları burada nötrleniyor. Bu takımlar her şekilde İtalyanlardan daha iyi bütçeler kurmak zorundalar. Bunun yanında sponsor olayı var bir de. Mesela Fenerbahçe sadece Acıbadem sponsorluğunun eline bakarken, Asystel Novara'nın tam 40 farklı sponsoru var.

Daha transfer dönemine epey bir zaman olmasına rağmen medya ne kadar tanınmış oyuncu varsa kulüplerimize transfer etmeye başladı. Futboldaki gibi bir durum söz konusu. Tabi bunu yaparken göze hitap etmeyi de unutmuyor sevgili medyamız. Voleybolda göze hitap etmek dendiğinde akla gelen ilk isimlerden biri Piccinini elbette ki. Piccinini'nin Galatasaray'a geleceğine dair bir haber vardı Takvim Gazetesi'nde. Piccinini'nin Bergamo'yla hali hazırda mevcut uzun süreli kontratını ve bu kontratı fesh etmek için gereken bol sıfırlı rakamları es geçiyorum sadece örnek amaçlı yazıyorum. Piccinini de dahil istediği parayı verdiğinizde Türkiye'ye gelmeyecek bir voleybolcu yok Avrupa'da. Yalnız Piccinini gibi kariyeri boyunca hep en üst seviyelerde oynamış bir oyuncuyu sadece lig şampiyonluğu için buraya getirmeniz biraz zor. Galatasaray böyle bir transferi yapmak istiyorsa önce Şampiyonlar Ligi'ne gitmenin bir yolunu bulmalı. Bunu bu yıl yapmaları bana göre imkansız. Şampiyonlar Ligi'ne sadece iki takımla katılabiliyoruz. Biri şampiyonumuz oluyor doğal olarak. İkinci takım içinse CEV'in bize verdiği Wild Card kontenjanını kullanıyoruz. Federasyon da Wild Card'ı ya final oynayan ya da normal sezonu lider bitiren takımdan yana kullanıyor. Organizasyona aynı şehirden 2 den fazla takım katılamadığı ve Telekom'un kepenkleri indirmesiyle İstanbul dışında böyle bir takımımız da kalmadığı için ikinci bir Wild Card alabilmemiz mümkün değil. Galatasaray Play-Off'ta final oynamadığı sürece ligi 4. bitirmiş sayılacak. Üzerinde yer alan 3 takım da hem bütçe hem kadro olarak zaten Galatasaray'ın önünde. Bu takımlardan ikisi sırayla Wild Card alacaklar ve ancak iki takım da katılmayı reddederse Galatasaray'a böyle bir şans doğabilir. Vakıfbank, Fenerbahçe, Eczacıbaşı gibi hedefleri daima Şampiyonlar Ligi'ne katılmak olmuş takımlar tek wild Card için bile birbirlerini yerken Galatasaray'a sıra geleceğini hiç zannetmiyorum.

Bir de Fenerbahçe taraftarının Lo Bianco sevgisi var. Lo Bianco daha bu sezon başında iki yıllık sözleşmeye imza attı. Fenerbahçe Bianco'yu ikna etse bile Bergamo'ya çok fahiş bonservis bedelleri ödemeden böyle bir transfer olamaz. Fenerbahçe sezon başında Naz için çok yüksek bir bonservis ödedi üstüne bütçesini zaten Gamova ve Nati transferleriyle iyice zorlamışken toplamda bu üç oyuncunun maliyetinden daha yüksek bedellere gelebilecek başka bir transferi daha kaldırabileceğini sanmıyorum. Tek bir oyuncu için bu kadar para ödemek ne kadar akıllıca bir davranış olur tartışılır. Yabancı sınırlamasına değinmedim bile.

6 Nisan 2010 Salı

Kumi Nakada'dan Fenerbahçe taraftarı yorumu...


Box sağolsun bir link gönderdi. Cannes'daki maçları izleyen bir Japon hanımefendi maçlar sırasında Fenerbahçe taraftarı yüzünden sıkıntılı anlar yaşamış ve bunlara bloğunda yer vermiş. Japonca bilmiyorum ama Google Translate'ten anladığım kadarıyla epey korkutmuşuz kızı :) Bir de yukarıdaki fotoyu koymuş. Merak edenler bloğun Google Translate linkine buradan ulaşabilirler.

Edit: Bu arada hanımefendinin kim olduğuna da bakmamışız iyi mi :) Efendim kendisi Japonların efsane pasörü Kumi Nakada oluyor ve hali hazırda Novara'nın teknik kadrosunda görev yapıyor.

5 Nisan 2010 Pazartesi

Kuyuya Atılan Taş


Fenerbahçe camiasının senelerdir bir türlü üzerinden atamadığı bir huyu vardır. Yıldız oyunculara tapınma. Sırf bu nedenle senelerdir futbolda bir türlü gerçek bir takım hüviyeti ortaya koyulamıyor. Bir sistem oturtmaya yönelik hiçbir uzun vadeli plan tutmuyor. Camianın bu hastalıklı anlayışı malesef yavaş yavaş voleybola da sıçramaya başladı korkarım ki. 

Fenerbahçe Acıbadem'in ikinciliğinden sonra, ki büyük bir başarıdır, bütün olay kupanın neden kazanılamadığına odaklanmış durumda. Cengiz Çandar da onca tartışmanın içinde kuyuya hiç olmadık bir taş salladı. Söylediğine göre Gamova seneye Federasyon'un yabancı sınırlamasına göre pasör transfer edilip edilmeyeceğini sormuş ve buna göre kalıp kalmayacağına karar verecekmiş.

Gamova gerçekten böyle bir şey söylemiş olabilir. Smaçörler elbette ki kendilerine uygun pasör isterler ancak Fenerbahçe'de tartışmalar yanlış yönlere kayıyor. Fenerbahçe takım olarak defans, servis karşılama, blok gibi hayati faktörlerde Bergamo'nun gerisindeydi. Bunu final maçındaki rakamlara bakarak da görebilirsiniz. Bu eksikliğin temel nedeni sezon başı takımın kurulumunda yapılan bazı hatalardı. Manşet yükünü sadece Osmokroviç ve bu alandaki yeterliliği her zaman tartışılan Nihan Yeldan'ın üzerine yıkmanın takımı bir yerde durduracağını bu bloğu açtığım günden beri yazıyorum. Hadi bizim yazdıklarımız amatör bir eleştiriden öteye gitmiyor ama Dağhan Irak gibi bu işin kompetanı olmuş, senelerini voleybola vermiş isimler de bu eksikliği defalarca dile getirdi. Nihan'ın yetersizliğine bir de bu seviyede manşet yükünü kaldırıp kaldıramayacağı büyük soru işareti olan Çiğdem de eklenince Fenerbahçe'de servis karşılamada tek sağlam kale Osmokroviç kaldı. Blom'un ön alana geçtiğinde hücum ve blokta yaşattığı sorunlar onun da etkin kullanımı engelliyor. Fenerbahçe, Bergamo'yla kıyaslandığında Merlo, Del Core ve Piccinini gibi üç sağlam manşetçiye bir manşetçiyle cevap verebildi ve sonuç olarak kaybetti. 

Gamova Olimpiyat Finalinden tut, Şampiyonlar Ligi'ne kadar kaç tane şampiyonluk kaybetmiş bir oyuncu. Hem de tartışmasız dünyanın en iyi pasörlerinden biriyle oynamasına rağmen. Dün kaybedilen bu finalde tek sorun pasörün top dağıtamaması değil. Cannes maçının beklenenden daha yorucu geçmesi, Gamova'nın o günkü performansıyla final maçı için sıfırı tüketmesi, blok zaaflarımız, yukarıda yazdığım manşet problemleri, blokların yetersiz kalmasıyla iyice çaresiz düşen defansımız,  servislerde standart yakalayamamız ve genel olarak İtalyan takımlarının kendi liglerinin getirdiği dinamizm ve tecrübeye sahip olmamamız gibi bir sürü faktör maça etki etti. Bunlar hepsi bir bütün olarak ele alınmalı. Ama Cengiz Çandar'ın bu kendini bilmez açıklamaları bütün tartışmayı döndürüp dolaştırıp Pasörler-Gamova ilişkisine getirecek. Fenerbahçe camiası gene resmin tamamını bırakıp yıldız oyuncu saplantısıyla sorunu çözmeyecek yerlere eğiliyor. Dünkü maçta Del Core ve Seda'nın takımlarını değiştirseniz Lo Bianco bile Bergamo'yu kurtaramayabilirdi.

Fenerbahçe'nin yabancı konusunda Federasyonu etkilemeye çalıştığı çok açık. Bir kere Federasyon zaten eldeki gelecek vaad eden en önemli pasörün yedek kalması yüzünden rahatsız. Kalkıp da Gamova pasör istiyor diye kuralı değiştirmez. Fenerbahçe madem böyle bir kampanya başlatacak bunun zamanlaması bu kadar kötü seçilemezdi. Cengiz Çandar'ın yaptığı tam anlamıyla aymazlıktır. Bu takımın hali hazırda 3 tane pasörü var ve sezonun bitmesine daha 1 ay var. Bu oyuncuların yerine kendinizi koyun. Nasıl bir ruh hali içerisine girer bu oyuncular. Bunu düşünemeyecek kadar mı uzaksın mevzulara Cengiz Bey?

Gamova kalitesi tartışılmayacak bir oyuncudur elbette ama voleybol=Gamova veya x bir başka oyuncu değildir. Toplamda Osmokroviç'in bu takıma verdikleri Gamova'dan daha fazla. Birilerinin istekleri göze alınacaksa bunu en çok hak eden isim O'dur. Gamova'nın arzularına göre takım şekillendirilecekse takımın ismini de Fenerbahçe Acıbadem Gamovaspor yapalım, takımın koçluğunu da Gamova yapsın. Jan De Brandt bazı saplantılarına rağmen hep beğendiğim ve desteklediğim bir koçtur. Fenerbahçe yönetimi Cengiz Çandar zihniyetiyle hareket etmeye kalkarsa umarım Jan burada gerekli hamleleri yaparak yönetimi ikna eder yoksa Fenerbahçe için voleybolda Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu çok uzak bir ihtimaldir benim görüşüme göre.

Fenerbahçe tıpkı bir Bergamo gibi makina düzeninde işleyen bir sistem takımı mı olmak istiyor yoksa yıldız oyuncusunun götürdüğü yere kadar giden bir Novara, Vakıfbank, Telekom olmak mı? Dün tarafsız gözle izleyen herkesin söylediği gibi finalde her anlamda Olimpiyat Şampiyonu bir takım gibi oynayan Bergamo kaybetseydi bu voleybola ihanet olurdu. Bu seviyeye gelmek, gerçek bir takım olmak tek tek yıldız oyuncuların kaprislerine boyun eğerek olmaz, olamaz. Buraya kadar hep sağlam adımlarla gelmiş bir takımı ve bunca yatırımı futboldan kalma alışkanlıklarla heba etmeyiz umuyorum.

3 Nisan 2010 Cumartesi

Finaldeyizz!!!!!


RC Cannes 2 Fenerbahçe Acıbadem 3

(25-18, 19-25, 18-25, 25-17, 21-23)

Tarih Şampiyonları Yazar...

Teknik taktik ne konuşulabilir, yazılabilir diye düşünüyorum epeydir ama insanlar tüm bunları zaten yeterince konuştu, yazdı. Bu saatten sonra gereksiz bilgiçlik taslamaya, aynı şeyleri tekrar tekrar yazmaya lüzum olduğunu sanmıyorum.

Fenerbahçe kulüp tarihinde sadece benim son dönemde hatırladığım 4 ayrı Final-Four var kaybedilmiş. Ülke olarak Cev, Top Teams gibi kupalarda yüzümüz güldüyse de Şampiyonlar Ligi'nde Türk takımları defalarca Final-Four'lardan boynu bükük ayrıldı. Yarın tüm bu makus talihi yenmenin ilk adımı olabilir.

Rakip, Avrupa'nın en önemli voleybol kültürlerinden birine sahip, gerçek bir voleybol efsanesi. Arkalarında voleybolu çok iyi bilen binlerce seyirci olacak. CEV, hakemler kimse bu derece masraflı bir organizasyonda bütün planlarını bu maçlar üzerine kurmuş evsahibinin daha ilk günden elenmesini istemez. İşler gerçekten kolay değil ama Fenerbahçeli oyuncular aylardır bu maçı bekliyorlar. Angarya gibi geçen onlarca maçın ardından tüm sezonun hedef maçı geldi. Tüm yatırımların, idmanların, emeklerin karşılığının alınacağı yer burası. Bunun bilincindeler elbette ki.

37 maçlık bir galibiyet serisi, kazanılan 111, kaybedilen yalnızca 6 set. Hatta geçen yılki final serisini de sayarsak 39 resmi maçtır yenilmeyen bir takım. Tüm bunlar muazzam istatistikler ama yarın alınabilecek bir mağlubiyet tüm bu rakamları anlamsız kılacak çünkü tarih sadece sonuna kadar giden şampiyonları yazar, gerisi ancak kıyıda köşede istatistik olarak kalır. Tarihe adınızı unutulmayacak şekilde yazdırma fırsatı elinize kadar gelmişken neden bu efsane sezonu efsane bir şampiyonlukla taçlandırmayasınız.

Yolunuz açık, şansınız bol olsun Melekler...

25 Mart 2010 Perşembe

Twitter Adresi


Twitter hesabını açalı baya oluyor ama daha hiç kullanmamıştım. Bloğu çok aktif kullandığım söylenemez şu aralar ancak Twitter'da durum biraz daha farklı olacak sanırım. Uzun uzun yazmaya gerek olmayan konularda daha pratik dolayısıyla blogdan daha güncel olabilir. Zaman gösterecek artık. Takip etmek isteyenler http://twitter.com/attack_line adresini kullanabilir.

24 Mart 2010 Çarşamba

Neşve Büyükbayram Röportajı



Emre Yazıcıol bloğunda Eczacıbaşı Zentiva'nın genç yıldızıyla yaptığı uzun ve detaylı bir röportaj yayınlamış. Yaklaşık 3 haftalık bir röportaj ancak ben daha yeni gördüm. Okumak isteyenler buradan ilgili linke ulaşabilirler.

21 Mart 2010 Pazar

Challenge Cup ve giden hayaller...


Galatasaray, tek bir yabancısı bile olmayan ama senelerdir bir arada oynamanın avantajını oyunun her anında kullanan Asterix'e 3-2 kaybederek çok önemli bir fırsatı kaçırmış oldu. Belçika a takımlar seviyesinde pek bir numarası olmasa da son dönemde altyapılarda çok ciddi bir yapılanma içerisinde. Bunun da en bariz örneklerinden biriydi Asterix takımı. Evet Challenge Cup çok fazla prestiji olan bir kupa değil ancak ne olursa olsun bu noktaya geldikten sonra, böylesine genç ve bütçe olarak bizim hayli gerimizde olan bir takıma elenmek üzücü. Burada alınacak bir kupa camianın dikkatini çekebilir ve belki de önümüzdeki yıllar için kulüp yönetimini daha farklı bir motivasyonla daha iyi yatırımlara sevk edebilirdi. 

Maç aslında Galatasaray'ın sezonun başından beri yaşadığı kronik sorunların bir özeti gibiydi. Manşet zaafı, blokların yerleşememesi, hücumda Ivana dışında sorumluluk alan oyuncu olmaması ve tabi ki bir seti diğerine uymayan takımın genel karakteri. Bunları bloğu açtığım günden beri yazıyorum. Çoğu insanın sandığının aksine Galatasaray geçen yılki kadronun üzerine bir basamak yukarı çıkmış değil. Ligdeki diğer takımların geriye gitmesi Galatasaray'ı sanki geçen yıldan daha iyiymiş gibi gösteriyor. Şu an ligde 4.lüğü garantilemiş olmalarının nedeni de bu aslında. Telekom'un çekildiği, Eczacıbaşı, Beşiktaş, Ereğli, Karşıyaka gibi takımların geçen yıla göre çok düşük performansta kaldığı bu ortam Galatasaray'ı 8.'likten 4.'lüğe taşıdı. Yoksa Galatasaray kendini yukarı çekmiş değil.

Galatasaray'ın futbol dışındaki diğer branşlarda da yaptığı çok kritik bir idari hatası var: Her yıl yeni baştan takım kurmak. Bu yıl da voleybolda aynı mantık güdüldü. Biraz da ezeli rakip Fenerbahçe'nin transferlerinin gazıyla diyeyim, neredeyse bütün takımı baştan değiştirdiler. Halbuki geçen yılki takımın sil baştana gereksinimi yoktu. Bunun yerine üç-dört nokta transferle iyi bir takım kurulabilir daha da önemlisi bir kadro istikrarı sağlanabilirdi. Fakat geçen yıl sanki çok kötü bir sezon geçirilmiş gibi yepyeni bir takım kuruldu. Transferlere baktığınız zaman ileriye dönük bir hamle de görmek mümkün değil. Geçen yıl daha genç ve tecrübesiz bir takımla sürpriz bir şekilde play-off yarı finali yapıldı. Bu yıl daha tecrübeli ve pahalı bir takımla da bunun ötesine geçilemeyeceği şimdiden belli. 

Peki Galatasaray yönetimi bunun farkında mı? En önemli sorun burada. Galatasaray'ın mevcut kadrosu kurulurken büyük yanlışlar yapıldı. Bir kere Valeska ve Deniz yanlarında da Ayça gibi çok üst düzey olmayan bir liberoyla manşet zaafı yaşamamanız mucize olur. Bunu bu yıl defalarca gördük. Bu oyuncuların kariyerleri belli. Yav biz bu kadar iyi bir kadro kurduk nasıl böyle oldu diyen varsa gerçekten voleyboldan anlamıyordur. Galatasaray'ın bir diğer sorunu da hücumda top öldürememek. Smaçörünüzün manşeti kötü olur ama hücumda sorumluluk alır. İşte bu kadroda böyle bir durum da yok. Her iki smaçör de hücum yönünden vasat isimler. Öyle olunca bütün olay Ivana'ya kalıyor ve Ivana'nın da en büyük rahatsızlığı top öldüremediği zaman kendini iyice salması. Bunu aylar önce bir yazımda yazmış ve Ivana'nın alternatifsizliği Galatasaray'ı çok kötü yakacak demiştim. O da sezonun en kritik maçına denk geldi. Bir oyuncuya hücumda bu kadar çok yük bindirirseniz elbette ki bir yerden sonra kayış kopacak. 

Önümüzdeki sezon Galatasaray'ın voleybol yatırımı ne seviyede olur bilmiyorum. Kulüple çok içli dışlı değilim fakat yine sil baştan bir kadro kurulursa hele ki bu sezonki gibi dengesiz bir şekilde kurulursa sonuç yine hüsran olur. Yapılması gereken şey önce takımdaki arızalı yerleri iyi belirleyip buna göre taşları yerine oturtmak olmalı. Galatasaray yönetimiyse her yıl temeli kurmadan yeni kat çıkmaya kalkıyor. Önümüzdeki yıl için manşeti iyi bir smaçör mutlaka şart. Liberonun değişmesi de bir diğer gereksinim. Yönetim tüm takımı yenilemek yerine temel taşları elinde tutar, iki tane nokta transfer yapar ve daha önce yazdığım gibi Dilara'yı takıma kazandırmayı başarırsa önümüzdeki yıl çok daha iyi bir takım izleriz. Bu demek değil ki Galatasaray şampiyon olacak, kupaları toplayacak. Başarı hiçbir zaman birdenbire gelmez hele karşında hem bütçe hem kadro olarak çok iyi ve oturmuş takımlar varken. Bu rakipleri geçmek kolay değil elbette fakat en azından evet Galatasaray ciddi ciddi bir şeyler yapıyor, her yıl bir seviye yukarı çıkıyor, bir karakter oluşturuyor diyebiliriz. Ve bunu ligdeki diğer takımların durumundan bağımsız olarak söyleyebiliriz. Bugün elimizde olan tek bir gerçek var. Galatasaray takım olarak geçen yıldan daha kötü ve ligde de diğer takımların kötü olmasının ekmeğini yiyor. Umuyorum önümüzdeki yıl çok daha istikrarlı bir takım izleriz.

19 Mart 2010 Cuma

Dilara Bilge



Galatasaray'da Deniz Hakyemez'in sakatlığı sonrası tartışmalar manşet gücünün düştüğü ekseninde seyrediyor ancak pek konuşulmayan bir konu var ki o da Deniz'in yerine forma şansı bulan Dilara Bilge'nin Galatasaray'ın hücum gücüne ciddi bir alternatif getirdiğidir. Galatasaray takım olarak Deniz Hakyemez varken de zaten manşet zaafı yaşıyordu yani sakatlıktan dönse bile manşet konusunda takıma vites attıracak değil. Dilara  fiziksel özellikleri bakımından çapraz oynamaya gayet müsait bir oyuncu. Manşet sorunu 4 numarada oynaması halinde onu servislerde zayıf halka konumuna sokuyor elbette. Çaprazdan devşirilen tüm 4 numaraların ortak sorunu budur. Bu noktada Galatasaray'ın manşeti Dilara'dan daha iyi olan Ivana'yı 4'e çekip Dilara'yı çapraz oynatması bence mutlaka denenmesi gereken bir seçenek olmalı. Sezon başından bu yana yazdığım gibi Ivana dışında skor alternatifi sıkıntısı çeken Galatasaray'da hücuma Deniz'den çok daha fazla katkı yapacağı bir gerçek. Galatasaray sezonun bundan sonraki kısmında Dilara'yı daha çok kullanarak herhangi bir şey kaybetmez. Bu takımın Play-Off'ta final oynaması bile çok zor. Kalan yaklaşık 10 maçlık periyotta Dilara'yı kazanmaya çalışmaları çok daha önemli bir adım olur. Bundan 5 yıl önce Fenerbahçe de Seda'yı kazanmak adına 2-3 sezonu gözden çıkarmıştı. Dilara da neden Galatasaray'ın Seda'sı olmasın ki?